La Via Campesina’nın Yeni İnsan Hakları için Mücadelesi – Priscilla Claeys

121

via-campesinahttp://www.karasaban.net

Uluslarüstü çiftçi hareketi La Via Campesina’nın tarımda kapitalizm ve neoliberalizme karşı mücadelesine insan hakları söylemini başarıyla eklemlediği biliniyor. Haklar söylemi her şeyden önce siyasi, kültürel ve ideolojik olarak birbirinden çok farklı olan köylü ve küçük çiftçi örgütlenmelerine ortak bir dil sağladı (Patel 2007; Houtzager 2005; Rosset ve Martınez 2010; Borras 2008). La Via Campesina 20. yılını kutlarken bu makalede hareketin taleplerini şekillendirmek için haklar söylemini hangi biçimlerde kullandığı anlatılıyor. İnsan hakları çerçevesinin sağladığı imkanlar ve eksik kalan yönleri analiz edilirken, hareketin insan haklarının sorunlu yönlerini nasıl aşmaya çalıştığı da inceleniyor. Makalede, hareketin yalnızca mevcut, kanun haline getirilmiş insan haklarıyla sınırlı kalmayıp, gıda egemenliği hakkı ve köylü ve çiftçi hakları gibi yeni haklar tanımlamış olduğu da savunuluyor. Makalenin son kısmında çiftçi ve köylüler için yeni insan haklarının uluslararası alanda tanınması adına geçmişten bugüne sürdürülen uluslararası mücadele değerlendiriliyor.

 

La Via Campesina, Gıda Egemenliği ve İnsan Hakları

La Via Campesina 1990’ların başında Orta, Kuzey ve Güney Amerika’dan, Avrupa’dan ve başka birçok bölgeden köylülerin ve küçük ölçekli çiftçilerin hayatlarını altüst eden serbest piyasa kıyımına karşı ortak bir tepki ortaya koymak istemeleri ile ortaya çıktı (Desmarais 2008; Borras 2004). Hareket, ortaya çıkışından beri küresel olarak yürütülen “köylüsüzleştirmeye” (Araghi 1995) ve ortaya çıkan şirketlere dayalı gıda rejimine karşı çıktı. (McMichael 2009). Hareket, baskın “piyasa ekonomisi” paradigmasına karşı “gıda egemenliği” modelini ortaya koyarken Kuzey – Güney ayrışmalarını ortak bir paydada birleştirmeyi de başardı. Bunun için de güçlü bir “haklar çerçevesi” benimsendi (R.D. Benford ve Snow 2000, 619). Haklar söylemi, tohum, toprak ve kaynaklar için verilen yerel mücadelelerden, gıda ve tarımda ticaret ve yatırımlara karşı yapılan uluslararası direnişe kadar hemen tüm Via Campesina bildirgelerinde kilit öneme sahipti. Gıda egemenliğinin kendisi de çoğunlukla haklar söylemine dayalı olarak tanımlanıyor ve hareket tarafından yeni bir insan hakkı olarak ortaya konuyor (Claeys 2012, 852).

 

İnsan Hakları Çerçevesine Oturtma

Toplumsal hareketlerde meselenin bir çerçeveye oturtulması belirli durumların sorunlu olarak tespit edilmesini, çözümlerin önerilmesini ve eylem çağırısında bulunulmasını sağlar ( R. Benford ve Snow 1988, 199). Taleplerin bir çerçeveye yerleştirilmesi adına insan hakları söyleminin kullanılmasının birçok avantajı var. İnsan hakları söylemi aktivistler tarafından adil olan ve olmayan arasındaki sınırların yeniden belirlenmesi için kullanılabilir (Agrikoliansky 2010). Toplumsal hareketler haklar söylemiyle taleplerini özel ya da sektörel çıkarlar dışında tanımlayabilirler (Valocci 1996, 118). Haklar söylemi çoğul ideolojilerin bütünleşmesini kolaylaştırırken, taleplerin farklı coğrafyalardan, farklı ideolojik, siyasi ve kültürel aidiyetleri olan hareketlere taşınmasına da yardımcı olabilir ( Fillieule ve diğ. 2010, 232). Bu avantajlar insan hakları söyleminin neden bu kadar çok sayıda toplumsal hareket, özellikle de vatandaşlık hakları ve gay-lezbiyen hakları grupları (Hull 2001; Plummer 2006), işçi hakları ve sosyal haklar ( Reese ve Newcombe 2003), kadın hakları ya da göçmen hakları (Elias 2010) savunucuları tarafından benimsendiğini açıklıyor.

