Değinmek gerekir – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Tarih, geçmişi inceleyip, kurallarla şekillendiren bilim dalıdır. Önemli ince noktalar vardır. Kolayca, bilimsellikten idolojik güncel eksenine geçiş de kolaydır. Geçmişi incelerken, bilimsel ilkeler yerine, günümüz resmi idolojisi kurgulanarak, geçmiş yaratılan siyasal esruman haline de gelişine sık sık tanık olmaktayız. Özellikle, geçmişi günümüz idolojik çıkarına göre şekillendirme konumuna kolayca sokulur. Bu nedenle tarih hem önemli bilimsel kuram olurken, ayni zamanda, resmi idolojinin günlük hegemonya kurma aracı olarak da üretilmektedir. Hele de geçmiş ile günümüzü birleştirirken, tabusal deyer koymak, ulusal eksene oturtup dokunulmazlık yaratma teknikleriyle, kitlesel karşılıkla da yanlışların güncelleşip hegemonlaştırılarak, geçmiş adıyla da bolca tarih yazılımları da gerçekleşiyor. Nitekim, deyişen koşula veya çıkara göre tabusalaşan resmi tarihin ansızın tam tersinin de idolojikleşip siyasal faydacılığa sokulduğunu son günlerde bolca tanık olmaktayız….

Gün 30 Ağustos. Türkiyenin önemli tarihi günüdür. Hiç tartışılmadan, aynen, K. Kıbrısta da kabulenir. Tıpkı tartışılmadan öteki Türkiye resmi olgularında olduğu gibi. Aradan 98 yıl geçti. Normal geçiş olsa, şimdi çok başka sözleri ekranlarda, politikacılarda duyacaktık. Asrı dolduran tarihi geçmişlerin, toplumsal kabullenmesiyle birlikte, yeniden sorgulanması veya dyeiştirilip başka alana çekilmesi kolay olmayacaktı. Sadece şu noktayla yüzleşelim: “Eğer” aradan geçen 98 yıl olduğunu bilmeden yaklaşsak, son 30 Ağustos Türkiye tartışmalarını anlayamayız. Sanki geçmiş sonlanıp sanki şimdi oldu. Üstelik devlet ile belirli Kemalist kesim arasında uçurum farklılığı bir Zafer Bayramı ekranlarda dolaşmaktadır. Öyle ki, Devlet resmen Malazgiti resmi kutlarken, Ayasofyanın dönüşümü ile kitleler toplatılırken, Pandemi adıyla da Zafer Bayramının kutlanma engelinin olması çok fazla sorgulamaya açık haldedir. Üstelik, kıyas olsun, bakış açıları ve nicesi sanki yeni Cumhuriyet geçişi ile Osmanlı ikilemli koşullardaki yönetim Osmanlı hakimiyetli ortamda kendimizi buluruz. Belli ki 98 Yıl sonrasında, fazla mesafe alınmayıp, Zafer döneminde dahi olmayan koşullar şimdi resmen ayrışmalı şekilde yaşanmaktadır. Önem verme veya içerik konusunda epey farklı bir 30 Ağustos yaşadık.

Türkiyedeki devlet dönüşümü ile kurgulanıp resmileştirilen tarihin de yeniden yazılımını, göstere göstere yaşıyoruz. Öyle ya 98 Yıl sonra, sanki hiçbir gelişme olmamış gibi konunun tartışılması, öneminin dyeişik açıdan ele alınışı, üstelik devlet eksenli kararlarla oluşumu, bize hem Türkiyenin geldiği nokta hem de tarihsel kurumsallaşmanın nedenli tartışılır bakışında sıkıştırılmaktadır. Elbet, abartı veya saptırmalar da bolca oluyor. Yeniden öteki resmi tarih olgularla konuyu dengelemesi, Malazgit gibi veya abartarak tabusal hamaset damatarak ayakta tutma ikilemi, karşımıza tarih adıyla ama güncel politik gerçeklikli idolojik tarihi karşımıza getirdi. En ufak gerçek şu: tam 98 yıl sonra eğer bu durumdaysak, üstelik kaybeden Osmanlı canlanışı devletin görünümü haline geliyorsa, demek ki uzun zaman sonra, siyasal olarak ileriye dyeil geriye doğru yönelişin kanıtıdır. Zaten, ısrarla “2023” boşuna denilmiyor.

Önemli kanıtlardan birisi de senelerdir öğretilen resmi tarihe ve tabusalaştırma derecesine rağmen, hem de yönetimden gelen karşı hamlenin oluşudur. Elbet Türkiyede Kurtuluş savaşı yapılarak bağımsızlık kazanıldı. Zafer Bayramı da önemli dönemeçlerden biridir. Ancak, aradan geçen asra rağmen, ilgili tartışma noktasına geliniyorsa, burada önemli başarısızlığın kanıtı netdir. Üstelik, konu devlet denetiminde hamleler, siyasal gelişmeler de oluyorsa. Bu gerçeği doğru okumak gerekir…

