Avrupa’yı tartışırken! – Özkan Yıkıcı

Must read

Son Türkiye AB ilişkilerinde gelinen net vize konusu da gösterdi ki gerek Türkiye gerek se burada konuları doğru okumamanın şaşkınlığına takılıp kalınıyor. Öylesi koşullar la bir uzlaşma gidişi var ki, birçoğunun AB destekli diktatörlük engelenmesi hayali de resmen mezara konuldu. Ülkemizden gerek Türkiye gerek AB yolunda dosyalar veya seminer katılım amaçları ile bolca seyahatler yapılır. Bolca AB eksenli uzmanımız da mevcut. Ordaki çalışmaları bize ezberledikleri kadarını aktarırlar. Ali Erel gibi birkaçı dışında yeniden anladık ki onca katılım ve uzmanlık belgelerine rağmen, hala AB konusunu doğrudürüs anlayan yok. Sadece olanaklar kulanım ile AB eksencilerin buradaki uzman olma ilişkileri gelişti! Özelikle butip konularda hangi görüşten olursanız olun, kritik andaki katgınız her zaman önemlidir. Ali Erel gibi birkaçını dışta brakın, nice AB kesimi doğrudürüs hiçbir konuda tavırsal doğruları yorumlamaktan çok uzaktırlar. Ama olanakları da gayet güzel kulanırlar. Zaten ülkemiz işbirlikci kültür öylesine kökleşip, yüzeyselik yerleşti ki dayanılan düşüncelerin anlamı hiç geliştirilmedi. Bunu son Türkiye AB Vize konusunda tekrardan yaşıyoruz. Yalnız bazı sol kesimlere bir uyarım olacak! Konular bize göre yanlış olabilir; Hat da Başarısız da görme şansımız da malum. Ancak konuyu doğru okuyup kendi koşulları ile deyerlendirirsek, Türkiyenin Erdoğan eksenli yönetimi nekadar Suriye başarısızlığı var sa ayni zamanda AB yönündeki siyasal kart kulanımı da odenli başarılı oluyor. Onca Türkiye gerçeğine karşın AB ile atılan bazı adımlar ve ilgili yapıyı resmen ilkesizliğini kanıtlamada Türkiyenin AKP siyaseti başarılı oldu. Nitekim; Türkiyedeki aB yanlıları bu gerçek le adeta şaşkınları oynuyorlar. Savundukları ve yeri geldiğinde de suçlandıkları AB eksenli olma konumuna rağmen, onca gerçekler sonucu kendileri AB Türkiye yörüngesi dışına itildiler. Bunu Cengiz Çandar ve Cengiz Aktar gayet güzel itiraf da edrek dürüslük örneğini de sergilediler…..

Avrupa ve Türkiye gündemi son vize gelişmesi ile tartışmanın yeni sıçrama noktasına geçildi. Önemli reforumların olup AB eksenlilerin desteği ihdiyaç duyulan dönemde dahi vize konusu AB ekseninde gündem yapılmazken; şimdi Türkiye de mecliste dokunulmazlıklar vekiller dayaktan geçirilirken, yargının nereye geldiği tartışılırken, hat da Erdoğanın Davutoğlunu tavsiye etmesi gündemdeyken, birden bunlar yokmuşcasına vize durumu ortaya çıktı. Burada anlatılan gerçek net!

İnsanlar sadece okudukları belgelerle bağlı kalmamaları gerekir. Bazıları biraz sıkılsa da Maonun en önemli uyarısını buraya ekleyecem: “Teori ve pratik” birlikte yürümeli* Ancak, yaşamda teöri pratik önceliği denilince de pratiğin önemini de unutmayalım. Bir de konuya güncel sosyolojik bilimselikle bakalım; ister hukuk, ister başka alanlarda eyer yazılı bilgielrle yetinilirsek, bazen yanılırız. Özelikle kriz dönemlerinde yazılım belgeleri bazen pratikle yırtılıp atılır. Yazılan değil çıkara göre şekilenen anlaşmaları siyaset alanında veya yargıda bolca yakalarız. Şimdi; birileri AB ilkelerine baksın* Vize dolaşım kurallarını incelesin* Hangi ülke kriterini de doğru okusun! Bundan sonra Türkiye gelişmelerine de gelsin. Göreceğiz ki Ab resmen kendi ilkelerini çiğnedi. Daha paradoksal olanı da var….