Fakat talepleri insan hakları çerçevesinde tanımlamak, insan haklarının liberal kökenleri nedeniyle toplumsal hareketlere üç tür problem yaratıyor. İlk olarak, günümüzde hakim olan insan hakları rejimleri Batılı, liberal ve bireysellik kavramı ekseninde tanımlanıyorlar. İkincisi, bu rejimler devletlerin yükümlülükleri üzerine kurulduklarından özel ve uluslarüstü eyleyicilerin insan hakları sorumluklarını kapsamakta yetersiz kalıyorlar. Üçüncü olarak, insan hakları ekonomik kaynakların eşitsizlik yaratmak pahasına da olsa bireyler tarafından kontrol edildiği ekonomik özgürlüğü ön planda tutuyor. ( Charvet ve Kaczynska-Nay 2008, 11-12). Tüm bu etmenler insan hakları söyleminin muhalif ve dönüştürücü potansiyeline zarar verebilir. Bunun yanında haklar söylemini benimseyen toplumsal hareketler için de kapitalizm ve neoliberalizm karşıtlığı konularında sorunlara neden olabilir. Benim görüşüme göre Via Campesina’nın neden gıda hakkı gibi mevcut ve evrensel olarak kabul gören insan haklarını kullanmayıp yeni insan hakları yaratmaya çalıştığını anlamada bu etmenler rol oynuyor.

Bu yazıda Via Campesina’nın alternatif bir haklar anlayışının ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu savunuyorum. Bu anlayış, hakların bireyselliğin ötesinde kolektif boyutunu öne çıkarıyor. Yerel, ulusal, bölgesel ve küresel seviyelerde gıda ve tarımın yönetişiminde rol oynayan kurumları hedefine alıyor. Otonomi ve eşitliği güçlendiren sistemleri savunarak tarımda neoliberalizm ve kapitalizm ile mücadele araçları sunuyor. Hala oluşum sürecinde olsa da bu alternatif anlayış hareketin başlangıcından beri sahiplenilen ve son olarak Çiftçi ve Köylü Hakları Bildirgesi’nde kullanılmış olan halkların gıda egemenliği kavramında somutlaşıyor.

 

Halkların Gıda Egemenliği Hakkı

Gıda egemenliği ilk olarak Orta Amerika’da 1980’lerin ortalarında uygulanan geniş kapsamlı yapısal dönüşüm programlarına, devletin tarım sektörüne desteğinin azalmasına ve Amerika Birleşik Devletleri’nden yapılan gıda ithalatına tepki olarak ortaya çıktı. O dönemde gıda egemenliği ulusal gıda güvenliği olarak anlaşılıyor ve çoğunlukla “üreten olmaya devam etme hakkı” ile beraber ele alınıyordu (Edelman 1999, 102-103). La Via Campesina’nın 1996 Nisan’ında Meksika’nın Tlaxcala kentinde gerçekleşen ikinci Uluslararası Konferansı’nda hareketin hedeflerinin uluslararası alana taşınması gerektiğine karar verildi (Via Campesina 1996). Aynı yıl, gıda egemenliği uluslararası sahnede ilk kez göründü.ii Via Campesina gıda egemenliğini, “kültürel ve ürünsel çeşitliliğe saygı çerçevesinde her ulusun temel gıdalarını üretme kapasitesini koruma ve geliştirme hakkı” olarak tanımladı (Via Campesina 1996). Roma’da 1996 yılında gerçekleştirilen Dünya Gıda Zirvesi’nde Sivil Toplum Kuruluşları Forumu’nda “ Her ulus, herhangi bir cezalandırmaya uğramadan uygun gördüğü gıda miktarını ve besin kalitesini gerçekleştirme hakkına sahip olmalıdır” görüşü ısrarla savunuldu (1996 Dünya Gıda Zirvesi STK Forumu).

