BARIŞTA YAŞAMAK, HAKKANİYET POLİTİKASI İLE MÜMKÜNDÜR

Must read

Cumhuriyet hükümetinin; İHH’nin Gazze’ye yardım götürmesi esnasında, İsrail hükümetinin/devletinin yardım gemilerine yapmış olduğu operasyona karşı, uluslararası hukuktan da güç alarak; insan vicdanının kabul edemeyeceği, Gazze’de ki Filistin halkının; açlığa, hastalığa ve ölüme terk etmek biçiminde uygulanan tecrit politikasına karşı yükseltmiş olduğu ses, dünya halklarının kalbinde şüphesiz ki en anlamlı şekilde karşılığını buldu.

Dünya halklarında karşılığını bulan; eylemin insani boyutunun devlet düzeyinde eylem destekçisi olan TC’nin bayraklarıyla halklar arasında sahiplenilmesi, insan hakkının, vicdan isyanının en anlamlı  tezahürüdür.

İnsani boyutlar, Gazze yaşayanlarının ölüme terk edilmemesinin ifade edilmesidir.

Şüphesiz ki, eylem düzenlenmelerinin amaç zenginliklerinin olması o eylemin meşrutiyetine gölge düşürmesine gerekçe olamaz. Bu bağlamda, TC hükümetinin aleni olarak sahiplendiği bu eylemin de vücut bulmasının çeşitli argümanları vardır. Fakat başat gözükeni, başat olanı; ablukanın en azından delinmesiydi.

Eylem anlatımlarına ve Filistin-Gazze- halkına ulaştırılmaya çalışılan malzemelere baktığımız zaman; inşaat malzemeleri, sağlık malzemeleri ve yiyecek-giyecek malzemeleri kategorilerinde olduğunu görürüz. Yaklaşık üç senesini dolduran Gazze’nin yok edilmesi operasyonu sonrası, uygulamaya konulan kuşat-terk ettir, kuşat-imkha et, kuşat-tecrit et  politikası; dayanma sınırlarını çoktan aşmıştı.

TC hükümetinin; Gazze’ye sahiplenmesi davranışı, hangi gerekçelerle yapılırsı yapılsın sonuçta insan hayatının kastına karşı yükselen bir ses ve davranışlar olması vesilesiyle; sahiplenilmesi gereken bir sonuçtur.

Devletin/hükümetin bu doğru tavrının ta uzaklara gidip sergilemesine ilaveten, eylemde amaç ve mantık tutarlılığı konusunda hükümete hatırlatmalarda bulunmak her aydının, onu boş ver, her insanın görevidir.

İsrail hükümetinin uyguladığı bu politikalara hem de İsrail devletini katarak, bu devletin devamlılık arz eden; Filistin halkının yok edilmesi politikasına karşı gösterilen bu tepkiler; devamında en az bu durumlar kadar vahim olan, vicdanları kanatan, karartması gereken yaşanmışlıklar ve yaşananlar hakkında da söz söylemesi,davranışlar göstermesini beklemeyi de beraberinde getirmektedir.

TC devletinin kuruluş sürecinde; Anadolu topraklarının kadim halklarına karşı geliştirdiği, uyguladığı; imha etme, terk ettirme, varlığından uzaklaştırma politikalarından farklı bir politikamı uygulanıyor.

Çeşitli vesilelerle Kürt realitesinden ve Kürt çözüm politikalarından bahsederken, her ne hikmetse ana motif hep Kürtlerin Kürtsüzleştirilmesi olarak ortaya çıkmaktadır. On yıllardan bu yana uygulanan; şiddet, kan, faili bilinen binlerce meçhul cinayet, ormanlık alanlara atılan yangın bombaları; acaba, adları Filistin, Gazze olmamasından kaynaklanan bir bahtsızlıkmıdır.

Ülkenin yüzlerce kilometre içlerinde olan Tunceli/Dersim bölgesi; yıllarca kuşatma altında tutulup un, şeker, yağ gibi gıda ve yiyecek ambargosuna, kısıtlamasına uğratılmadı mı!

Sormak ayıp olmasa gerek. Komşu ülkelerle sıfır sorun politikası şiarını kendisine rehber edindiğini söyleyen bir  iktidar, neden kendi yurttaşlarına sıfır sorun politikası çerçevesinde yaklaşmamaktadır.

Acaba, sıfır sorun dış politikasının iç politikaya dönüşümü, sıfırlaştırmamıdır.

Ki onun için mi; partileri kapatılmakta, aydınları tutuklanmakta, halkın ağzı susturulmakta, çocukları hapishanede büyütülmektedir.

Unutulmamalıdır ki; TC için komşularla sıfır sorun politikası, ülke toprakları içerisinden geçmediği müddetçe, dışarı da yaşama şansı bulabilmesi mümkün değildir. Bu yük ve hak ona; Osmanlı imparatorluğundan  kalmış bir gerçekliktir. İmparatorluğun; halklar hapishanesi olması, isyanlar toprakları olması, tarih tecrübelerinin getirdiği birikimlerle ona böyle bir misyon yüklemiştir. Tarihini tekrar olduğu gibi yaşaması, tecrübeler çıkarmaması ona çıkmaz sokaklar yaratmasından başka bir şey getirmeyecektir.

Bugün ülke kapitalizminin, ülke gelişmişliğinin gelmiş olduğu yer itibari ile; kendi ekonomik değerlerinin uluslar arası piyasada yer bulabilmesi için geliştirdiği bu politikalar; en başta, ülke de kapitalist gelişmişliğin varması gereken doğal sınırlarına varabilmesin ön koşulu Kürt sorununun mutlaka çözülmesidir.

Bu sorun demokrasi ekseninde çözülmediği müddetçe, Türkiye kapitalizmi kendi dinamiklerine tam ulaşamayacağı gibi işlenmiş emeğe de tam ulaşamayacaktır.

Komşularla sıfır sorun politikasının başarıya ulaşmasının en tem esası, ülke içerisinde hakkaniyet politikasının egemen kılınmasıdır. Demokrasinin en geniş şekilde hayata egemen kılınmasıdır.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article