Darbeler ve Kıbrıs – Ulus Irkad

Must read

ulus15 Temmuz tarihindeki Türkiye’de yapılan darbe teşebbüsünden sonra darbe sırasındaki cadı avının Kıbrıs’a da geleceğinin söylenmesi hatta geçen gün bu avın önümüzdeki günlerde Kıbrıs’ta kat be kat olacağının söylenmesiyle , bilhassa işyerlerinde ve daha fazla da yüksek öğretim  kurumlarındaki çalışanlar huzursuzluk çekmeye ve “Acaba bu soruşturmalar haksızca yapılıp bizim burada onlarca yıldır çalışmamızı bir anda ortadan kaldırabilir mi?” diye de soruların sorulmasına sebep oldu. Bir telaş bir strestir Kıbrıs’ta da kişileri huzursuz etemekte. Aslında insanlar çok haklı. 12 Eylül, hatta 12 Mart 1971 dönemlerinde oradaki darbelerin buradaki halkı ne kadar huzursuz ettiği ve de Türkiye’den kantonlara giden Sancaktar denilen askeri komutanların, aynen 12 Mart Cuntası veya onlardan da daha beter, OHAL yasalarını halka benimsetmeye çalışmaları, enklavlar içerisinde Kıbrıslıtürklerin ne sendikal çalışma yapma , ne de siyasal faaliyet yapmalarına fırsat verilmediği de, o zamanı yaşayanlar tarafından hatırlanacaktır. Aslında bir gerçek de Kuzey Kıbrıs’ın aynen 1974 yılındaki koşullar içinde yönetilmeye çalışılması ve de baştaki erk sahiplerinin hala daha maalesef hiçbir hoşgörüye olanak vermemeleri de dikkatlerden kaçmamaktaydı. Türkiye, 1974 sonrasında kendi içindeki sorunlarla cebelleşmeye çalıştığında, bu faaliyetlerin bir şekilde Kuzey Kıbrıs’a etki ettiği de bilinmektedir. 1975 yılında milliyetçi sağcı partilerin Türkiye’de kurdukları koalisyondan sonra, bu partilerden bilhassa MHP’nin ideolojik uzantısında kültür evleri veya gençlik merkezleri açıldığı da bilinmektedir. Yani bir şekilde oradaki hükümetler  buraları da etki altına almıştır. 12 Eylül 1980 Darbesi  sonrasında orada oylanan aynı anayasanın Kuzey Kıbrıs’a da getirilerek 1985 yılında halka onaylatılması da başka bir irade saygısızlığıydı. Gene bilhassa 1974 sonrasında Türkiye’den yığın yığın insanlar getirtilerek burada onlara seçimlerde oy kullandırılması da ayrı bir yanlıştı.Türkiye’nin Kıbrıs’ta yaptığı insan hakları ihlallerinden biriydi.

Baskılar  hiç durmadı. Gene  askeri vesayet dönemlerinde de burada eleştiri yapmak yasak edildi. Barışı savunmak yasaktı ve düşmanca duygular öne çıkarıldı. Açıkça şövenizm ve ırkçılık baştacı edildi. Barışı savunanlar saf dışı edilmeye, korkutulmaya ve beniletilmeye çalışıldı.Linç kültürüyle biat kültürüne oldukça pey verildi. Her zaman eleştiriden korkuldu ve cezalandırıldı. Muhalefet her zaman susturulmaya çalışıldı. Muhalefetin acı eleştiri yapmasından hoşnutsuzluk belirtildi. 1983 yılında KKTC ilan edilirken muhalefet partileri tehdit  edildi. 1990 sonrasında kesin bir resmi ideoloji etkisi hissedildi. Muhalefet etkisizleştirildi. 1990’larda resmi ideoloji dışına çıkıp da eleştiri yapan muhalefet partisi bilhassa YKP, çoğu zaman bombalandı, kurşunlandı veya parti merkezi yakılmaya çalışıldı. Kuzey Kıbırs’taki muhalefet partileri arasında en fazla taban yitiren sol muhalefet partrisi YKP oldu. Parti resmi ideoloji dışı söylemlerinden ötürü yalnızlaştırıldı.

Şimdilerde gene aynı durumlar hakim çünkü Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan halkın özgür iradesi meclise yansımıyor. 42 yıldır bu toplumu yıpratanlar siyaseti işe almalara, rüşvetlere bağladılar, hala daha bu toplumun karşısına çıkıp oy istemekte ve hamaset nutuklarıyla oy alıp bu toplumu yönetmekte. Toplum maalesef tüm motivasyonunu kaybetmiş, hayata küsmüş ve geleceğe karşı tüm umudunu yitirmiş. Türkiye’deki 15 Temmuz sonrasında belli ki aynı durumlar buralarda da devam edecek. Hoş, kimse bize çıkıp da Fethullah Gülen’le AKP’liler arasındakji ideoloji veya fikir farkını söylemiyor.  Atatürkçülüğüyle övünüp, Mustafa Kemal’in fikirlerini değil ama heykellerini etrafa doldurup Atatükçülüklerini heykel dikmeye dayandıranların kalelerinin 1971 yılında Orduya Nurcuları almakla çoktan düştüğünü anlıyoruz şimdilerde. O keskin Atatürkçülerin belki de çoğu, 1971 yılından beri birer takkiyeci Atatürkçü’den başka birşey değillermiş. Eşeğini dövemeyenler güçlerini iki darbede de Türkiye solunu, aydın gençlerini harcamakta bulmuşlar. İki kuşak genç nesli iki darbe ile harcamışlar. Şimdilerde Filler bu defa da kendi aralarında çimenleri ezmişler ve toplum bu adamların aralarındaki kesin farkı da bilmiyor.

Belli ki Kıbrıslıtürk halkı kendi, özgür iradesine kavuşmadan, özgür olmadan, aradaki darbelerde daha çok operasyon hikayeleriyle sarsılacak. Kıbrıslıtürk halkı her darbeden sonra ara dayağı yemeye devam edecek.

Üstelik öyle dayak yiyecek ki niye dayak yediğini de bilemeyecek, darbelerin şiddetinden sersemleyip sersemleyip suçunun dahi farkında olamayacak. Çözüm; Daha demokratik, egemen, hür iradenin, demokrasinin ve adaletin yansıyacağı bir sistem ve öncelikle halkı, çalışanları örgütlemek… Kurtulmak Kıbrıslıtürk halkının kendi gücünde yatmaktadır.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article