1990’ların sonu 2000’lerin başında uluslararası alandaki tanımı çerçevesinde gıda egemenliği hakkı kavramına esas olarak Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve uluslararası gıda ticareti konularında verilen mücadelelerde başvuruldu.iii O dönemde, DTÖ Via Campesina eylemlerinin en önemli hedeflerinden biriydi. DTÖ karşıtlığı hareketin örgütlenmesine yardımcı oldu. 2000’lerin ortalarından beri, yeni uluslararası olaylar, yeni stratejiler, yeni üye olan kuruluşlar ve karşıtların saldırıları ile gıda egemenliği kavramı büyük bir dönüşüm geçirdi. Ulusal üretim kaynaklarının kontrolünden, yerel bilgi ve kültürel kimliklerin korunmasına, yerel piyasaların yaratılmasından, fiyat garantilerine ve elbette toprağa erişim hakkına kadar birçok alanda hareketin yürüttüğü mücadeleler gıda egemenliği kavramına eklemlendi. Sonuçta gıda egemenliği, altı ana başlıktan oluşan ve Asya’dan Afrika’ya yeni coğrafyaları da içine alan geniş kapsamlı haklar temelli bir paradigmaya dönüştü.

Gıda egemenliği hakkı bireylerin değil toplulukların, devletlerin, halkların ya da bölgelerin hakkı olarak savunuldu. Birçok yönüyle gıda egemenliği Birleşmiş Milletler (BM) tarafından önceden tanınmış olan halkların kendi kaderini tayin etmesi, kalkınma hakkı ve doğal kaynaklar üzerinde kalıcı egemenlik gibi kolektif hakları çağrıştırıyor. İçselboyutuyla halkların kendi siyasi, ekonomik ve toplumsal sistemini seçme ve dışsalboyutuyla devletlerin kendi tarımlarını geliştirme haklarını kapsıyor (Claeys 2012, 849).

La Via Campesina halkların gıda egemenliği hakkını iki yolla kurumsallaştırmaya çalıştı. Bir tarafta gıda egemenliğinin evrensel olarak yeni bir insan hakkı olarak tanınması için çalışırken, diğer tarafta gıda ve tarımda alternatif uluslararası ticaret kurallarına kılavuz olması için mücadele etti. 2000 yılında, DTÖ’nün 2001 Doha görüşmelerinde Via Campesina toplumsal hareket ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan geniş bir ağın dayanışmasıyla gıda egemenliği hakkının uluslararası bir konvansiyonla güvence altına alınması gerektiğini savundu.iv

2004 yılında, Fransız çiftçi aktivist José Bové Via Campesina’nın Gıda Egemenliği Konvansiyonu çağrısını o zaman BM Genel Sekreteri olan Kofi Annan’a, kendisinden Via Campesina’nın gıda egemenliğinin temel insan hakkı olarak tanınması mücadelesine destek olmasını isteyerek iletti (Via Campesina 2004).

O zamandan beri gıda egemenliğini kurumsallaştırmak hareketin gündeminden giderek uzaklaştı. 2007 Nyeleni Gıda Egemenliği Forumu’nda uluslararası bir konvansiyon fikri tartışılmış olsa da bu tür bir çağrı 2007-08 küresel gıda fiyatları krizinde yeniden dile getirilmedi ( Gıda Egemenliği için Uluslararası Planlama Komitesi (UPK) 2009). Bunun yerine güncel hedefler gıda egemenliği için kamu politikalarının belirlenmesi ve daha sınırlı olsa da gıda egemenliğini BM Dünya Gıda Güvenliği Komitesi’nin gündemine getirilmesi adına iki alanda yoğunlaştı. Via Campesina’nın gıda egemenliğini kurumsallaştırma çabası ulusal ve yerel düzeylerde oldukça başarılı oldu. Ekvador, Bolivya, Nepal ve Venezuela’da gıda egemenliği anayasal bir hak olarak tanınırken, Mali ve Senegal’de gıda egemenliğine yönelik politikalar benimsendi ( Beuchet ve Virchow 2012). Çiftçi örgütleri bu süreçlerde ya destekçi ya da baskı unsuru olarak rol aldılar (Beauregard 2009). Bu tür politikalar, çoğunlukla ticaret, toprağa ve tohuma erişim, pazarlama ve devlet destekleri gibi önemli konulara dair bir kazanım içermese de La Via Campesina içinde heyecanla karşılanıyorlar. Uygulamaya dökülememeleri ise hareket içinde hayal kırıklığı yaratıyor. Esasında bu politikaları bekleyen en büyük sorun ulusal ya da yerel düzeydeki kazanımların küresel neoliberal düzende ekonomik olarak sınırlanmış olmalarıdır.

