Tuhaf bir gündemleşme sendromu daha – Özkan Yıkıcı

0
30

Mayısın yaz sıcağında yazı yazmak, biraz daha zor. Beynin yorgunlaşma ilk emareleri yaşanmaktadır. Sıcak hararetiyle de isteksizlikle tenbelik de buluşmaktadır. Tam da bahar olmadan yaza geçip ağaçların çiçek aşmasına dek varan etkileriyle yüzleşirken, bizim yerel siyasetin de tuhaf denecek gündem kayışına da tanık olmaktayız. Tabi şu önemli eksikliği de ekleyerek: eğer olanları kendi içinde birlikte ele alırsanız! Gerçekten de bahar yerinde yaz sıcağı ile toz bulutları kuşatması altında yaşarken, yerel politika gündemleşmesinde de birileri ayni paradoksu oynamaya sahneye çıkıyor. Panayırlarda damıtılan şovenizimle yol ayrımlı nutuklar çekilirken, durmadan yeni hedefli demeçler kuşların silik haliyle uçuşurken, ansızın sarayın demeci ve ardından klasik arkasındaki bildik dizilişler de düşünmeden hemen oluşması, güncel anlık ile ezberlerin ülke siyasetimizden kültürümüze dek nedenli yerleştiğinin yeni kanıtı olarak yaşanmaktadır. Bu gündemleşme dahi, kopukluklarla ve içerik kısırılıklarla nedenli anlık olduğunu yeniden ısbatlıyor. Gerçekten, Akıncının çıkışıyla hem içerik olarak hem de ansızın “u dönüşlülüğü” ile tuhaf denecek tutum olarak anlaşılarak yorumlanmalıdır……

Kıbrıs sorununda özellikle Kuzey coğrafyasında hele de son İsviçre maceraları ile adeta resmi eksende tek dil ile “yol ayrımlı” yeni rotanın yoğun probagandasına başlandı. Bu tutum, hafta sonu kasaba panayırlarına dek açılış nutuklarına yansıdı. Ansızın, birden Akıncının diline almadığı Guteres belgesine dayanarak yaptığı açıklama ve peşinden hemen sıraların belirlenme tutumları, Kuzey kıbrısı bilmeyenler veya olayları bütünsel yakalamayanlar için tam da konuşulacak an olarak yakalandı. Oysa, yakın tarih Kıbrıs politik gerçeğinde, yerel olarak hangi konuda olursa olsun, buradaki politikacıların belirleyici olmadığı, hat ta tam aksinin gerçekleştiği örneklerle doludur. Üstelik, uluslar arası yargı kararlarında dahi Türkiyenin Alt idari yapısı olarak kararları olup herkesin kabulenme gerçekleri de unutularak, sanki sarayın belirleyici rolu olduğu imajıyla öylesi gündem oluşturuldu…

Kısa zaman önce adamıza gelen TC Dışişleri bakanı başkanlığında yapılan toplantı ve sonrası, Türkiye makamlarıyla imzalanan gelecek ekonomik protokoller ayakta dururken, sanki bunlar yokmuşcasına ve durmadan “yol ayrımlılık” tekrarlanmazmış gibi yapılan çıkışı, başka alanda yorumlamak şartlığı da gözden kaçırılmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türkiye yapısalığını göz ardı edip de sanki buranın belirleyici yönü olduğuna hala kandırılarak konuşursanız, hep aldatma oynunda artis olarak rol almaya devam edersiniz…

