Anadolu’dan Kıbrıs’a birkaç tarih yaprağını aralarken – Özkan Yıkıcı

Must read

Sayın Akıncı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken – Ulus Irkad

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken 46 yıllık statükonun da pandemi katalizörü ile çağdaş dünyaya, evrensel hukuka ve siyasal andlaşmalara ayak uyduramamanın getirdiği sorunlardan ötürü fireler verdiğini...

Akıl tutulmasıdan fırsatçılığa – Özkan Yıkıcı

Yaklaşık 6  aydır, Kovit salgınıyla kalkıp yatıyorouz. Daha başlangıçtan, başarı hikayeler de uçuşuyor. KOltukcular “yiyi yönetiklerini” muhalefet de “halk dalkavuklukla” ayni masalı taşlandırıp duruyor....

Gerçekleri inkâr etmenin algılanması – Özkan Yıkıcı

Bilimi immkar edersek, gerçeklerden koparsak, haberde bilgi yerine algıyla iletişim yapılırsa, sonuçta banbaşka bir dünya oluşturulur. İmkar, ret ve algı cihaletiyle kurgulanan siyasal idolojikleşme...

Libya’dan Bahreyn’e Ortadoğu – Özkan Yıkıcı

Libyada oldukça karışık gelecek gelişmeler oluyor. Konuyu takip etmeyenler için, anlamakta zorlanma olması doğaldır. İki önemli paradoksal koşul vardır: Libyaya önemli derecede dış müdahale...

Tarih denilince bilim kuramı veya güncel siyasal ideolojik mi ikilemine hep düşeriz. Ekonomi ve Tarih bilimleri en çok siyasal ölçeklerle oynama olanağı olan alanlardır. Tarih geçmiş akademikleştirilip kendi kuralları ile bilimselleştirme olayı olması gerekirken; ne yazık ki özelikle çoğu toplumun gerçekleri ile yüzleşmek istememeleri üzerinden güncel politik eksene malzeme olarak takılır. Yaratılan kültür ile cehaletin kolayca oynanan kuralı sonucu da Tarih bambaşka resmi eksende öğreti olup çıkar. Bunu zaten Kıbrıs konusunda hep yaşıyoruz. Buna birde güncel tatmin olma duyguları da eklenince; sanki Tarih ile Masalın özdeşleştirip anlatıldığı bir kıskaca sokulur. Onun için de Tarihi bazen tarih gibi yakalamak dahi çok tehlikelidir. Hatta bu tehlike bazen gerçeklerin çok korkutucu suskunluğun psikolojisi haline sokulur. Oysa Tarih yaşanmış ve yeniden yaşanma şansı yoktur. Bunu düzeltme olayı da imkânsızdır. Sadece yapılan; yaşananı belekten silerek günün resmi ideolojik çıkarına esirleştirmenin ötesinde olmuyor. Son önemli tarihi günler ile bazısını başka, azısını konuşmama ikilemleri arasına sıkışıp kaldım. Ama bilmemenin sonucu da bambaşka duygular veya hiç olmamış gibi davranmanın güncesini görüyorum.

Konuyu yazmam nedeni ile şu basit güncel karşılaşmamı anlatacam. Bir televizyon programını rasgele izliyordum. Tam da bildik Kıbrıslı resmi yayın olayı yaşanıyordu. Sunucular kendilerini “halka yakın olma” ile övüp duruyordu. Birden bir yurttaş telefona çıkıp “Kuzey Kıbrıs’ı Korsan devlet” olarak söyledi. Sonra hemen başkası çıkar: “KKTC korsan değildir! Bayrağımız vardır ve biz Rumlara karşı mücadele ettik” der! Buna benzer lafları adeta tekrar tekrar sesini yükselterek tekrarlar. Sunucu ise kılıktan kılığa girip “yok demek istemedi; ama uygulamaları eleştirdi” silahına sarıldı. Ardından Korsan devlet kavramını kullanan tekrar telefona bağlandı: söylediğini açıklarken, öteki tarafa düştü: “Ben KKTC devletini yok saymadım; bayrağa da karşı çıkmadım; zaten ben de savaştım; ama yapılanlar yanlış olduğu için bu kelimeyi kulandım* Rumları seviyorum demek değildir” gibi lafları sıraladı. Sunucu da aynen bunu tekrarladı. “Devletin olduğunu bayrak inkârı değil de yapılan yanlışları ifade etme adına bu kelimenin kullanıldığını”  vurguladı. Bunu neden yazdım; bizde oluşan algılar la gerçeklerden nasıl kaçıldığının önemli tekrarıdır. Hemen şunu da belirtecem; ekrana telefon açıp “bayraklı KKTC” savunması yapan şahsı adamızda tanımayan yok. İktidar yanlısı olma, nice çirkin işlere karışma, dolandırmadığı kesim kalmadığı, adını duyan dahi “aman ha” uyarısı yapılan şahıstır. Zaten bizde nedense bazı masum kişiler dışında, genellikle bayraklaşan veya karşıtı hemen “Rumculukla” suçlayanların mutlaka deşilince altından çok önemli başka şeyler çıkar. Dedik ya; “Gerçekler gizlendikçe ve yanlışlar güç oldukça, böylesi bile bile yalanların yutturulma kolaylığı her zaman vardır”*