2009’daki reformun ardından Dünya Gıda Güvenliği Komitesi (GGK) BM’nin gıda güvenliği, tarım ve beslenme ile ilgilenen ana siyasi platformu haline geldi. GGK küresel meselelerde karar verme mekanizmaları üzerine sunduğu alternatif yönetişim modeli ile beğeni topladı. Bunun sebebi GGK üyeliğinin devletlerin ötesinde uluslararası kuruluşları, dernekleri, özel sektörü ve sivil toplum kuruluşlarını da içerecek şekilde düzenlenmesidir.

Via Campesina’nın GGK ile olan etkileşimlerinin iki boyutu var. Bir yandan, Via Campesina toprak, tarımsal yatırımlar, toplumsal cinsiyet ve beslenme konularının masaya yatırıldığı pek çok sivil toplum çalıştayına aktif olarak katılıyor. Diğer taraftan, Via Campesina GGK’yı toplumsal değişime meydan vermeyecek uluslararası mecralardan biri olarak görüyor. Ticari konular GGK’nın gündeminde yer almıyor. Gıda egemenliğinin GGK’da örgütlenmesi de imkansız görünüyor. ( Bazı Latin Amerika ülkelerinin gıda egemenliğinin GGK’da tartışmaya açılması istemine rağmen sivil toplum örgütleri uluslararası hukukta zaten yer alan insanların gıda hakkı kavramını kullanmayı tercih ediyorlar). v

 

Köylülerin, Kadınların ve Erkeklerin Hakları

Gıda egemenliği hakkı Via Campesina’nın referans noktası olsa da, toprağa ve tohuma erişim hakkı gibi yeni haklar da hareketin dağarcığında yer bulmayı başardılar. 2009 Mart’ında Via Campesina Köylü ve Çiftçi Hakları Deklarasyonu’nu kabul etti. Bildirge’nin ilk taslağı 1999 ve 2000 yıllarında Endonezya’da çiftçilerle köylerde gerçekleştirilen görüşmelerle şekillenmişti ( Fakih, Rahardjo ve Pimbert 2003, 28). Endonezya’ya mahsus olarak başlatılan bu süreç önce 2002 Güney ve Doğu Asya Bölgesel Konferansı’na, sonra da uluslararası gündeme taşındı. La Via Campesina İnsan Hakları Çalışma Komitesi’nin gündemine alındı. Cakarta’da 2008’de düzenlenen Çiftçi Hakları Uluslararası Konferansı’nda diğer üyeler için tartışmaya açıldı (Via Campesina 2008a). La Via Campesina’nın 2008’de Maputo’daki Uluslararası Konferansı’nda metin kabul edildi (2008b).

Çiftçi ve Köylü Hakları Bildirgesi hareket içerisinde genel olarak iyi karşılansa da kimi aktivistlerin çok daha acil gördüğü bir takım sorunlara değinmediği için eleştiri de aldı. Bazıları için gıda egemenliğini alternatif bir uluslararası ticaret çerçevesi haline getirme çabalarının son bulma olasılığı önemli bir endişe sebebi. Çiftçi ve Köylü Hakları fikrinin, bildirgenin hazırlanması sürecinde bir çok kez danışılmasına rağmen farklı bölgelerde özellikle de Latin Amerika’da kabul görmemesi de sorun yaratıyor. Fakat aynı zamanda köylü ve çiftçiler için yeni insan haklarının tanınması için verilen mücadele, DTÖ’nün ortak bir düşman olarak belirleyici rolünün büyük ölçüde azaldığı bu günlerde Via Campesina’nın kolektif kimliğini de güçlendirebilir.

