YKPfem: Akıl da, beden de, seçim de kadınların!

105

YKPfem basın açıklaması şöyle:

Türkiye’deki kadınlara en az 3, Kıbrıs’ın kuzeyindekilere de 4 çocuk fetvasını veren Recep Tayyip Erdoğan, son olarak da “sezaryenle doğuma karşıyım, kürtaj cinayettir” dedi.

Cenin kadın bedenindedir, kadının içindedir ve ondan ayrılamaz; bu sebeple kürtaj sadece çocuk doğurup doğuramamakla ilgili değil, kadının vücuduyla ilgili bir karardır.

Kimse kürtaj olmak için hamile kalmaz. Ancak kürtaj, tecavüzlerin ya da tedavi edilemeyen hastalıkların kaçınılmaz sonucudur. Ayrıca hiçbir doğum kontrol yöntemi 100% güvence vermediğinden de, kürtaj cinsel hayatın bir parçasıdır. Bir kadına ‘Ne olursa, nasıl olursa olsun doğuracaksın!’ demek, bir kadını anne olmaya zorlamak,  hamile kalıp kalmamayı seçme hakkını elinden almak ile oy hakkını elinden almak, ya da zorla evlendirmek farklı değildir. Kürtajın yasal olmadığı durumlarda ve ülkelerde bu durum kadınları hamileliklerini sonlandırmaları için tıbbi olmayan yöntemleri kullanmaya itmekte ve sağlıkları üzerinde ciddi riskler oluşması ile sonuçlanmaktadır.

Erdoğan’ınki gibi söylemler, kadının içerisinde bulunduğu çok eksenli durumları göz ardı etmekte, gelişecek bebeğin sağlık durumu, nasıl bir hayat yaşayacağını umursamamakta, onu sadece sömüreceği ucuz iş gücü, uğruna katledeceği askerler ya da demografik yapıyı değiştirecek aletler olarak görmektedir, bu da çocuk doğumunu ulusun devamı olarak gördüğünü belirttiği ‘Kıbrıs’a nüfus aktarmamızı istemiyorsanız siz de çocuk doğurun!’ efelenmesinde apaçık ortadadır.

Sezaryen gibi ciddi bir karın ameliyatının oranının Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerildiği gibi doğumların en fazla %10-%15’ini oluşturması gerekirken bu ameliyatların çok daha sık yapılması kapitalist sistemin kadın bedeni üzerinden rant sağlamasıyla ilişkilidir. Ancak, gerekli olduğu durumlarda, anne ve bebek için can kurtarıcı olabilen bu ameliyata karşı olmak mantıklı bir düşünce biçimi değildir, aksine kadın vücudu üzerinde tahakküm kurmaya yeltenmektir.

Kuzey Kıbrıs’ta Kürtaj Hakkı Konusundaki Mevcut Durum:

Hamileliğin sona erdirilmesi, Ceza Yasası’nın 169. Maddesince düzenlenmektedir. Bu yasa hamileliğin sonlandırılmasına, kayıtlı bir doğum ve kadın hastalıkları uzmanı tarafından ilk 10 hafta içerisinde izin vermektedir. Ayrıca, kadının hayatını tehdit eder durumda olması veya doğacak çocuğun fiziksel ve zihinsel engelli olması tehlikesinin varlığının veya hayat boyu sürecek tedavisi olanaksız kalıtsal veya bulaşıcı bir hastalığın saptanması halinde, izne tabii olarak ya da acil vakalarda derhal müdahaleye 10 hafta sonra da izin vermektedir.  İlk 10 hafta içerisinde, kadının medeni durumu, yaşı ve zihinsel engeli olup olmamasına göre rıza koşulu bulunmaktadır.  Evli kadınlar söz konusu olduğunda, kürtaj için kocanın rızası gerekmektedir. Evli olmayan ve 18 yaş üzeri kadınlarda, kadının kendi rızası kürtaj için yeterli sayılmaktadır. Evli olmayan ve yaşı 18’in altında olan genç kadınlarda, ebeveynlerin veya vasilerin rızası gerekmektedir. Zihinsel engeli bulunan kadınlarda, varsa ebeveynlerin veya vasilerin, yoksa zihinsel engelli olduğunu belgeleyen iki dal uzmanının raporu gerekmektedir.

Mevcut yasada reşit olmayan kız çocukları ve evli kadınlara getirilen ebeveyn/ eş rızasının gerekliliği ile ilgili sıkıntı mevcuttur. Kürtaj için ebeveyn izni gerekliliği tedavinin gecikmesi ve takiben, sağlık risklerini artırması sonucu yaratabilmektedir. Bu riskler gencin hamileliğinin ensest ilişkilerde veya bir akraba tarafından istismar edilme sonucu olduğu durumlarda daha da büyüktür. Zira böyle durumlarda gençler, ailelerine hamileliklerini veya kürtaj olma isteklerini açıklamak istemeyebilirler. Dahası, kadın evli olduğunda kürtaj için eşin rıza vermesi gerekliliği, hem evlilik statüsünden dolayı ayrımcılık yapmama ilkesinin, hem de doktor-hasta arasındaki gizlilik ilkesinin bir ihlalidir. Bunun yanında da kadının bedeniyle ilgili bir kararı kendisinden başka bir bireyin rızasına tabii kılmak, kadını birey olarak görmemek demektir!

Kuzey Kıbrıs’ta Sezaryen Konusundaki Mevcut Durum:

Coğrafyamızdaki oranlar Dünya Sağlık Örgütünün önerdiğinin kat ve kat üzerindedir. Sağlık Bakanlığı’ndan elde edilen verilere göre, devlet hastanelerinde, 2008 ve 2009 yıllarında ortalama sezaryen oranı %42 civarındadır. Özeldeki uygulamalarla ilgili veriler mevcut olmamakla birlikte, genel kanı, özel sektörün kar amacı gütmesinden ve sezaryen doğumlarda daha çok para alındığından dolayı özel hastane ya da kliniklerde, sezaryen oranının daha yüksek olduğudur.

Kadın bedeni Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da başka hiçbir politikacının disiplini altında olmayacaktır. Kaç çocuk doğuracağımız, ne zaman doğuracağımız ya da doğurup doğurmayacağımız biz kadınların kararıdır. Tayyip elini kadın bedeninden çek!