YKP’den 19 Temmuz yargılamalarına tepki: “susmadık, susmuyoruz, susmayacağız!”

72

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), geçen yıl 19 Temmuz’da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti sırasında çıkan olaylar nedeniyle 6 kişinin yargılanmaya başlamasını protesto etti.

YKP, bu amaçla bugün (3 Ağustos, Cuma) parti merkezinden mahkemelere yürüyerek burada basın açıklaması yaptı.

Mahkemeler önüne saat 09.30’da gelen YKP’liler, geçen yıl polis el koymaya çalıştığı “Emperyalist Kuşatmayı Reddediyoruz. Paranı Da, Memurunu Da Paketini De İstemiyoruz” pankartını açtı, “polis devleti istemiyoruz” diye slogan attılar.

Basın açıklaması YKP Örgütlenme Sekreteri Murat Kanatlı tarafından okundu. Kanatlı, basın açıklamasını okumadan önce güne dair iki farklı basın açıklamasını yapılmasına açıklık getirdi ve politik fikir ayrılığı nedeniyle diğer örgütlerle birlikte ortak basın açıklaması gerçekleştirmediklerini, ama eylem alanında birlikte olduklarını söyledi. Kanatlı, “geçmiş yıllarda olduğu gibi kimi zaman eylem için güç birliği yapılacak, politik olarak anlaşamadığımız zamanlarda ise alanda birlikteliğimizi sürdüreceğiz” dedi. Kanatlı, polis kurumunun kendilerinden intikam almaya devam ettiğini, polisin kendileri ile temasa geçip kortej güzergahı sorduğunu, polise güzergahın söylenmesine rağmen, eylem için yol güvenliği sağlanmadığını belirterek buna rağmen kendilerini fişlemek için 5 polis görevlendirildiğini, YKP genel merkez önünden mahkemelere kadar kendileri ile birlikte fotoğraflama bahanesiyle sürekli kitleyi taciz ettiğini söyleyerek, polisin bu tavrını da not ettiklerini belirtti.

Kanatlı daha sonra Yeni Kıbrıs Partisi’nin açıklamasını okudu. Açıklamaların sonrasında YKP üyeleri diğer örgütlerin temsilcilerinin olduğu mahkemeler önüne giderek burada protesto ve dayanışma eylemlerini diğer örgütlerle birlikte sürdürdü.

Mahkemede kısa bir duruşmanın ardından, bazı tebliğlerin yapılamadığı iddiası ile dava 26 Eylül tarihine ertelendi.

 

YKP’nin açıklaması

Yeni Kıbrıs Partisi’nin mahkemeler önünde okuduğu açıklama şöyle:

Türkiye’nin yerel bir alt idaresi olan Kıbrıs’ın kuzeyinde, isminden bile bahsedilmesi lüks olan demokratik hukuk devleti ilkeleri içinde işkence yapan polislerin yargılanması gerekirken hiçbir hukuksal dayanağı ve kamu menfaati olmadan, Ağustos’ta Adli Tatilin olduğu bir zamanda acele dava açma emrinin kendisine nerden geldiği bizler açısından tartışmasız olan Başsavcılık, polis tarafından darp edilen göstericilere dava açmıştır.

Bizler darp edilen eylemciler ile birlikte darp eden polisler hakkında gerek Başsavcılığına gerekse Lefkoşa Polis Müdürlüğüne bazılarını isimleriyle, birçoğunu fotoğraflardan teşhis ederek şikayette bulunmuştuk. Ama Başsavcılığın bu şikayetlerle ilgili sessizliği sürüyor…

Bir kez daha altını çiziyoruz ki, 19 Temmuz 2011’de sokak ortasında yaşanan bir işkencedir!

İşkence ve diğer zalimane gayrı insani veya küçültücü muamele veya cezaya karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”nin 1. maddesi işkenceyi tanımlar:

Bir şahsa veya bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla, bilgi veya itiraf elde etmek için veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatiyle uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ıstırap veren bir fiil anlamına gelir.

Başsavcılık daha önce de yaptığı gibi işkenceci polisleri korurken, mağdur olanlara dava açtı, bugün davanın oturumları başlıyor. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesindeki işkence yasağının ihlalidir ve yalnız yapana değil, bunu önlemeyen, göz yuman otoriteye de sorumluluk yüklemektedir.

YKP olarak bizler konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdık… Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki 11. maddede tanımlanan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkımızın ihlal edildiğini belirterek, Kıbrıs’ın kuzeyindeki alt yönetimden sorumlu olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı AİHM’deki davamızın ilk kısmı kabül edildi. Bu konuyu başka uluslararası platformlara da taşımakta kararlıyız. Hukuksal alanlarla ilgili Avukatımız Öncel Polili ile gerekli prosedürler için de çalışmaktayız.