La Via Campesina, son yıllarda Çiftçi ve Köylü Hakları Bildirgesi’ni BM İnsan Hakları Konseyi’ne taşımak için aktif olarak çalışmalar yürüttü. Bu çalışmalar yakın zamanda sonuç vermeye başladı. 24 Eylül 2012’de, BM İnsan Hakları Konseyi “Çiftçilerin, köylülerin ve kırsal alanda çalışan diğer insanların insan haklarının tanımlanması” için bir resmi karar kabul etti (A/HRC/21/L.23). Karar Bolivya, Küba ve Güney Afrika tarafından desteklendi, 23’e karşı 15 karşıt ve 9 çekimser oyla geçti. Kararın sonucunda Birleşmiş Milletler Çiftçi, Köylü ve Kırsal Bölgelerde Çalışan İnsanların Hakları Bildirgesi için bir taslak metin hazırlamak üzere açık uçlu, hükümetler arası bir çalışma grubu oluşturuldu. Görüşmelerin 2013 yazında başlaması ve gelecek birkaç yıla yayılması bekleniyor.

 

Gıda Egemenliğinden Çiftçi ve Köylüler için Yeni Hakların Tanınmasına: Kurumsallaşmanın Tehlikeleri

Stratejik bir perspektiften, insan hakları söyleminin kullanılması toplumsal hareketler için birbiriyle ilişkili üç soruna yol açıyor. Birincisi, insan hakları çerçevesi ulusal düzeyde güçlü ve sorumlu kurumsal ve huhuki çerçevelerle ilişkilendiriliyor (Kolben 2008, 477) ve tepeden toplumsal değişime dayanıyor. Yukarıdan değişime yapılan bu vurgu hem tabandan örgütlenmeye hem de “kolektif eylem repertuarlarına” ters düşebilir (Tilly 1986). İkinci olarak, insan hakları söyleminin kullanımında belirli bir uzmanlık gerekmektedir. Öyle ki insan hakları ortalama vatandaşlardan çok insan hakları avukatları tarafından savunulmaktadır (Riles 2006). Bunun bir sonucu olarak insan hakları söylemi çerçevesinde sunulan çatışmalar özelleşmiş alanlarda çözülmekte ve toplumsal hareketlerin örgütlenme çabalarına darbe vurabilmektedir. Üçüncü olarak, insan hakları söylemleri yazılı hukukun bir parçası haline gelmek üzere kurgulanılırlar (Stammers 2009, 106). Fakat insan haklarının kurumsallaşması onların muhalif potansiyellerini yok edebilir.

Via Campesina bu sorunları nasıl ele aldı? Via Campesina BM İnsan Hakları Konseyi’nde çiftçi ve köylüler için yeni insan haklarının tanınması için çalışırken Çiftçi ve Köylü Hakları Bildirgesi’nin muhalif tarafını canlı tutabilecek midir? Gıda egemenliğiyle Çiftçi ve Köylü Hakları söylemleri gelecekte birbirini güçlendirecek mi yoksa zayıflatacak mı? Bu söylemlerin bir arada var olmaları mümkün müdür?

 