Türkiye Şengen vizesi pazarılığını yaparken, Ab üyelik için değil de eldeki mültecileri siyasal kart tehdidi kulanarak yürütü! Burada Ab üyeliği denilen ilkelerle direk alakası yoktur. Mültecilerin Avrupaya gidişinin önlenme anlaşması olarak yapıldı. Bundandır ki birçok AB basını ve politikacısı da isimlendirmeği “kirli pazarlık” olarak koydular.

Gelelim Türkiye penceresine; Türkiye de bu süreçle AB üyeliği için değil, eldeki mültecileri kulanarak ve hat da direk Erdoğanın ağzıyla tehdit den öte kulanıp bu pazarlıkla vize konusunda görüşmeden adım atmaya gelindi. Oysa; yukarda belirtiğim gibi Türkiye gerek devlet içi yeniden şekilenme, gerek uygulanan halk üzerindeki baskıyla AB ilkelerinden çok öteye geldi. Öyle geldi ki çıakrdığı uyum yasalarının tersi uygulamalarla baskılar katmerlendi! İsterseniz şunu da eklersiniz; Önemli “terör tanımı, yargıçların uygulama şekli ve basından baskılar AİHM kararlarına uyumsuzluklar” gibi konuların hala düzenleme yasası dahi yapılmadı! Ama şimdiden vize konusu yola çıktı. Çünkü temel konu vize kaldırılma ve serbes dolaşım ekseni değildi! Olay, Türkiyedeki mültecilerin Avrupaya gitmemesi yörüngesinde şeklendi. Kart bu ve talepler de fırsatı kulanma olunca, karşımıza politik çok acıtan gerçek çıktı. Hani var ya “AB ilkeleri” işte eyer olayı doğru okuyan var sa bu ezberin bozulduğu noktada bulunduğumuzun kanıtıdır!

Gelelim bunun uygulanıp uygulanmaycağına: Ali Erel gibi düşünenlerin bunun güç olduğunu söyleyenler vardır. Bazıları da özelikle ekonomik kriz ile Yunanistana yapılanlar la nasıl ki AB içi ezber bozulup yeni bir sınıfsal mücadeleleşme oluştuysa, vize konusu da AB ile pazarlıkta ilkelrin nedenli suda yazılan cümleler haline doğru kaydığını kanıtlıyor. Ama olayın farkında olmayanlar, hala AB yapısının ilkelerini bize saymaya devam edecektir. Bundandır ki eldeki belgeler ile uygulama ilişkisi her zaman bütünsel işlemesi gerekir.

Burada bizim de dikate almamız gereken şu önemli koşulu akılda tutmamızı da dayatıyor! Masaya oturan güçlerin konumu önemlidir. Temel yörüngeye konulan olay ile bunu fırsat bilip başka kazançlara çevirme siyaseti oldukça hamlesel önemi vardır. Kriz veya masa süreçlerinde artık yazılı olan kurallardan değil, gelecek şekilenmedeki kulanılan kozlar ve karşılığıdır. Türkiye AB mülteci pazarlığı böylesi bir hamilelik sonucu yarat tı! Aynen bu Kıbrıs sorununa da yansımaktadır. Son görüşmelere bakmak dahi yeterli. Kıbrısdaki yasadışılık, yapılan anlaşmalar alınan kararlar değil, gelecek Kıbrısın varolanın nasıl yeniden yörüngeye koyma çabası olmaktadır. Hiçbir B.M. belgesi veya Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmasına bağlı yöntemler konuşulmuyor. Yaratılan yasadışılığın nasıl yasalaşıp sorun olmaktan çıkma siaysetleri uygulanıyor. Tabi temel güçlerin de masada olmayıp arkadan yönlendirme öteki olgu ile birlikte!

Yapılan vize anlaşmanın temel aktörleri de önemlidir. Merkel bu dolaşımı kabulenmiş gibi görülürken, pazarlığı yürütürken, nedense herkes Almanyanın enbaşta Türkiyenin AB üyeliğine de karşı olduğu temel siyasal gerçeği de vardır. Ayni şekilde Erdoğanın da üyelikten çok devlet içi ayarları lehine çevirme ile varolan fırsatı kulanıp başarılarla saraydaki başkanlık kanıtını kanıtlama politikası da sözkonusudur. Buradaki paradoks da bu. Bakalım AB üyeleri ve parlementosu bu anlaşmaya karşılık ne verecek! Türkiye bu anlaşma ile aslında dünyaya bir yeni siyasal emsal, kendine has başarı ile Suriye bataklığı ile içteki uyguladığı baskılar karşısında rahatlama getirdi. Böylelikle savaşın kanlı mülteci insan gerçeği, yeni bir kirli pazarlıkla adeta siyasal yaldızlaştırıldı.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article