Birkez; Türkiye hem vekil hem de başkanlık için seçime gidiyor. Zaten, Dışişleri bakanı da ipotek koyup “24 Hazirana kadar Kıbrıs alanında gelişme olmayacağını da” söyledi! Bu gerçeklik yokmuşcasına da hala “2 lider” cenderesinde takılırsak, yanılırız. Onca Türkiyeleşme yapısal bağlar ve sosyolojik dönüşümler dururken, buradaki yönetim işbirlikci gerçeği gözden kaçırırsak, ayni kandırmaca gündemine de hep koşul yaratmaya devam etmekle kalırız. Halbuki sadece Türkiye yetkililerinin Kıbrısı dondurtma ipoteği ile işler kalmıyor. Demirtaş dışında Türkiyenin başkanlığına oynayan tüm siyasetciler, Kıbrıs için ayni çizgide olmaktadır. Üstelik daha tehlikelisi, Kıbrısta çözüm değil de buranın fetedildiği duruşları vardır. Daha acısı, burada her Kıbrıslılaşma olayına “taviz vermek, ihanet” olarak kabulenmektedir. Kıbrıs olayında “ulusal kırmızı çizgi tabusu” da konuldu. Bu hem seçim koşullarında, hem de siyasal Kıbrıs yaklaşımı tutumunda olan bir gerçeklikte, Kıbrıs için adım atılmasının nedemek olacağını da herkesin çoktan görmesi gerekir. Ancak, gelingörün ki sanki Akıncı bey panayır şahlanışları ve saraysal demeçleri vermemiş gibi, son açıklamasıyla iyi iş yapma hamlesi olarak algılanma çabaları görülmektedir…

Konu sadece burayla veya Türkiye ile de sınırlı değildir! Ençok tekrarlanan Güvenlik Konseyi görüldü ki en etkisiz dönemini yaşıyor. Salt Kıbrıs da değil: kendi gözetiminde yapılıp alınan kararı onayladığı iran anlaşmasında da ABD İsrail yırtma hamlelerine gereken duruşu da göstermiyor. B.M. dünyadaki birçok savaşlara brakın müdahale etmeği, toplanıp, ateşkes dahi ilan edecek insancıl tavrı dahi gösteremiyor! Ancak, buradaki bazı çevreler, resmen bu yapının istekli olduğu ve ancak Buradaki liderlerin isteksiz olduğu fantezilerini hala seslendirmektedir.Kaldi ki başta Türkiye, fırsat bulunca hemen Kuzey KIbrısı daha da kendine has bağlama politik hamle yapmayı beklemektedir. Buda madalyonun öteki yüzü. Nitekim, Mister Akıncının kendisi bize “Gidilecek liman” hedefini çoktan işaret yaptıydı.

Sadece Kuzeyi demiyorum, Güneyde de ayni terane okunuyor. Örnek, Akıncı açıklaması sonrasında Akel hemen oradaki Anastasiyadisi suçlayarak Güneyde de ayrışma klasiği içsel olarak yeniden başlatıldı. Başka dedikodulaşma veya fanaazileştirmeler de vardır! Neymiş: “Türkiye birçok konuda kabulenmeler gerçekleştirdi* Garantörlüğün ve tek müdahale etmenin kaldırılacağı” gibi laflar özellikle güneyde dolaşıma sokuldu. Adına da “Güvenilecek kaynaklar” olarak konulmaktadır. Neyazık ki ayni tutumlar buralarda da yapılmaktadır! Özellikle dış ilişkileri olanlar veya barış havarisi kesilenler, dış diplomatik alanlarda görüşmelerin yapılıp belirli gelişmelerin olduğu poonpalanması tekrar tekrar gerçekleştirilmektedir. Böylelikle yaşananlar ile yayılanların buluşmadığı bir çözümcü eksen oluşturuldu. Hele de Türkiyenin gaz nedeniyle Kuzey Kıbrısta ısrarla taviz vereceği inançlı duruşlar bazı kesimlerde iyice yoğundur. Hala, Türkiyenin başta Kıbrıs politikasındaki gerçekliğinin anlaşılmadığı görülmektedir. Üstelik, tüm koşullarda artık sürecin bitip yeni yol çağrıları olurken, güneye durmadan veriştirmelerle panayırlara dek taşınırken, tam da Türkiyenin resmen 24 Haziranına dek adada dondurtma politikasını söylediği anda, Akıncı hemen Guteres belgeli açıklama yapmanın anlamını konuşma bütünlüğü olamıyor. Guteres belgesi açıkken, Akıncının kendine has deyerlendirmelerle sunumu ile Anastasiyadisin karşı açıklamaları etrafa saçıldı. Herkes hazırol sırasına girerken, nedense örneğin” Akıncının söyledikleri ile Guteres belgesindeki uyumunu” dahi sorgulamadı. Sorgulasa zaten hem Akıncının hem de Anastasiyafdisin kolayca algı operasyonu yapma şansı olamazdı.