Köylülük, Çiftçilik, Dışlamalar ve İttifaklar

Gelir dağılımı söylemine dayanan halkların gıda egemenliği hakkının aksine çiftçi ve köylü hakları tanınma sorunsalına vurgu yapıyor. Via Campesina’nın Çiftçi ve Köylü Hakları Bildirgesi köylü ve çiftçilere toplumsal ve kültürel özellikler atfediyor. Geleneksel mutfak kültürlerinin korunmasına (Madde 3.5) ve hanelerle topluluklara dayalı bir değerler sistemine ve yaşam biçimine dikkat çekiyor (Madde 10.4 ve 10.5). Doğayla uyumu ön plana çıkarırken, köylü ve çiftçileri toprak ve doğa ile özel bir ilişki kuranlar olarak tanımlıyor (Madde 1). “Toprağın insanlarının” sahip olduğu ortak değerler üzerine yapılan vurgu farklı sosyo-politik ve ekonomik çevrelerden gelen aktivistler için ortak zemin yaratmada kesinlikle faydalı oldu. Fakat bu kimlikler hukukla tanımlandığında “çiftçi ve köylü özcülüğü” yaratarak dışlamalara neden olabilir (Bernstein ve Byres 2001, 6). Tarihsel olarak, yeni insan hakları yazılı hukukun bir parçası haline gelirken “belirli özelliklerin kurumsallaşmasına” neden olmuştur. Örneğin insan hakları “vatandaşlık” üzerinden tanımlandığında köleler, Amerika yerlileri, kadınlar, Yahudiler, homoseksüeller ve yerli halklar evrensel olduğu söylenen doğal haklardan mahrum edilmişlerdir (Stammers 2009, 102,111).

İnsan hakları standartlarını belirleme deneyimi gösteriyor ki uzun vadede başarılı olmak için geniş ve kapsayıcı bir taban oluşturulup hükümetlere, sivil toplum kuruluşlarına, uzmanlara, mağdurlara ve yardım alanlara, ve BM birimlerine ulaşmak gerekmektedir ( International Council on Human Rights Policy 2006, 66). Hareket farklı sektörlerle ittifak kurmanın öneminin farkında. Bu doğrultuda yerli halklara, tüketicilere, tarım ve sanayi işçilerine ve bir ölçüde agroekoloji hareketine ulaşmayı önceliklerinden biri haline getirdi (Altıeri, Funes-Monzote, ve Petersen 2011; Holt-Gimenez (ed.) 2010; Rosset 2011). Fakat Via Campesina “çiftçilik ve köylülük” üzerine bu vurgusunu sürdürerek diğer kırsal ve kentli çevrelerin desteğini alabilir ve onlarla ittifaklar oluşturabilir mi? Gıda egemenliği ittifak kurmak adına iyi bir araç olduysa da köylü ve çiftçi hakları işleri biraz daha karmaşıklaştırabilir. Esasında köylü ve çiftçi hakları girişimi Via Campesina mücadelesinin gelecekte nasıl anlaşılacağını da şekillendirebilir, kapitalizm karşıtlığından çok ayrımcılığa karşı bir hareket olarak algılanabilir. Mücadeleyi köylü ve çiftçi hakları ekseninde yürütmek adına gelir dağılımı sorunları bir kenara itilir, kimlik ve tanınma konularına gereğinden fazla odaklanılırsa Via Campesina’nın uzun vadeli hedefleri zarar görebilir. Via Campesina’nın vurguyu, dönüştürücü siyasi ve alternatif toplumsal projesi olan gıda egemenliği üzerine mi, yoksa köylü ve çiftçilerin özgünlüğü üzerine mi koyacağı toplumsal bir hareket olarak gelecekteki başarısını belirleyecektir.

i[1] i Priscilla Claeys University of Louvain’de Toplumsal ve Siyasi Bilimler fakültesinde araştırmacıdır. Uluslarüstü çiftçi hareketi La Via Campesina’nın insan hakları söylemini kullanışı üzerine doktora tezini yakın zamanda tamamlamıştır. İlgi alanları köylü ve çiftçi hareketleri, gıda ve tarım, insan hakları, ve ekonomik küreselleşme konularıdır. 2008’de Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Bağımsız Raportörü’nün ekibine katılmadan önce çok sayıda

İnsan hakları kuruluşu ve kalkınma üzerine faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında çalışmıştır. BM Gıda ve Tarım Kuruluşu ile ortak olarak Katalonya Açık Üniversitesi’nde gıda hakkı üzerine iki online ders vermektedir.

ii 1993’te Mons Bildirgesi’nde Via Campesina açıkça gıda egemenliği ile ilşkilendirmese de her ülkenin tarım politikasını ulusal çıkarlarına göre köylü, çiftçi ve yerli halkların gerçek katılımı ve onayı ile hazırlaması gerektiğini savunmuştu.

