Geçmişle öğrenerek, anımsayarak tekrarlama ikileminde – Özkan Yıkıcı

0
22

Çarşamba günü okuduğum bir makale sonrası, aklımdan “eğer” kelimesi geçti… Yazıyı yapdıktan sonra, güncel makalelerde dolaşıyordum. Artı Gerçek gazetesinde Doğan Özgüneşin yazısını okuyunca, yukardaki kelime aklıma takıldı. Sonra, önümdeki yeni yazıda mutlaka bu makalenin öğretisini yazmaya o andan itibaren karar verdim. Doğan Özgüneş Atmış ortalarındaki Akşam gazetesi önemli kırılmasını yaşayarak, tanık olarak yazdı. Ben doğrusu olayın bu denli önemli olduğunu bilmiyordum. Yazar, Sürgün bedeliyle ödediği Sosyalizmin belki de tam yerinde tanıklaştığı konuları yazarken, bize, gözden kaçırıp, günümüzde önemli dersler içerecek bilgielri de veriyordu. Bu gerçeklikle, Çarşanba yazdığım önemli yazıma rağmen kafamda öğrendiğim önemli bilgiler nedeniyle “Eğer yazmasaydım, bu konuyu ele alacaktım” noktasında durdum…..

Türkiyede yeni yeni Sosyalist çizgiye girdiydim. Seminerler için Gazi Eğitime gidiyorduk. Arkadaşım Turan içli seminer veren arkadaşa “Kıbrısla ilgili bilgi ve yayın istedi”! Ali isimli arkadaş bana ANT dergisini verdi. Orada Kıbrısla ilgili analizler ve AKEL genelsekreteriyle ropertaj vardı. Bu olay sonrası birkaç gün geçince de 12 Mart darbesi yapıldı. Yeni dönemde sol içinde bolca yer aldım. Ancak, ANT dergisine pek raslamadım. Doğan adını da ilgili dergiyle birlikte şöylesine takılıp braktım….

Çarşanba günü okuduğum yazı bu konuya önemli açıklık bilgileri veriyordu. Hele de Akşam Gazetesi “ki 12 MART öncesi solun ençok okuduğu günlük gazeteydi” gelişmeleri bana yeni bilgiler verdi. Türkiye sol gerçeğinde bazı isimlerin dalgalanmasını da daha iyi anladım.. İlhami Soysal veya Çetin Altanın durumu ve Akşamın resmen teslimiyet kayışının atmışlar ortasında oluşu ile ANT dergisinin çıkması, bana epey yeni deyerlendirilecek mavzeme verdi…

Gölgeler gibi gelip giden ışıkla, şimdi ve geçmişle dolaşan düşüncemle, Çarşanba günkü Eylül sıcaklı yazı yeniden kafamda canlanıyor. Önemli ilk Sol analizli ANT dergisi ile Akşam kırılma hikayesine eklenenler, sonraki soru işaretlerime de yanıt oldu. Akşam gazetesinde tam da TİP yükselişi ve Sosyalist dalganın geliş sinyaleri altında yaşanan teslimiyet, beklide sol adına daha çok yazılı kaynak ve kitlelere ulaşma habercilik bakımından önemlidir. Özellikle ilk sayfanın resmi görüşe şekilme mücadelesi, Çetin Altan ile İlhami Soysalın yazmalarını devamlaştırma mücadelesi önemlidir. Üstelik en düşündürücü aşamada başta Çetin Altanın tüm çalışanlar onlar için mücadele verirken, Akşam sahiplerinin istediklerini kabulenip yazı yazma dönüşleri, Doğan Özgüneş ve arkadaşlarını adeta yıktı. Yazar, bu anılarını yazarken, her ne kadar belirtmese de kelime içinden b bir isyan sesi de vardı. Böylelikle Akşam Gazetesi Sosyalist olamadan resmen Kemalist noktada merkeze ilk sayfayla oturdu.

