Michael Hardt, Örgüt ve Devamlılık Sorunu – Zümray Kutlu

0
208

talk-turkeyUzun bir süredir çok merkezli, yerel, katılımcı ve yatay hareketlerin önemini duyuyor, okuyorduk. Nitekim, Gezi isyanını oluşturan yüz binlerin büyük bir çoğunluğu herhangi bir örgüte, partiye dahil değildi. İsyan, lidersiz, partisiz, plansız, programsız gerçekleşti.

Sadece Türkiye’de değil, Tunus’tan Atina’ya son dönemde dünyanın farklı yerlerinde alevlenen isyanların tek bir merkezden yönlendirilmeyen yapısı, New York’ta, Gezi’yi tartışmak için gerçekleştirilen konferansın son oturumunda, Michael Hardt tarafından da gündeme getirildi. 4-5 Ekim’de, New School’da gerçekleştirilen konferansta konuşan Hardt, 2011 yılından bu yana dünyanın farklı yerlerinde gördüğümüz isyanların dört ana özelliğinden birininçok merkezlilik olduğunun altını çizdi. İsyanlarda bu çok merkezlilik bir zaaf yaratmıyordu. Bilakis, farklı gruplar arasında güçlü bir dayanışma ve hiyerarşik olmayan bir biraradalık söz konusuydu.

İkinci özellik ise, bu isyanların yerel sorunlar etrafında örgütlenmiş olmalarıydı. Küreselleşme karşıtı hareketlerde bir grup isyancı, isyanları örgütlemek için şehir şehir dolaşırken, son dönemin isyanları, yereldeki bir sorun etrafında, özellikle kentsel sorunlara odaklanan yerel aktivistler tarafından örgütleniyordu. Yerelliğin, son birkaç yılın isyanlarını önceki dönemin küreselleşme karşıtı, göçebe isyanlarından ayıran bir nitelik haline geldiği açıktı.

Üçüncü özellik, isyanların talepleri ile ilgiliydi. Küreselleşme karşıtı hareketlerin “Adalet”, “Küresel Adalet” sloganlarının yerini “Demokrasi, Hemen Şimdi” gibi sloganlar almıştı. İsyancılar demokrasi talebi ile sokaklara dökülüyordu. Hardt’a göre, demokrasinin ne olduğu konusunda bir fikir birliği sağlanmamış, demokrasi tanımlanmamış olsa da, şimdiye kadar benimsenen tanımlardan daha farklı bir demokrasiye özlem duyulduğu açıktı. Arzulanan, üç beş senede bir sandığa gidilen temsili demokrasinin ötesinde, gerçekten katılımcı, kararlarda herkesin söz sahibi olabildiği bir düzendi.

Müşterekler hakkı (right to the commons) Hardt tarafından altı çizilen dördüncü özellikti. Hardt, bu hakkın, özel mülkiyet/kamu mülkiyeti/kamusal alan tartışmalarından ayrı tutulması gerektiğini ve bu konularda terminolojik bir karışıklığın söz konusu olduğunu belirtti. Özelleştirme karşıtı argümanların karşısına, devletin düzenlediği ve son tahlilde egemen olduğu kamusal alanın bir alternatif olarak konmasını doğru bulmadığını söyledi. “Siz kamusal alan niteliğindeki sokaklara çıktığınızda polis de sizi engellemek için sokağa çıkıyorsa devlet denetimindeki kamusal alanı talep etmek doğru bir alternatif değil” diyen Hardt, müşterekler hakkını, herkesin eşit bir şekilde karar alma mekanizmalarına katılabildiği alanlarda gerçekleştirilecek bir hak olarak tanımladı. Ardından, Gezi ertesinde Abbasağa ile başlayan ve kentin farklı parklarına yayılan forumları, bizatihi siyaseti müşterekleştirme hakkı olarak gördüğünü de belirtti.

Hardt, konuşmasının devamında isyancıların birkaç aylığına bir yeri işgal etme, orada direnme, küçük ölçekte de olsa dayanışmacı ve yaratıcı yeni bir düzen kurma başarısına dikkat çekti. Ancak, ne isyanlar ne de kurulan düzen uzun ömürlü olamıyordu. İsyanlar, kalıcı ve kapsamlı toplumsal değişimleri yaratmakta başarısızdılar. Louis Bonaparte’in 18 Brumaire’ine referansla köstebek metaforunu kullanan Hardt, köstebeğin ara sıra toprak üstüne çıktığını, her çıkışında yeni şeyler öğrendiğini, ama bir süre sonra yine yer altına çekildiğini söyledi. İsyanlar, karşı çıktıkları düzeni bir türlü tam olarak yıkamıyor, yerine sürdürülebilir yeni bir dünya yaratamıyordu. Mevcut adaletsiz, antidemokratik düzen her isyandan sonra sürmeye devam ettiği için isyanlar da tekrarlanıyordu.