iii 1996 Roma ve 1999 Seatle arası uluslarüstü örgütlenmelerde DTÖ ve ticaret ana nokta olmakla beraber 1998-2003 yılları arasında GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) karşıtlığı da çok önemliydi ve gıda egemenliği söylemi altında tartışılıyordu.

iv Bu tür bir konvansiyon gıda egemenliğini ve tüm insanların güvenli ve sağlıklı gıdaya eriişimini, kırsalda işsizliğin bitmesini, işçi haklarının korunmasını, sağlıklı, zengin ve çeşitli bir doğal çevrenin yaratılmasını uluslararası siyaset çerçevesinde uygulama hedefini taşıyordu. Bunun dışında gıda ve tarımsal ürünlerin ticareti üzerine düzenlemeler de içeriyordu. Daha fazla bilgi için: www.citizen.org/documents/wtooutoffood.pdf

v Toprakların, Denizlerin ve Ormanların Yönetimi için İsteğe Bağlı Rehber yada Küresel Stratejik Çerçeve gibi belgelerde görüldüğü gibi gıda hakkı GGK tarafından benimsenmesine rağmen gıda egemenliğine verilen referanslar tartışmalıdır.

 

La Via Campesina 20 kuruluş yılı dolayısıyla bir açık kitap yayınladı. Kitabın içinde bulunan makaleler Çiftçi-Sen üyeleri tarafından çevriliyor. Yazılar http://www.karasaban.net/ yayınlanmaktadır

Bu yazıyı çeviren : Esra Esenlik

 

Referanslar

Agrikoliansky, Eric. 2010. “Les usages protestataires du droit.” In Penser les mouvements

sociaux. Conflits sociaux et contestations dans les sociétés contemporaines, 225–243. La

Découverte.

Altieri, Miguel, Fernando R. Funes-Monzote, and Paulo Petersen. 2011.

“Agroecologically efficient agricultural systems for smallholder farmers: contributions

to food sovereignty.” Agronomy for Sustainable Development (INRA and Springer-

Verlag).

Araghi, Farshad A. 1995. “Global Depeasantization, 1945-1990.” The Sociological

Quarterly 36 (2): 337–368.

Beauregard, Sadie. 2009. “Food Policy for People: Incorporating food sovereignty

principles into State governance. Case studies of Venezuela, Mali, Ecuador, and

Bolivia”. Urban and Environmental Policy Department, Occidental College, Los

Angeles.

Benford, R. D., and David A Snow. 2000. “Framing Processes and Social Movements: an

Overview and Assessment.” Annual Review of Sociology 26: 611–639.

Benford, Robert, and David Snow. 1988. “Ideology, Frame Resonance, and Participant

Mobilization.” International Social Movements Research 1: 197–217.

Bernstein, Henry, and Terence J. Byres. 2001. “From Peasant Studies to Agrarian

Change.” Journal of Agrarian Change 1 (1) (January): 1–56.

Beuchelt, Tina D., and Detlef Virchow. 2012. “Food sovereignty or the human right to

adequate food: which concept serves better as international development policy for

global hunger and poverty reduction?” Agriculture and Human Values(January 2).

Borras, Saturnino. 2004. “La Vía Campesina. An Evolving Transnational Social

Movement. TNI Briefing Series No 6”. Transnational Institute.

———. 2008. “La Vía Campesina and its Global Campaign for Agrarian Reform.” In

Transnational Agrarian Movements Confronting Globalization (Borras et al. eds.), 91–122.

West Sussex, UK: Wiley-Blackwell.

Charvet, John, and Elisa Kaczynska-Nay. 2008. The Liberal Project and Human Rights. The

Theory and Practice of a New World Order. Cambridge University Press.

Claeys, Priscilla. 2012. “The Creation of New Rights by the Food Sovereignty

Movement: The Challenge of Institutionalizing Subversion.” Sociology 46 (5) (October):

844–860.

Desmarais, Annette Aurélie. 2008. La Vía Campesina, une réponse paysanne à la crise

alimentaire. Montréal: Ecosociété.

Edelman, Marc. 1999. Peasants Against Globalization. Rural Social Movements in Costa

Rica. Stanford, California: Stanford University Press.

