Boykot mu seçim mi? – Ulus Irkad

Must read

ulusBu yazıda sosyal medyada yaptığım bazı tartışmalardan alıntılar yapacağım ama tartışmayı yapan arkadaşların kendilerinden izin almadığım için isimlerini belirtmeyeceğim. Bu konuda da tartışan arkadaşların izinlerini almadığım için de özür dilerim.

Sol Çevreler içinde Boykot ve seçimlere katılma üzerinde tartışmalar sürmekte. Söylentiye göre bazı gruplar seçimlerde birkaç adayı destekleme üzerinde hareket ederken, bazıları seçimlere katılmış, bazıları da Boykottan yana tavır koymuştur. Seçimler üzerinde tavır alan ve bir adayı destekleyen bir arkadaş kendi sayfasından Stalin’den şu alıntıyı yapıyordu:

“Biz bir aile çevresi, bir kişisel dostlar locası değil, işçi sınıfının politik partisiyiz. Kişisel dostluğun, davanın çıkarlarının önüne geçmesine izin vermemeliyiz. Eğer kendimize, sadece yaşlı olduğumuz için eski Bolşevikler diyorsak, (Buharin grubuna hitaben) davamız çok kötü durumdadır yoldaşlar. Eski Bolşevikler yaşlı oldukları için değil, aynı zamanda, ebedi genç ve hiç yaşlanmayan devrimciler oldukları için saygı görürler. Eğer eski bir Bolşevik, devrim yolundan sapmış, ya da politik olarak soysuzlaşmışsa ve berrak politik çehresini yitirmişse, isterse yüz yaşında olsun, kendisini eski Bolşevik olarak nitelendirmeye hakkı yoktur, Partiden saygı beklemeye hakkı yoktur.”

(Jozef Stalin – Sağ Sapma Üzerine, SBKP(B) MK ve MKK Plenumunda Konuşma, Nisan 1929)

Seçimlere boykot kararı alan bir arkadaş ise şunları yazıyordu bu değerlendirmenin altına:

“Söylemek istediğiniz tüm doğrularınızı da Ekranlarda, Meydanlarda konuştunuz… kabul… ama Seçım Sandıklarına kadar götürmek bunu yanlış.. Burjuvazının Bize “SEÇİM” olarak tepside sunduğu bu gösteriye katılmasın biri çıkıp da.. reddetsin seçim sandıklarını.. İnsanların umutlarını, yükselen gücünü (herne kadarsa) sandıklara kilitlenmesine karşı DURUŞ sergilesin.. Ben Fikirlerimle girdim bu seçim yoluna ama sandıkları reddediyorum desin. Sempatizanlarını,destekçi ve taraftarlarını o Seçimlerin yapıldığı Günde meydanlara çağırsın..Efendilerin bize ördüğü sınırları aşsın biri çıkıp da… İşte o zaman “oy” hırsına yenilmediğine inanılır..Militan bir duruş ortaya koyarak sistemin çarkına çomak Sokulur..Düzenin çarkına dişli olunmaz o zaman işte… Burjuvaların Tuzaklarına düşülmez.. Karagöz oyununa dönüşen Seçim maskaralığına karşı baş kaldırılır.. Kavga bu korsan coğrafyada ideolojiktir insanlar.. Duvarları yıkmak gerekir. Hem Kafadakı,Hem düzenin etrafımıza ördüğü duvarları yıkmak gerekir.. seçimlerin boş gösterişine uymamak çok şeydir..”

Yine bir başka arkadaş boykot konusunda şu değerlendirmeyi yapmaktaydı:

“İşgalcilerin sömürgede talan ve sömürü düzenini sürdürmek için kendini meşru göstermesi gerekir. Meşruluğunu kabul ettirmek için bir kukla meclis ve kukla temsilciler vasıtası ile meşrulaştırmaya çalışır. Meşrulaştırmak için sadece askeri güç kullanmaz ayrıca kendi eğitim sistemini örgütleyerek asimilasyon politikasını devreye koyar.

Üçüncü Dünyanın sömürgeciliğe karşı başkaldırışında toplumsal mücadelenin önemli meselelerinden birisi aydın sorunudur.Sömürge ülke aydını, içine doğduğu toplumda var olan sömürgecilik ilişkilerinin bütün izlerini içinde barındırır. Sömürge ülkeyi şekillendiren sömürgecilik, siyasal ve toplumsal yaşamdan kültürel yaşama kadar her alanda toplumun iliğine kadar nüfuz etmeye çalışır. Ilhamını ve varlığını sömürgeciden alir , sömürgeci gibi düşünür , sömürgecinin dilini kullanır . Dolayısıyla sömürge aydını bir kimlik bunalımı ve şizofrenik ruh hali içindedir. Bu kimlik bunalımı aynı şekilde bütün sömürge halkı için geçerlidir. Ancak sömürge aydını Batı’yla temas yüzeyi en geniş olan kesim olduğu için, Batılılaşmanın yarattığı patalojik durum en radikal biçimde aydında ortaya çıkar.

