Taşeron rezaleti ve işçi ölümleri – Alpay Durduran

109

durduran2İnsan toplum yaşamına bağlı hale geldi. Toplumun kural ve kurumlarına uygun yaşamını sürdürür, onun verdiği olanaklardan etkilenir. Bazıları çok bazıları az. Ancak olanakları artırmak ve kötü etkilenmeyi azaltmak olanağı vardır.

Soma madenindeki acı gerçekler Türkiye’nin elindeki olanakları insanlar için başarılı bir şekilde kullandığını söylemek olası değil.

Olası değil çünkü biz de ayni durumu yaşıyoruz ve başarı olamadığımızı biliyoruz.

Taşeronluğun bozucu etkilerini ve iş kazası denilen feci olayın temelinde bulunduğunu basın yayın haykırıyor. Ancak taşeron etkisi nedir diye düşüneni henüz görmedim. İnsanlarımız taşeronun kötü bir ünü olduğunu öğrendi ama kötülük nerede ve doğal bir ürün mü eleştirenler konuşmadığı için bilmiyoruz. Üstelik bu taşeron işi o kadarla kalmaz taşeron değil de ana işletme olsa ayni olmasa bile yakın tehlike yok mudur?

Taşeron madende çalışanların yapılacak bir iş için ana şirketin değil yanına en ucuzundan çalışmayı kabul edecek olan deneyimsiz, kaydı olmayan, sosyal hakları olmayan, yaşı tutmayan veya sağlığı elvermeyen insanları toplayıp getiren kimselere denir. Taşeronun genelde sermayesi kayıtlı değildir. İş yeri varsa bile bordrosu yoktur. Sosyal sigorta kaydı yoktur. İşçi eğitimi vermez, iş disiplini diye bir sıkıntısı yoktur. İşçiden ücret kesintisi yapar ama cebe atar. İşçi de bir gün vardır, bir gün yoktur. İşçiler kayıtlı olmadığı için sendika da onları toplayamaz. İşe giremeyip kapıda bekleyen rakip işsizler vardır. Onun için işçi onları rakip görür ve hakkını almak ve işyeri güvenliği için sorun çıkarıp da hak arayamaz.

İnşaat işlerimize veya narenciye işlerimize bakarsak ayni durumu burada da yaşarız.

İskele çöktü daha çöküş nedenin açıklayamadılar ama iş yeri denetçilerimizin olduğunu ve kaçak işçi peşinde koşup cezalar kestiklerini ama cezaları toplayamadıklarını Kıbrıs Gazetesinin ekonomi ekinden öğreniyoruz. Yani işyeri denetimi eksik ve cezalar işlevsizdir.

Farz edin ki bir ev yaptıracaksınız. İnşaatçıyı seçtiniz ve iş başladı. Temeli kazıp demirlerini ve kalıbı yapacak olan inşaatçının işçisi değil taşeron kalıpçı sizinle sözleşme yapmamıştır. Gene de sizin elinizde inşaatçının İnşaat Mühendisleri Odası’nın standart sözleşmesi vardır. Ancak taşeron o sözleşmeyi imzalamamıştır. Temeli kazan da taşerondur, onunla da sözleşmeniz yoktur. İnşaat müteahhidi ile de taşeronun sözleşmesi yoktur.

Ne çıkarsa bahtınıza iş yürürse diğer aşamalara sıra gelecek ve daha bir çok taşeron gelip gidecek.

Siz avunun sözleşmeniz var diye! KTMMO’dakiler de avunsunlar sözleşme yaptırtıp düzen getirdi diye. Aldıkları harçlarla da eğlenip dursunlar. İşyeri denetimi için KTMMO bastırır ama bakanlıklar ve meclis ona yetki ve izin vermez.

Taşeron dediğin işin esas yapıcıları demektir. Ancak onlara düzgün çalışma koşulları dayatılmaz. Dünyanın neresinde işçi ucuzsa oradan işçi getirerek derleme işçilerle kaliteli iş çıkarmak beklenir. Taşeronlar yasası ister misiniz? Taşeronlar ister ama taşeronu adam yerine koymamak da kültürümüzün parçasıdır. Onun için yasa olmaz. Var olan yasaları yorumlayıp eldeki yetkileri düzen getirmek için kullanmaya olanak verecek bir iş yaşamı rehberi çıkarmak da düşünülmez. Yoksa iş güvenliği ve kalitesini denetleyecek birçok yasal düzenleme vardır.

Cezaları verir ama toplayamazlar. Yani muhatap yaratamazlar. Bordrosuz işçi çalıştırılamaz kuralını getirip işçi ücreti ile vergi kesintilerini izleme hakkı vardır. Uygulanmaz. Uygulansa denetim gelecek. Kalite denetimi yasal emirdir kullanılıyor olsa işçileri sokaktan toplayamayacaklar.

Bu kuralları desteklemek için toplu sözleşme olamayan yerde yabancı işçi çalıştırılamaz kuralını koysalar, sendika olmayan yerde iş komiteleri oluşturulsa sorunun büyüğünü halledecekler.

Atalarımız kırsal ve kentsel tüm ülkeyi sıtma savaşı sırasında görevlilere böldüler ve anofel sivrisineklerinin kökünü kazıyıp sıtmayı endemik hastalık olmaktan çıkardılar. İş yeri denetçilerini de yeterli sayıda saptayıp göreve başlatsalar taşeronlar da denetim altına alınıp güvenli bir iş yaşamına adım atılabilir.

Sol doğal olarak emeğin yanında yer alır ama her solcu yetki alırsa bu işleri düzenleyemeye başlar diye beklenemez. Hemen zaten pahalı olan inşaat işini daha da pahalılandıracak şeyler yapamayız diye itirazlarla karşılaşırlar, uyan rekabet olanağını kaybeder iddiasını işitirler ve seçmen karşı çıkar. Solcu olduğu halde hükümete girip çıkanlar onun için adım atmazlar. Yaptıkları sadece edebiyat olarak kalır. Bunun temelinde de bu işin becerilemeyeceğine inanmalarıdır ve bilmemeleridir.

Şimdi ise solcular bile kapitalist ülkelerden örnekler verirler ve oralarda iş güvenliği daha fazladır ve görüyoruz ki böyle katliamlar olmaz, kaza sayısı azdır derler.

Solun emek sevgisi düzen kurmada başarılı olmasıyla gerçeğe dönüşür yoksa ölenlere herkes üzülür. Kader olarak görenler bile üzülürler.

Sorumluların bizdeki iş kazasında olanlara hala yanıt vermemelerine rağmen üzülmeleri timsahın gözyaşına benzer.