Anti- Taksimci Türk Milliyetçileri -1- Ulus Irkad

0
41

DR İHSAN ALİ’NİN TAKSİM TEZİNE, FRANSIZ MİLLİYETÇİLİĞİNİN DEMOKRATİK CUMHURİYETÇİ VE DEMOKRATİK MİLLİYETÇİ PERSPEKTİFİNDEN BAKIŞI

Kemalist okuldan yetişmiş veya Pantürkizmle harmanlanmış Kemalist okuldan gelen Kıbrıslıtürk Türk Milliyetçileri arasında da, anti-taksimci aydınlar vardı. Bu insanların çoğu 1963-64 olaylarından sonra sindirildiler ama bu konuda daha önceleri bir hareketlenmenin olduğu, bir şekilde bu tip insanların silahla veya korkutularak sindirildikleri,Kıbrıs’tan İngiliz işbirliği ile sürgün edildikleri (Talat Taşer) gerçeği şu anda yayımlanan bazı kitaplarda da önümüze çıkmaktadır.Bunların içinde rahmetli Dr İhsan Ali’yi ayrı bir yerde tutuyorum çünkü Dr İhsan Ali, Demokratik Milliyetçi veya Demokratik Cumhuriyetçi bir pozisyondadır ki, Dr İhsan Ali’nin İsviçre’de eğitim görmesi ve aydınlanma Çağı ile Fransız Devrimi’ni çok yakından bilmesinden,içine sindirmesinden dolayı,aldığı kültür gereği, kendisini sadece Türk milliyetçileri ile bir yere koymak bana göre yanlıştır. Avrupa Aydınlanmacılığı ve Fransız Devriminden, İsviçre demokrasi modelinden, çok okuduğundan ve oradan da öğrendiği dillerden direk olarak aldığı bilgileri, içine sindirdiğinden dolayı, Dr İhsan Ali’nin pozisyonu gerçekten Anti-Taksimci Türk Milliyetçiliği Hareketinden de daha ileride, bu günkü çağdaş dünya normları çerevesindedir. Dr İhsan Ali, Taksim olayına Avrupa Aydınlanma Çağı çerçevesi içinde bakmaktadır. Aşağıdaki alıntı Dr İhsan Ali’nin de düşüncelerinin veya siyasal görüşünün bir yansıması gibidir (Demir Küçükaydından alıntıdır, “Sosyalizmin Ulusçuluğa Karşı Sınavı”):

“Kendini bir toprak parçasıyla tanımlayan ulusçuluk geri ülkeler bakımından hala ilerici ve demokrat, ırk ayrımcısı ve sömürgeci emperyalistlere karşı güçleri birleştirici bir karaktere sahiptir.

Ulusu bir toprak parçasında yaşayanlarla tanımlayan, dil, tarih, din, etni, kültür vs.’ye dayanmayan bir toprağa dayalı, nispeten ilerici bir ulusçuluk, geri ülkelerde acil ve asgari bir program olarak ele alınabilir.

Çünkü böyle bir ulusçuluk hem Avrupa-Rusya-Çin ekseninin desteklediği her biri gerici bir ulusçulukla şekillenmiş var olan gerici oligarşilere karşı, hem de Emperyalizmin ve özellikle ABD’nin desteklediği dile, dine etniye göre tanımlanmış milliyetçiliğe karşı en geniş güçleri birleştirme olanağı sunar.

Ama bu toprağa göre tanımlanmış demokratik ulusçuluk, bir devletin kendini birkaç dil ve din ile tanımlanmış bir kaç ulusun birliği ile tanımlaması, anlamına gelmez. Bu en gerici emperyalizmin oyunlarına en uygun biçimdir.

Örneğin Irak şimdi, Şii, Sünni ve Kürt gibi her biri dine ve dile göre tanımlanmış ulusların birliği bir ulus gibi tanımlanmak isteniyor veya tanımlanıyor. Bunların her biri en gerici ilkeye göre tanımlandığından, bunları birbirine karşı kullanmak kolay olacaktır. Bunların her biri diğerini sivilceler, katlanılması yükler olarak görecektir ve en küçük bir kaşımada çatışma kaçınılmaz olacaktır.

Bizler, bunların her biri içinde, ulusun tanımından her türlü dil, din, etni ile tanımlamanın dışlanmasını savunanlar olarak bölünmeler yaratmalıyız. Ancak bu bölünenler bir toprağa dayalı, dil, din, etni, kültür körü bir demokratik cumhuriyet kurabilirler.

Bu nedenle, dünyada ulusal olanla politik olanın çakışmasını ortadan kaldırmak ve ulusal olanı özel olarak tanımlayabilmek için, örneğin Ortadoğu çapında, gerici ulusçuluğun nispeten daha demokratik bu biçimini bir asgari program olarak savunmak mümkündür.

Benzeri bir ulusçuluk Amerika veya Avrupa’da tamamen ırkçı, dünyanın yoksullarını dışlayıcı bir anlama sahipken, Orta Doğu’da Güney Amerika’da, Afrika’da halkların direnişini ve mücadelesini güçlendiren bir işlev görür. Bu nedenle Afrika veya Latin Amerika Birliği veya Demokratik Ortadoğu gibi, ulusu toprak parçalarıyla tanımlayan ulusçuluklarla ittifak yapılabilir ve pratikte asgari bir program olarak bunlar savunulabilir.