Elias, Juanita. 2010. “Transnational Migration, Gender, and Rights: Advocacy and

Activism in the Malaysian Context.” International Migration 48 (6) (December 1): 44–71.

Fakih, Mansour, Toto Rahardjo, and Michel Pimbert. 2003. “Community Integrated Pest

Management in Indonesia. Institutionalising Participation and People Centred

Approaches”. International Institute for Environment and Development (IIED) and

La Via Campesina’s Open Book: Celebrating 20 Years of Struggle and Hope 9

Institute for Development Studies (IDS).

Fillieule, Olivier, Eric Agrikoliansky, Isabelle Sommier, and Collectif. 2010.Penser les

mouvements sociaux : Conflits sociaux et contestations dans les sociétés contemporaines.

Editions La Découverte.

Holt-Giménez (ed.), Eric. 2010. “Linking farmers’ movements for advocacy and

practice.” Journal of Peasant Studies 37 (1): 203–236.

Houtzager, Peter P. 2005. “The Movement of the Landless (MST), juridical field, and

legal change in Brazil.” In Law and Globalization from Below: Towards a Cosmopolitan

Legality, 218–240. Cambridge: Cambridge University Press.

Hull, Kathleen E. 2001. “The Political Limits of the Rights Frame: the Case of Same-Sex

Marriage in Hawaii.” Sociological Perspectives 44 (2): 207–232.

Human Rights Council. 2012. “Resolution on the Promotion of the human rights of

peasants and other people working in rural areas (A/HRC/21/L.23)”. United Nations.

International Council on Human Rights Policy. 2006. “Human Rights Standards:

Learning from Experience”. International Council on Human Rights Policy. Versoix,

Switzerland. http://www.ichrp.org/en/projects/120.

International Planning Committee for Food Sovereignty (IPC). 2009. “Policies and

actions to eradicate hunger and malnutrition. Working document.”

Kolben, Kevin. 2008. “Labor Rights as Human Rights?” Virginia Journal of International

Law 50 (2): 450–484.

McMichael, Philip. 2009. “A food regime genealogy.” Journal of Peasant Studies 36 (1)

(January 1): 139 – 169.

NGO Forum to the World Food Summit. 1996. “Profit for a few or food for all

(Statement at the occasion of the World Food Summit, Rome, Italy).”

Nyeleni Food Sovereignty Forum. 2007a. “Synthesis Report. Nyeleni Forum for Food

Sovereignty (2007).”

———. 2007b. “Declaration of Nyeleni.”

Patel, Rajeev. 2007. “Transgressing Rights: La Vía Campesina’s call for food

sovereignty.” Feminist Economics 13 (1) (January): 87–116.

Plummer, Ken. 2006. “Rights Work. Constructing Lesbian, Gay and Sexual Rights in Late

Modern Times.” In Rights: Sociological Perspectives (Morris L. Ed). Routledge.

Reese, Ellen, and Garnett Newcombe. 2003. “Income Rights, Mothers’ Rights, or

Workers’ Rights? Collective Action Frames, Organizational Ideologies, and the

American Welfare Rights Movement.” Social Problems 50 (2) (May 1): 294–318.

Riles, Annelise. 2006. “Anthropology, Human Rights, and Legal Knowledge: Culture in

the Iron Cage.” American Anthropologist 108 (1) (March 1): 52–65.

Rosset, Peter. 2011. “The Campesino-to-Campesino agroecology movement of ANAP

in Cuba: social process methodology in the construction of sustainable peasant

agriculture and food sovereignty (authors include: Braulio Machín Sosa, Adilén María

Roque Jaime and Dana Rocío Ávila Lozano).” Journal of Peasant Studies 38 (1): 161–191.

Rosset, Peter, and Maria Elena Martinez. 2010. “La Vía Campesina: the birth and

evolution of a transnational social movement.” Journal of Peasant Studies 37 (1): 149
Esas kaynak : http://viacampesina.org/en/index.php/publications-mainmenu-30/49-uncategorized/frontpage/1409-la-via-campesina-s-open-book-celebrating-20-years-of-struggle-and-hope