Koşullar ve Akıncı açıklaması bana şu kuşkularla, uyarıları birlikte çağrıştırıyor: U dönüşü yapan ve yine eksik bilgielrle kendince haklılık kondurtan Akıncı ya yaptığı bir anlaşma veya kabul etiği bazı konumları gündemleştirmemek adına böylesi bir gündem yaratma hamlesi olarak kuşkulanıyorum! Çünkü, Mustafa Akıncının yakın tarihi böylesine olaylarla doludur. En “kahramanlaştırdığı General olayında” dahi ayni anda imzalanan önemli paketlerin de olma buluşması tesadüf olamazdı. Yine, Türkiyenin dondurtuğu koşulda elbet Kuzeydekiler kolay kolay Türkiyesiz hamle yapamazlar. Zaten, paket imzalanma döneminin de çakışması bunu gösteriyor. Burada Akıncı imajı veya bazı yapılanların örtülmesi adına özellikle sol eksenli veya demokrat kesime başka uğraşılacak yer gösterme gibi oluyor. Zaten, tekrardan belirteceğim “Guteres belgesi ile söylenenleri yan yana koyarsanız” anlarsınız. Üselik, Türkiyenin dondurtuğu dönemde, seçimlerin yapılyor olması nedeniyle brakın masaya öneri koymayı, tabusal dokunuşta dahi epey gürültü çıkarma tehlikesi mevcutdur. Ne AKP, nede CHP zaten Kıbrısta Birleşik Kıbrıs değil, en azından Kuzeyin kendi deneiminde kalma anlayışı hala yaygındır. Kıbrıs yakın tarihi Türkiyede yüzleşilemeyen önemli siyasal olaylardan birisidir. Böylesi dönemde, Akıncı insiyatif alıp da ayar yapma şansı olduğu veya böylesi isteğe sahip olduğunu söylemek se hala Kıbrıs gerçeğinin çok uzağında olduğumuzu göstermektedir. Gerçi, birielrine böylesi destek vermekle barışçıl mesajlı olma imaj kandırmacası oluştursa da “neden barışçıllar destek bulmuyor” sorusunun da yanıtı bu gerçeklikte yatmaktadır.

Gerçekten, Kuzey Kıbrısta tuhaf bir gündemleşme ile karşı karşıyayız. Hemen, bildik klasik duruşlar oluştu. Dün Akıncıya veriştirir gibi olan kesimler, açıklamanın içeriği ile kıyas yapmadan, koşulları gözlemeden hemen sıralanma duruşuna girdiler. Sokak ahalisi ise bunu pek de dikate almadı. Barış denilirken dahi nasıl şovenizim damıtılarak öyle olmadığının da haykırışı iç içe konuluyor.

Yetmişler ortasında solcular ve aydınlar enazından doğru söylemek ve dürüslükleri ile onları hiç sevmeyenlerin dahi kabulendiği değerlerle anılıyordu. Sokaktaki seslerine dikat edilerek “söylediğiniz doğrudur” denilip sonrası “ama” ile bitiriliyordu. Seksenlerde sol teslim olup buna da kılıflar bulmaya başlayınca, gidrek “herkes aynidir” imajı yaygınlaşmaya başlandı. Günümüze gelince artık sağ sol ayrımı veya aydın kimliğine dahi değer verilmiyor. Bu pratiğin yaşanmasında solun verdiği yanlış destekler, destekleyip sonradan kendini vuran lider profileri ve şimdi kendi de içerikleri boşaltarak ve hat ta, kimileri parayla probaganda yapma ortamına dek geldikleri için, enazından düne dek inandırıcılığı olan aydın ve sol bu tutumlarını da kaybetti! Akıncı da bu sürecin çok önemli figürü olarak tarihe yazıldı. Artık yorum sizin.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.