Sömürge bir bütün olarak sömürgecinin tahakkümüne isyan ettiğinde, kurtuluş yolunun sömürücüden bütün ipleri koparmak olduğu görülür. Bu nokta sömürge aydını açısından da bir karar noktasıdır. Ya kendisini var eden sömürgecinin yanında yer alacak, ya da kendi halkıyla birlikte sömürgeciye karşı mücadeleye girerek kendisini yeni baştan, halkla birlikte yeniden yaratacak ve bir kurtuluş militanı olacaktır…

Sömürge ülke halkı, kendisinin ancak sömürgeciyle birlikte ve o olduğu sürece var olabileceğini düşünecek kadar aciz duruma sokulmadıkça, sömürgecilik için potansiyel bir tehdit her zaman olasıdır. Bu nedenle sömürgeci, girdiği her yerde kendi bağımlılık ilişkilerini yerleştirecek ideolojik bir faaliyet içinde bulunmayı zorunlu görür. Bu noktada sömürge ülke aydını, temel bir çarpışma alanı olarak ortaya çıkar. Sömürgeci için aydın, sömürgecinin meşruluğunu sağlayıcı bir araçtır. Sömürge toplumu içinse aydın, sömürgeciliğe karşı mücadelede toplumun önemli yol göstericilerinden birisi olarak görülmektedir. Aydın sorunu bu noktada sömürge, sömürgeci ve aydın için bir varoluş sorunudur….Dolayısıyla sömürge aydını bir kimlik bunalımı ve şizofrenik ruh hali içindedir. Bu kimlik bunalımı aynı şekilde bütün sömürge halkı için geçerlidir ……

Fransiz somurgeciligi ve Cezayir komunistler

Fransız komunist partisi sömürgelerdeki kurtuluş hareketlerini destekler gibi görünse de Cezayir Halk Kurtulus Hareketini desteklemiyor , Cezayir Komünist Partisi de yoldas FKP nin yolunda gidiyordu ….Gerçekten de FKP Cezayir’in ulusal bağımsızlık mücadelesine karşı çıkmakta açıkça Cezayir’in Fransız sömürgesi olarak kalmasını savunmaktaydı.

Cezayir Komünist Partisi de, FKP’nin izinde aynı politik tavrı takınmaktaydı. Dolayısıyla Cezayir ulusalcılığına düşman bir enternasyonalist sol bulunmaktaydı. Bu tür bir sol sömürgeciliğin suç ortağı olmaktan başka ne anlama gelebilirdi? …

sömürge ülkelerde komünist partilerin görevleri emperyalist ülkelerdeki komünist partilerin görevlerinden daha farklıdır. Sömürge ve bağımlı ülkelerdeki devrimci hareketin sorunlarına yaklaşımda komünist partilerin çıkış noktasını Stalin şöyle açıklar:

“Bu çıkış noktası, emperyalist ülkelerdeki, başka halkları ezen ülkelerdeki devrimle, sömürge ve bağımlı ülkelerdeki, başka devletlerin emperyalist boyunduruğu altında olan ülkelerdeki devrim arasında sıkı bir ayrım yapmaktır.

Bu ayrımı yapmamak, bu farkı kavramamak, emperyalist ülkelerdeki devrimle sömürge ülkelerdeki devrimi bir tutmak, Marksizm’in yolunu, Leninizmin yolunu terk etmek demektir, .” (Stalin, Eserler, 10. Cilt, Sf. 10)

Sömürge ülkelerde devrim; nesnel koşullar tarafından belirlenen yığın hareketinin gelişme dinamikleri nedeniyle aşamalı bir devrim sürecidir. Stalin sömürge ülkelerde devrimin ilk görevinden şöyle bahseder:

“Bu ülkelerde ‘yabancı hâkimiyeti, sosyal yaşamın özgür gelişmesini sürekli engeller’, ‘bu nedenle sömürgelerde devrimin ilk adımı yabancı kapitalizmin devrilmesi olmalıdır’.” (Stalin, Eserler, 10. Cilt, Sf. 13)

Bu formül Stalin tarafından ifade edilmekle birlikte, yeni bir icat değil Lenin tarafından ifade edilen formülün yinelenmesidir: “Nesnel olarak, bu ulusların hala yerine getirilecek genel ulusal görevleri, yani demokratik görevleri, yabancı baskıyı yıkma görevleri vardır.” …

Seçimden yana olanların Stalinden yapılan alıntılardan sonra ne yanıt vereceklerini merak etmekteyim. Yukarıda yazılanlara karşı Sosyalistim deyip de seçimlere katılanlardan yeterli ve doyurucu bir yanıt alamadım…

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article