Bu tespitin ardından Hardt, isyanların devamlılığını sağlamak için genellikle iki alternatifle karşılaşıldığını söyledi. Bu alternatiflerden ilki, geçiciliği kabullenip, çok merkezli örgütlenmelerle ortaya çıkan güzelliklerle yetinmek ve bu süreci tekrarlamak. Diğeri ise, kalıcı, etkin ve adil bir düzen yaratma amacıyla alışılmış hiyerarşik, köhne ve de çirkin yapılar içinde örgütlenmek. Hardt iki alternatiften birini seçmeyi reddederek, demokratik ve yatay örgütlenme deneyimlerinin kalıcı ve etkin kılınmasında ısrarlı olunmasından yanaydı. Planlı davranabilen merkeziyetçi örgütlerin, sürekliliği sağlama ihtimalleri olsa bile, hiyerarşik nitelikleri yüzünden reddedilmeleri gerektiğini düşünüyordu. Kaldı ki, etkin ve kalıcı demokratik yapıların, hiyerarşik ve merkeziyetçi olmayan alternatif örgütlenmelerle yaratılabileceği konusunda Hardt oldukça umutluydu. Yine de, devamlılık meselesini vurgulayışından, Hardt’ın, merkeziyetçi örgütlere önceki metinlerinde olduğu kadar karşı çıkmadığını düşündüğümü söylemeliyim.

Hardt’ı dinlerken, muhtemelen toplantıya katılanların çoğu gibi, Gezi ve sonrasını düşündüm. Gezi parkında kurulan komün, katılımcı karar alma mekanizmaları ve farklı gruplar arasındaki dayanışma, isyancıların büyük çoğunluğu için ideal bir dünyanın gerçekleşmesiydi. Ancak, Hardt’ın dediği ve aslında hepimizin öngördüğü gibi kısa ömürlü oldu. İsyan büyük ve kalıcı değişiklikler talep etmiyor, gelecek için kapsamlı planlar, programlar sunmuyordu. Sonuçta, Hardt’ın bahsettiği devamlılık sorunu hasıl oldu, isyan sönümlendi, komün yerle bir edildi. Şimdi, isyan ve komün süresince deneyimlenen dayanışma ve demokratik örgütlenme biçimleri özlemle anılıyor.

Diğer yandan, isyan, mevcut sol parti ve örgütlerin, isyancılar için bir çekim merkezi olmadığını da açık bir biçimde gösterdi. Katıldığım forumlarda, sol parti ve örgütlere duyulan antipati sıklıkla ama özellikle anti-demokratik, hiyerarşik karar alma yapıları vurgulanarak dile getirildi. Hiyerarşi, parti, örgüt, ne kadar reddediliyorsa katılım, demokrasi, yatay örgütlenme bir o kadar gündeme getirildi. Örgüt ve örgütlenme konuları hiyerarşi korkusu ile birlikte tartışılırken, parti ve partileşme ise neredeyse hiç ağıza alınmadı. İsyanın kendiliğinden ve çok merkezli yapısı örgüte gerek olmadığı inancını pekiştirdi, tartışmalarda zaman zaman örgütlenmenin tüm biçimlerine karşı çıkıldı.

Oysa Hardt’ın tespitine kulak vermek gerekiyor. Süreklilik/devamlılık  meselesi, isyanların, isyanlarla yaratılan kısa süreli yeni, adil, eşit ve demokratik dünyaların yüzleşmek zorunda kaldığı en temel sorun. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın farklı yerlerinde çok merkezli, kendiliğinden gelişen isyanlar mevcut sistemden duyulan rahatsızlığı ve daha adil, demokratik bir dünyaya olan özlemi dile getiriyor. İsyanlarda güçlü, sağlam dayanışma gösteriliyor, kısa süreli, demokratik ve katılımcı bir dünya yaratılıyor ancak, çok merkezli örgütlenmeler bu demokratik dünyayı uzun ömürlü, yaygın ve etkin hale getirmekte sıkıntı yaşıyorlar.

Gezi hepimizi heyecanlandırdı, biliyoruz ki kimse kısa ömürlü dayanışma ve değişimlerle yetinmek istemiyor. Adaletsizlikler devam ettikçe isyanlar da devam edecek. Değişimi sürekli kılmak, daha etkin ve kalıcı bir sistem kurmak içinse örgütlenmek ve daha planlı hareket etmek şart. Kapsamlı ve uzun ömürlü değişiklikler ister istemez planlamaya ve merkezi bir yapıya ihtiyaç gösteriyor. Öte yandan, merkeziyetçi mevcut sol örgütlerle isyana katılan yüzbinlerce kişinin bir araya getirilemediği ise açık. Öyleyse, iki konuyu tartışmak aciliyet taşıyor. İlki, mevcut düzenin yerine nasıl bir düzen istediğimiz, nasıl bir gelecek tahayyül ettiğimiz. İkincisi ise, bu yeni düzeni oluşturmak için demokratik, şeffaf, katılımcı bir şekilde nasıl örgütleneceğimiz, var olan yapıları nasıl daha demokratik, katılımcı hale getireceğimiz.

Kaynak: sendika.org

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.