İsyandan Öğrenmek – Bilge Seçkin Çetinkaya

0
298

Bilge Seçkin ÇetinkayaAKP, adınca söyleyelim neoliberal muhafazakarlık hegemonyasını kurmak için tırnağını bulduğu gediklere sımsıkı geçirerek yıllarını, zamanını parasını ve emeğini harcadı. Darbenin ve dünya çapındaki “yenilgi” psikolojisinin, “reel sosyalizmin çöküşü, işçi sınıfının ölümü ve tarihin sonu” tezlerinin yarattığı atmosferde bu gediklerin bir hayli geniş ve tutunmaya müsait olduğunu hatta bizzat neoliberal muhafazakarlığın kaynakları olduğunu tekrar etmeye bilmem ihtimal var mı? Ancak doksanların ortalarından başlayarak global çaptaki bu hayasız saldırı hatırı sayılır ve egemenlerce beklenmeyen ve gitgide globalleşen bir direnişle karşılaştı. Bu isyanlar temelde kapitalizmin yeni biçiminin yarattığı yeni-ya da en eski mi demeliydik?- tahribatların karşısında birikmiş tepkilerin etkin patlamalarıdır. John Belieber’ın isabetle 1979’dan günümüze dek görselleştirdiği şekli ile parlayıp sönen seyrek olarak mevcut sistemde değişikliklere yol açan parlamalar.1 Bu isyanların en büyük açmazı politika ile kurdukları ilişkidedir. Yani politikayı kendi ötelerinde ve dışsal bir olgu olarak ele almalarındadır. Yani sistemin yenilgiye uğratacak, iktidarı çökertecek yeterlilikte bir politik örgütlenmenin ortaya çıkartılamamasındadır.

Bugün, gezi direnişinin ardından, hem yerel olarak hem de global düzeyde, AKP’nin hegemonyasında hatırı sayılır bir gedik açılmış durumdadır. uluslararası güç dengeleri açısından olduğu kadar, kendi iç dengeleri açısından da. Bu gediğin genişletilmesi hatta tümüyle onarılamaz derin yarılmaya götürülmesi bugün her zamandan daha mümkün görünmektedir.

Ancak soru bu çatlağı büyütme ve derinleştirme, ve sistemi çökertme derdinde olanların araçları ve anlayışları durumu kavramaya ve örgütlemeye uygun mudur? “Geziden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak!” iddiası bugün direnişin üzerinden daha soğukkanlı düşünmeye uygun bir zaman geçmişken bir gerçeklik taşıyor mu? Sorun şu ki yerel seçim dönemine girdiğimiz şu günlerde buna gönül rahatlığı ile evet diyebilmek oldukça zor. Politik tutumlar itibariyle gezi öncesine dönülmüş durumda. Haksızlık etmeyelim, gezi öncesindeki politik tutumların tamamı gezinin yarattığı devasa hareketi kapsayabilmek için stratejiler geliştirilerek esnetilmiş tabir yerindeyse “update” edilmiş durumda. Gezi’de isyanın yalnızca herhangi bir unsuru olmalarına rağmen isyanın kendisi olmak yerine “kapsama” gayretine girenlerin, “vekalet”lerinin artık bir işe yaramadığını, işin başa düştüğünü idrak etmiş kitlelerin hışmına uğradıkları anımsayalım. Gezi sonrası yapılan politik değerlendirmelerinde çoğunlukla isyanın kendi politik önermelerinin ve örgütlenme formalarının en büyük doğrulayıcısı olarak görenler herhalde bu öfkenin kendini neden bu çerçeve ve örgütlenmelerde ifade etmediğinin de mantıklı bir açıklamasını yapacaklardır.

Ancak asıl kışkırtıcı olan “liberal” zihniyetin aldığı yeni formdur. Hatırlamakta fayda var AKP hegemonyasının payandasını oluşturma yolunda, seçim zaferlerinin ardından siyasi tartışmayı “AKP’ye oy veren kitleleri yok sayamazsınız, buna uygun politika yapmak gerekir” noktasına kilitleyen aydınlarımız olarak karşımıza çıkmıştı liberalizm. “Yetmez ama evet” tutumundan “AKP’ye evet demiyorsanız Ergenekoncusunuz!”a varan suçlamalarla da kendi politik duruşunu netleştirmişti. Bu zihniyet, iki cephe arasında bir seçim yapmak gerekliliği üzerine kurduğu siyaset okumasında başka bir siyasi duruş olabileceğini ihtimali reddetmişti. O an itibariyle bir hayli güçlü olan bir cepheye eklemlenmeden, mevcut durumda zayıf bulunan siyasi duruşu koruyarak, bunu ezilenler arasında ve evet AKP’ye oy vermiş ezilen kitleler arasında da örgütlemeyi her şeyden evvel çok zahmetli bulmuştur. Örgütlenme denen şey zahmetli, hatta imkansız ve ütopikti. Siyaseti elitler arasındaki ilişkiler olarak gören ve ezilenleri siyasetin bir öznesi olarak kabul etmekte zorlanan bu zihniyet bugün tam da bu kesimi eleştirerek çıkmaktadır karşımıza. Bu politik tutumun öznelerden arındırılmış tarih algılayışının liberalliği ayrı bir yazıya konu olacak kadar endamlı. Ancak demek istenenin bu ülkede “Kemalistleri hesaba katmadan siyaset yapamazsınız!” demek olduğunu anlamamak mümkün mü? Sorun hesaba katıp katmamak değildir. Zira bu memlekette AKP’ye ve CHP ye oy veren ezilenler veridir. Bunu sokaktan geçen ve hayli politik olan halkımızın herhangi bireyine sorsak hayli ayrıntılı analizler dinleyeceğimize eminim. Mesele kendi politik tutumunuzu analizinizi “olanaklar” çerçevesinde nasıl esnettiğiniz, esnetip esnetmediğinizdir. Bir önceki dönemde kendilerinden çok daha büyük bir politik özneyi kapsama, yönlendirme ve hatta yönetme iddiasında bulunanların ulaştığı esneme düzeyini hep birlikte görmüştük. Hem de hepimizi yaralayan “sol” adıyla. Şimdi bunun başka bir versiyonunu deneyimlemeye gerçekten ihtiyaç var mı?

Sonuç olarak, yine de gezi isyanını kendi politika ve örgütlenme biçimlerini gözden geçirerek “hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” diyenler umuttur. Ancak bu eleştirenleri göğüste yumuşatma amaçlı bir yastık olarak kullanılmıyor gerçek bir özeleştiri ve yenilenmeye, isyandan öğrenmeye götürüyorsa. Zira bürokrasi öğrenen değil neredeyse her şeyi bilen organizasyondur.

1 http://www.sott.net/article/265697-Time-lapse-map-of-worldwide-protests-since-1979-shows-major-increase-in-global-social-unrest

Kaynak Birgün

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.