Bilirim; diyeceksiniz ki “başlığa bak; neleri anlatıyorsuna gel” Çelişkili veya anlamsız gelecektir. Fakat benim gibiler bu yazıyı yazarken, hangi medya ekseninden, hangi bilgilerin uçuştuğu koşulda bunları belirtiğimizin de bilinmesi bakımından önemli örneklemlerdir. Böyle kurumsallaşan ve resmi duruşa gelen düşünceler ile gerçekleri anlatırken “enayi yerine konulmanın” nedenini de bırakın arada bir basit yaşanan gerçekler le yazalım.

Ben yazıyı yazarken Nisan ayının 23 günü oluyor. TC Meclisinin açılma günü. Ertesi gün ise Ermeni Anadolu tarihçesinin yıldönümü. Kıbrıs’ın Kuzeyi TC kutlamalarına hemen resmi uyum ile Çocuk Bayramı olarak kutlayacak. Ama dünyaca konuşulacak Ermeni olayların haberini dahi yapacak pek kimse olmayacak. Ermeni olaylarında adamıza da bazı göçlerin olduğu veya TC sürecinde bizi direk etkileyen sonuçlar olduğu da elbet bilinmeme bakımından çok önemli resmi görüş haline geldi.

Türkiye ne kadar engellese de resmi duruş adeta tabusalaşsa da 24 Nisan günü Amerikan yetkililerine varan Ermeni olayları değişik şekilde mutlaka hem de resmi demeçlerle gündeme gelecek. Sonuç belli; 1914 başlayan Ermeni süreci, sonuçta Anadolu’da Ermenilerin yok olmasını getirdi. Şimdi sorsanız; Anadolu’nun değişik yerlerinde Ermeni halkının varlığına tanık olma şansınız yoktur. Fakat Ermeni kiliseleri veya bazı isimlerin Türkçeleştirme durumuna rastlarsınız. Bazı Rum öykülerinde de “Anadolu’dan kaçan ermeni” yazılımlarına da tanık olursunuz. Hatta yetmişlerde yaptığım araştırmalarda bazı kişiler “Ermeniler Rumları destekledi. Çünkü onlar Türkiye’den kaçtılar” ifadelerini de kulandılar.

Bize benzer bazı anlatılar aslında zamanında öldürtülen kovulan Ermeni olayı olarak anlatılırdı. Anımsayın bizim 74 olaylarını: Önceleri öldürülenleri “kahramanlık öyküleri abartısı” yapıp övülürken; iş direk resmileşme ve yüzleşmeye gelince de “biz insancılız; biz böyle şeyler yapmadık; onlar yaptı” gibi kaçışlar da oldu.

Türkiye Ermeni olayının Osmanlı döneminde olması; Kanlı olaylar, Katliam ve Soykırım gibi ifadelerle hep 24 Nisan gününde gündeme geliyor. Olay Türkiye’de tam netleştirmeme durumu nedeni ile Ermeni mallarının ne olduğu veya ordaki halkın yaşadığı acıların birçoğu hala yanıtsız oluyor.

Konu madem Anadolu tarihinden açıldı; gerek bizde gerek se Türkiye çok önemli bir öteleme yapıyor. Kıbrıs Lozan anlaşması ile resmen İngiliz toprağı olarak kabullenildi. 1924 yılında bu resmiyete dökülürken; çoğu resmi belgesel yapımcı bu anlaşmayı es geçiyor. Böylelikle Anadolu halkı kiralıktan cumhuriyete gelen süreci aradaki kabullenen İngiliz devrini bilmez pek! Yine ayni şekilde; Lozan anlaşması sorası Kıbrıs’tan Türkiye’ye göç eden epey Türkün olduğu da fazla sorgulanmaz. Benim sülaleden dahi İzmir yöresine göç edenler olduğunu da biliyorum. Nenemin 2 kardeşi böylesi göç le Türkiye’ye İzmir’e gittiler!