İlhan Selçuğun ve Doğan Avcıoğlunun da tutumları ibretliktir. Adeta, o dönemki CHP ve teslimiyet solun Sosyalist çizgiye gidişi durdurma operasyonunu karşımda görüyordum. Zaten, bu çelişkili ortam sonrası Çetin Altanın, İlhami Soysalın başına gelenler veya ilhan Selçuğun bazı takındığı tutumlarla bana yeniden benim klasik doğrulanma sonucumu verdi. Devlet içi çatışmalarla devlet ile değişinm devrimci ayrışmasının karıştırılmaması dersini Doğanın o biraz da kendi içinde sıkışan gerçekleri yazısıyla yeniden doğruluyordu.

Doğrusu, ben bu tartışmayı bilmiyordum. Hele de Çetin Altan tam da kürsülerde sağ tarafından linç edilmek istenirken, Akşam gazetesinde onun için mücadele eden kitleleri bir yana itip uzlaşması noktası, 12 Eylül sonrası Özalaşma adımında da benzerine tanık olduk. Demek ki tarihi bir bütün izlemek gerekir…..

 

Akşam Gazetesi ikileminden ANT dergisinde sıkışmışken, Seksen ortasından Gürleyen bir sesin dünyaya veda edilişinin yıldönümü 23 Eylül aklıma geliyordu. Adeta 20 yıl arasına köprü kurmuş gibiyim. Ama, gürleyen ses Seksenlerdeki tedaviye gidememenin bağırtısı ile can verirken, söylediği türküler, sazın sihirli sesiyle tarihin derinliğinden günümüze dek beni taşıyordu. Arada tatlı bir ses olan Sümeyra Çakır veya Dostlar korosu ile söylenen kolektif türküler se Anadolunun sol isyanı ile ezilmişliğin çığlıkları karışıyordu. Hiç sevmediğim ilahileri dahi kalın ama sert kadifeli ile dilediğinde duygusal dolu yumuşatarak söyleyen Ruhi Suyu unutmak mümkünmü?

Kendinizi Şeh Betretinin Serezli çarşısındaki çırılçıplak bedeninin yüksek sesinde, Şeh Hatayinin insancıl dolu Ortaçağ şiirli türkülerini, isyanın protez sesi olup günümüzde en radikal kitlelere hala mesaj veren Pirsultan, aşkın deriniyle Anadoluyu dolaşan Karacaoğlan la tarihte dolaşırken, daha yakında Osmanlıya başka isyanın sesi Türkmen Dadaloğlunda kendimi buluyorum….

Türkiye Kurtuluş savaşını Nazım Hikmetin şiiri ile birlikte en iyi okuyan da Ruhi Sudur. Daha sonra güncel olaylarla yükselen Su, Elkapılarına gidişten 77 1 Mayıs katliyamlı ağıtlarla bizi karşılıyor. Ruhi Su, heryerde kendini buldurtup sazın tılsımı ile Operet sesiyle Halk türküsü okumanın sanatsal dehasını yazarak, mücadele etiği sistemin, kanser tedavisine Yurt dışında izin vermemeleriyle birlikte can çekişe çekişe gözlerini yumdu. Birçok plak, lonkpley ve kaset brakarak, Anadoluyu türkülerle bezeyerek bir arşivle bize braktı.

Bektaşilikten ilahilere veya hasan Kalesinden tutun Köroğlu isyanına varan elinden gelen tüm olanaklarla bu tarihin sanatsal sunumunu yaptı. Hapisler gördü, sürgünler yaşadı! Ratyolardan yasaklandı… Fakat, tanık olduğum gibi de onbinlerce kişinin olduğu salonda, sloganlar karşılıklı yükselirken, Ruhi Suyun bağlamaya dokunmasıyla o binlerin nasıl susup sinek dolaşımının vızıltısının duyulacağı konuma gelişini de yaşadım…

Ruhi Su: Anadolunun tarihsel isyanı, aşkları ve inançlarıyla türküleşen gerçeklerini sanatlaştırdı. Tabi ki bedelini de hapislerden enson tedaviye gönderilmeyerek de ödedi. Günümüz dünyasında hala bir Ruhi Su sesi, sizi banbaşka dünyalara taşıması yeterlidir. Onu yeniden saygıyla anıyorum.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.