Ayrıca, ezber öğretiyle, tabulaştırme yönteminin hem eğitimde hem de kültürel olarak da zayıflığının işaretidir. Senelerdir öğretiyle, siyasetle kurumsalaşrtırılan resmi tarihteki birçok tarihsel imkarın da olması, bu zayıf noktayı, dönüşümde kulanma şansını da veriyor. Üstelik, kulanılan devlet gücü ve idolojisi, bu defa tersinden kulaanılıyor. Bu karşımızda günlerce 30 Ağustos Zafer bayramı konusunda yaşandı. Önemli olan, resmi idolojikleşip geçmişler kurgulanmasının, devlet kaybı veya güç eksilmesiyle birden tersinin de olası olmasının da gerçekleşmesidir. Geçmişin yeniden yaşanamıyacağı koşulu vardır. Ama, kurgulanan ve boş brakılan bazı durumlar, ilerde başkası tarafından ayni yöntemle kendi resmi idolojik güncelleşmesiyle kulanılır. Türkiye hala geçmişiyle yüzleşemedi. Üstelik, bazı konuları suskun, bazılarını da tersinden tarihselleştirdi. Bir ötekileştirerek tavırlaştırma politik duruş da hep kulanıldı. Uygulama deyil de lafla tabuyu kulanma durumu oluştu. Bu eksiklikler ile istenen hedefin gerçekleşememesinin boşluğunu, yeniden yok saydırtılan geçmişin kendisini karşımızda bulduk. Osmanlı ile sorgulaama yapılmaması. Kurtuluş savaşında, yenilenlerden birisinin de Osmanlı llup bitiği sonucu net şekilde tarihsel eksene koydurtulmadığı için, başarısızlık ve fırsat sonucu, sonlandı denilen görüşler karşınıza devlet olarak geldiğinin tartışmasında kendimizi bulduk.

Ayni yanlış bizde de sürüyor. Türkiye sorgulanmadan, orada ne oluyorsa, buraya da taşınıyor. Ama, bazı ilginç pişkinlikler de var! sSanki burası altın çağdaşmış gibi de kendimizi hep savunuruz. Halbuki hem Türkiyeyi tarihi ile net olarak anlasak, buradaki koşulları doğru yerinde yorumlasak, alınacak çok ders vardır. Tarih bu nedenle önemli. Kurgulatılıp resmi idoloji yapılanış, hem birikimini bunun üstüne koyarsın, hem de yanlışlarla geleceği de belirlersin. Bu gerçeklik, doğru yönde gitmeyince, şimdiki Türkiyedeki gidişin kendisi de hortlar. Hep kurtuluş savaşında takılınıp karşıtlık da verilemiyor. AKP siyasal ajandaı malum. Her hamle ona göre yapılıyor. Kemalistler özellikle partiler sadece klasik bildik kuralda takılıp kaldılar. Hat ta çoğu hamlenin de yanında durdular. Belkide kendilerinin de taşlandırdıkları bu noktadan da kaçış yöntemleridir. Dinseleşme, tarikatlar, yeniden tarih yazılımları zinciri devam edip gidiyor. Bakalım nereye kadar.

- Advertisement -
- Advertisement -
5,936BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,048TakipçilerTakip Et
13AbonelerAbone

Diğer yazıları

Birkaç satır da Türkiye’den – Özkan Yıkıcı

Konuyu K. Kıbrıstan yazdığımı aklınızdan çıkarmayın. Ayrıca, onca Türkiyeleşmeye karşın, burada Türkiyedeki gelişmelerin çoğunun haber yapılmadığını da bilin. Yazılacakların önemi kadar buradaki kamuoyu bakışı...

Kuzey Kıbrıs’tan Suriye’nin kuzeyine mesaj – Özkan Yıkıcı

Hepimiz yaşayarak şunu diyorduk: 74 yılında Türkiyeye Kıbrısa çıktığında, yeniden çıkacağına kimse inanmıyordu. Tüm ezberlere ve anlaşmalara karşın, Türkiyenin misafir deyil kkalıcılaşmak için elinden...

Gelişmelerle siyasal döngü – Özkan Yıkıcı

İnsan yaşamının ilk önemli kanıtı, ilgili yerde su olmasıdır. Bu gerçeklik kaçınılmaz ilkedir. Son günlerde ise başta Lefkoşa ve Mağusa olmak üzere K. Kıbrısta...

Akıl tutulmasıdan fırsatçılığa – Özkan Yıkıcı

Yaklaşık 6  aydır, Kovit salgınıyla kalkıp yatıyorouz. Daha başlangıçtan, başarı hikayeler de uçuşuyor. KOltukcular “yiyi yönetiklerini” muhalefet de “halk dalkavuklukla” ayni masalı taşlandırıp duruyor....

Gerçekleri inkâr etmenin algılanması – Özkan Yıkıcı

Bilimi immkar edersek, gerçeklerden koparsak, haberde bilgi yerine algıyla iletişim yapılırsa, sonuçta banbaşka bir dünya oluşturulur. İmkar, ret ve algı cihaletiyle kurgulanan siyasal idolojikleşme...

YKP basın açıklamaları

İstirdat savaş nedenidir, savaşa hayır, yaşasın barış!

Yeni Kıbrıs Partisi Sekretaryası'nın 1 Eylül Dünya Barış günü nedeniyle yayınladığı açıklama şöyle: Bugün bölgemiz savaş, silahlı çatışma ve yeni askeri müdahalelerin ve işgallerin sürekli...

Hukuksuzluğa karşı direniş her yerde

YKP Sekretaryası mahkemelerde süren davaları değerlendirdi. Açıklama şöyle: YKP dahil birçok örgüt, kurum kuruluş COVID-19 başladığında yasaların uygulanmasını talep etti, UBP-HP hükümeti ise yasadışılığı normalleştirip...

Yarınki eyleme katılım çağrısı yaparız

Yeni Kıbrıs Partisi, yaptığı açıklama ile güneyde çalışan emekçilerin yarın düzenleyeceği eyleme destek belirtti. Açıklama şöyle: YKP olarak, Kıbrıs bölünemeyecek kadar küçüktür söylemini kurulduğu günden...