Türkiye’den Kıbrıs’a veya Kıbrıs’tan Türkiye’ye böylesi olaylarla nüfus akışı oldu. Türkiye’nin yeniden Kıbrıs sürecine yine onların “milli dava” olarak değil de yine direk İngiltere’nin gerilemesi ile yaptığı dayatmalarla masaya oturduğunu pek söyleyen yok. Hatta şu ilginç buluşmaları da birlikte konuşan yok! 1955 1 Nisan günü EOKA kuruldu. Kurucular Grivas ki bu Yunanistan’da önemli solcu kesen liderdir* Yorgacis ise İngilizlerle haşır neşir olan kimsedir! Fakat hala Türkiye yetkilileri “bizim için Kıbrıs sorunu yoktur” savunması ile uzakta duruyorlar. Kırılma noktası ise 6 7 Eylül olayları ile oldu. Ne gariptir ki olayın tümü provokasyon olduğu ortaya çıktı. Hele “Türkiye Kıbrıs sorununa uzak dururken” de sokaklarda “Kıbrıs Türk’tür; Türk kalacak” kitlesel saldırganlık oldukça gözden kaçırılan birliktelik olgudur. Daha sonra bunu “Özel harp dairesinin” ilk deneğimi veya Türkiye’nin Kıbrıs sürecine takılma dönemi olarak yorumlayan çevreler de oluşacaktır. Tabi Türkiye Kıbrıs sürecine direk taraf olarak katılırken de bedeli İstanbul’da yaşayan Rumlar ödüyordu!

İsterseniz buna bizde TMT kurulurken Aykasyano provokasyonu yaşanırken; yine İstanbul’daki bazı aydın veya dini metropolitin sürülmesini de eklemek mümkün! Yine 64 yılında Mart ayında bizimkiler Kıbrıs Cumhuriyeti koltuklarına dönmeme sorasında; İstanbul’da çıkarılan Sürgün gizli yönetmelik ile kovulan Rumları da eklemek mümkün. Buna daha ekleyecek çok bilgi var. Fakat bunları bizde birlikte pek sunan yok. Hatta tarihin çok açık kuramına rağmen* “Tarihçi yaşanan dönemin tüm belge ve bilgilerini toparlayarak; neden sonuç ilişkilerini inceleyerek; yaşanan koşulların özeliğini iyi tahlil ederek; sentezleştirip bunları bilimsel kuram ile akademikleştirir” anlayışı çoktan unutuldu. Günlük resmi istenen görüş veya bazı kronolojik bulgularla başlanıp, hikâye masal anlatır gibi Tarihçilik adeta iyice yerleşen anlayış oldu!

Birde şu eksik var; hiçbir zaman böylesi resmi tarihlerde kendi halkına yapılan pek bilinmez. Örnek ikide bir Rumlara atıp tutanların; bizim bizimkilere yaptığı olaylar veya Rumların Rumlara yaptıkları hala konuşturulmaz! Böylelikle öteki gerçekler de hasıraltı ediliyor. Türkiye de aynen bunu yapıyor. Özelikle bize önemli ders verir gibi “milliyetçilik” anlatanlara şu örneklem sorgusu ile yazımı bitirecem: “Maraş katliamında direk rol alan Ülkü Ocakları veya sıkıyönetim ilan etmezseniz, olayları engellemeyiz diyen askerler” karşı tarafın yaptıkları mı?

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Sayın Akıncı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken – Ulus Irkad

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken 46 yıllık statükonun da pandemi katalizörü ile çağdaş dünyaya, evrensel hukuka ve siyasal andlaşmalara ayak uyduramamanın getirdiği sorunlardan ötürü fireler verdiğini...

Akıl tutulmasıdan fırsatçılığa – Özkan Yıkıcı

Yaklaşık 6  aydır, Kovit salgınıyla kalkıp yatıyorouz. Daha başlangıçtan, başarı hikayeler de uçuşuyor. KOltukcular “yiyi yönetiklerini” muhalefet de “halk dalkavuklukla” ayni masalı taşlandırıp duruyor....

Gerçekleri inkâr etmenin algılanması – Özkan Yıkıcı

Bilimi immkar edersek, gerçeklerden koparsak, haberde bilgi yerine algıyla iletişim yapılırsa, sonuçta banbaşka bir dünya oluşturulur. İmkar, ret ve algı cihaletiyle kurgulanan siyasal idolojikleşme...

Libya’dan Bahreyn’e Ortadoğu – Özkan Yıkıcı

Libyada oldukça karışık gelecek gelişmeler oluyor. Konuyu takip etmeyenler için, anlamakta zorlanma olması doğaldır. İki önemli paradoksal koşul vardır: Libyaya önemli derecede dış müdahale...

Esnaf dükkanlarını kapatırken – Yılmaz Parlan

Mağazalar bir bir kapanmaya devam ediyor çatı çöktü... Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik çatı çökerken onunla birlikte siyasi çatı da çöktü. İnsanlar çözüm ne? diye soruyor. Anlatıyorum kapıları...