Bizler isimleri belli, fotoğraflardan teşhis edilmiş Cevdet Durmuş, Aslan Coşkun, Ali Adalıer ve eylemcilere şiddet uygulayan diğer polis teşkilatı mensuplarını teşhis edebilmiş ve şikayet etmişken ve ne yazık ki bunlarla ilgili herhangi bir hukuki işlem başlatılmazken polis tarafından darp edilen, işkenceye uğrayan eylemcilerin Başsavcılık tarafından yargılanmak üzere mahkemeye çağrılması buyuran – emir alan, emri uygulayan ilişkilerin Kıbrıs’ın kuzeyindeki hukuk sisteminde de ‘olağanlaşmaya’ başladığını görüp kaygı duymaktayız. Bunun yanında geçen ay Lefkoşa Adli Şube Amiri Mahmut Barış Sel’in Yüksek İdare Mahkemesindeki tanıklığı güvenilmez bulunmuştu, bugün buraya ne kadar güvenilir olduğu tartışmalı polis ifadeleri temelinde çağrıldık, bu da diğer kaygılandığımız konudur…

12 Eylül dönemi işkenceci polis amirlerinin AKP tarafından Türkiye’de “Terörle Mücadele” bahanesiyle Polis Müdürlüklerine atandığı bugünlerde, adamızda “devlet şiddetini” alışkanlık haline getirme çabası bunun devamıdır. Nitekim İrsen Küçük tarafından da itiraf edildiği gibi Polis Müdürlüğü’ne AKP tarafından atanacak Türkiyeli bir polis yetkilisi ile de, dini tarikatlarla bağlantılı, Sünnileştirme ve faşistleştirme operasyonunun, Kıbrıs’ın kuzey ayağı da oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Bizler insanlığın bedel ödeyerek yüzyıllar boyunca verdiği mücadelenin eseri olarak ortaya çıkan insan hak ve özgürlüklerinin birileri tarafından keyfi olarak kaldırılmasına da hiçbir şekilde göz yummayacağız.

Baskılar karşısında;

Susmadık, susmuyoruz, susmayacağız!

Direndik, direniyoruz, direneceğiz!

Çünkü vardık, varız, var olacağız!

 

Mahkemeler önünde örgütlerin açıklaması

(Kıbrıs Postası) CTP/BG, TDP, BKP, KTAMS, KTOEÖS, KTÖS, El-Sen, Tel-Sen, BES, Koop-Sen, Tıp-İş, Güç-Sen, DAÜ-SEN, DAÜ-BİR-SEN, Basın-Sen, Çağ-Sen, Barikat Gazetesi, Öğrenci İnisiyatifi ve Baraka Kültür Merkezi temsilcileri, “Soruşturmalar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz” yazılı pankartla Mahkemeler binası önünde toplandı.

 

KAPTAN: “KARA GÜN… BELLEĞİMİZDEN SİLİNMEYECEK” 

KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, 19 Temmuz 2011’de yaşadıkları kara günün, belleklerinden silinmeyeceğini söyledi.

“O gün bizi dövenler, korunmaktadır, terfi almaktadır” diyen Kaptan, anayasanın eşitlik ilkesine uyulmadığını savunarak, yargılanacak arkadaşlarına sahip çıktıklarını vurgulayarak, onlara destek belirtti.

 

GÖKÇEBEL: “GİDEREK POLİS DEVLETİ”

KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel, Kıbrıs Türk toplumunun olağanüstü şartlardan geçtiğini, eylem yapanların normalleşme, demokrasi, barış, çözüm ve kendi kendilerini yönetmek için mücadele ettiğini söyledi.

Gökçebel, ülkedeki rejimi giderek polis devletine dönüştüren anlayışın, aldığı talimatlarla halka şiddet de uyguladığını ileri sürerek, “Bizi baskı ve şiddetle yıldıramazlar” dedi.

19 Temmuz günü polis şiddetine maruz kalan arkadaşlarının bir de yargılandığını belirten Tahir Gökçebel, ifade özgürlüğünün, pankart açmanın engellenemeyeceğini söyledi.

KTOEÖS, “Şiddet giderek devletin kanıksadığı bir uygulama haline gelmiştir. Onlarca arkadaşımız polis şiddetine maruz kaldığı halde yargılanıyor” diyerek, Meclis’in önünü kapattığı; KTHY önünde pankart atçığı için insanların yargılanmasının doğru olmadığını kaydetti.

Gökçebel, “Kendi kendimizi yönetene dek uydurma yargılama süreçlerini kabul etmiyoruz” diyerek, çözümün, barışın, demokrasinin yeşerdiği bir rejimi ve sistemi özlediklerini;  bunun için mücadele ettiklerini belirtti.

Eylem, “Soruşturmalar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz” sloganının atılmasıyla tamamlandı.