Ama bunun ulusçuluğun aşılması, ulus devletin son bulması anlamına geldiği yolundaki palavralara karşı kesin mücadele etmek koşuluyla.

Özellikle Orta Doğu’da böyle bir dönüşüm muazzam bir dinamizmi harekete geçirebilir ve burada demokratik devrim sosyalist devrim dinamiğine benzer bir sürekli devrim perspektifini açabilir. Yani böyle bir devrim, Emperyalistlerin baskısı karşısında, dünya çapında ulusal olanı özele atan, bir dünya cumhuriyeti; uluslara karşı bir devrim hedefine yönelebilir.

Ama böyle bir program pek ala dünyanın imtiyazlıları arasına katılmış bir adacık anlamına da gelebilir. Orta Doğu’da bir Demokratik Cumhuriyet fiilen dünya petrol kaynaklarının çok büyük bir bölümü üzerinde bir tekeldir. Emperyalizmin bu oldu bitti karşısında bir şey yapamaması ve emperyalistler arası dengelerin böyle bir hareket alanı yaratması durumunda, bu bölge halklarının birden refaha gömülmesi ve diğer yoksul insanlıktan kendini ayırması gibi bir sonuca da yol açabilir.

Ama diğer emperyalistler bu demokratik Ortadoğu’nun petrol kaynaklarına böylesine egemen olmasını kaldıramayacakları, onu yıkmaya uğraşacakları için, fiiliyatta bu Demokratik Ortadoğu Cumhuriyeti, emperyalistleri arkadan kuşatmak, diğer yoksul insanlığı yanına çekmek için, elindeki petrol zenginliğini tüm insanlıkla paylaşmak gibi bir perspektifle harekete geçerek, emperyalistleri tecrit etmek üzere ulusal olan ile politik olanın ilişkisinin tümüyle ortadan kaldırılması perspektifine doğru bir geçiş gösterebilir”.

Yukarıdaki demokratik milliyetçilik Dr İhsan Ali’nin Avrupa aydınlanmacılığı ve Fransız İhtilalinden etkilenen demokratik milliyetçilik tanımlamasına uymaktadır.

Dr İhsan Ali’nin buna benzer ve taksime de karşı olan görüşleri oldukça belirgindir:

“Size aleyhimde neden bulunulduğunu izah edeyim… EOKA faaliyete geçince yani 1955 senesinde… O zaman Türk hükümetinin politikası, İngilizler adayı tahliye ederse, Ada Türklerindir (şeklindeydi.) Sonra bir de baktık ki statükonun muhafazası istendi. İşte benim muhalefetim o zaman başladı. Hatırlayacaksınız bu liderlerden bir heyet Amerika’ya gitti. Orada rezil rüsva oldular, kovuldular oradan. Ben bütün gazeteleri okuyorum. Fransız ve Rum gazeteleri, Amerikan gazeteleri neler neler yazdılar.

İngilizler bizim aleyhimizde, fakat çoğunluğun lehinde bir politika takip ediyordu. Bu bizi mahvetti, fakat cemaati kurtarıyordu. Statükonun muhafazasını istemek demek, hata işlemek demekti. Ben muhalif oldum, mücadele ettim, muhalefet ettim. Bu liderler bana düşman oldular. Aleyhime geçtiler.

Derken, sonra Radcliffe Anayasası meselesi ortaya çıktı. Biliyorsunuz bir herif geldi buraya, Radcliffe isimli. Ben bu herifle şahsen burada konuştum. İngiliz Valisi bana telefon etti ve cemaat ileri gelenleriyle görüşecek, dedi; sen de gel. Ben dedim ki, ben onlarla gitmem. Yalnız kabul ederse konuşurum. Kabul ettiler, 35 dakika onunla yalnız konuştum, tasarısını çok derin tetkik ettim. Ekalliyeti ezen bir anayasadır, diye derhal reddettim.

Bundan sonra İngilizler bir de baktık, taksim tezini ortaya attılar. Ben buna da muhalefet ettim. Bir de baktım ki Türkiye bu tezin de peşine yapıştı. Bu­radaki liderler de başladılar “Ya Taksim. Ya Ölüm” diye bağırmaya. Unuttunuz mu? Türkiye’de ne mitingler yaptınız, ne küfürler savuruldu. Taksim istendi. Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok fikir değiştirmek olur mu, bir devlete yakışır mı?.. Derken bu defa bir de baktık MacMillan Planı diye bir plan piyasaya sürüldü. Bir sürü lehte neşriyat falan filan. Üç maddesi değişti. Bu liderler burada kurbanlar kestirdiler. Eğlenceler yaptılar, neler oldu neler. Artık yapa­cak birşey kalmadı ve ben siyasal toplantılardan çekildim. Gitmedim, iki sene siyaseti bıraktım.”(Ahmet Cavit An, Taksim Aleyhtarı Bir Lİder,16 Haziran 2015,Salı).

-DEVAM EDECEK-

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.