Yeni yılın ilk saatlerinden – Özkan Yıkıcı

Must read

Tembeliğim olmasa, bu yazı 2016 Yılının son gününde yazılacaktı. Ama tembelik veya “nasılolurtrs” duygusu bazen böylesi ufak geciktirmeler de yaratır. Gerçi bukez öyle ufak geçiştirme öylesine bir zaman dilimiyle kesişti ki tam bir yıl sonrası takvimine raslayan sonuç da üretti! Neyse, Yeni yılın ilk saatlerinde “2017” yılının ilk makalesini de yazmaya başlamış oldum. Cumartesi gecesi veya ikindini yerine, Pazarın gecenin sesizleşen ısızlığında, yalnızlık duvarların arasında kendi görüşlerimi belirteceğim, makaleyi geliştirip yazmaya başladım. Aslında daha “demincek” olan zamanın, nasıl bir yıl öncesi olma ironisini de farkında olmadan yaşıyoruz. Artık dün ayni zamanda, bir yıl önce tarihi olarak da yazıldı.

Yılın ilk saatlerinde, geçmiş yılın ağırlığı üstüme çöktü. Çöktü de hala yalnız da olmama rağmen, gariptir uykum gelmiyor. İçimden yazmak veya müzik esrumanı çalmak geliyor. Gerçi ben yazımı yılın ilk saatlerinde yazıyorum da sayın Murat hazretleri bunu nezaman internete kor ben bilemem. Bir hafta sonra yayına koyduğu makalem epey oldu. Bundandır ki size ilk günlerde okuyacağınız lafını da artık rahatca koyamıyorum. Tabi benden kaynaklanmayan hatanın da bedeli, önemli bazı konuların biraz gecikerek okuyucuya ulaşma gerçeğinin de belirgenleşmesidir. Neyse, Muratı fazla dürtmeyelim, sonra lafazanlıkla karşılıklı çatista yarışına gireriz. Tabi şüpeniz olmasın; sonuçta ben kazanırım.

Yeni yılın ilk saatlerinde, doğal olarak geçmiş yılın birikimiyle konuları işleyecem. Enn önemli dersi yazmadan da edemem. Nezaman bir eyleme gitsek “Susma, sustukca sıra sana gelecek” sloganı bolca atılır. Hele de önemli gelişme olup da sesizlik olunca, uyarı olsun diye bu sözler yüksek frekansla söylenir! Ama yılın son günlerinde bu sloganı atan birçok çevrenin, nasıl sıra kendilerine de geleceği olası olan durumda nasıl sustuklarını da yaşadık. Nedense, yılın sonunda hep olaylar ilgili tarihe kazılsın diye hızla yaşanmaya girişir.

Geçmiş Yılın son günlerinde önemli gelişmelerle tartışmalar yükseldi. KAS işçilerinin serf sendikalı oldukları için hem de telefona ilan konularak atılması veya Öğretmenler sendikasının yaşanan tarih olaylarını Ajandaya yazmasıyla oluşan tepkiler, bize Kıbrısınb gerçeklerini yeniden anımsatıyordu. Yalnız, acı gerçeklerimizi de sırıtırararak! Nedense “Susma, sustukca sıra size gelecek” slogancıların örgütleri bu konuda sesiz kaldılar. Çoğu nedense “barışnameli” sığıntıya dahi kapıldılar. Bu iki olay bize resmen aslında ne Kıbrısta yaşananlarla yüzleşme noktasına geldiğimizi göstermediği veya hala atanmış politikacının dilediği gibi işten atma yetkisinin yasalara rağmen olduğunu yeniden kanıtladı. Sonra Mister Akıncı yeniyıl nameleriyle sanki bunlar yokmuşcasına gelecekteki “ortaklık kırmızı çizgileri” sıralıyordu. Nedense, siyasal partiler ve sendikaların önemli kısmı Kas işçilerine veya uğralınan salrdırıdaki doğruları savunmadılar. Sonrasımı; “Susma, sustukca sıra sana gelecek”!

KAS işçilerinin durumu, ülkemizdeki emek çalışanların gerçekliğini ve neden örgütlemnemediklerinin kanıtı olarak yaşanıyor. Atanan ve sadece atanmış şirket sorumlusu sırf sermaye çıkarı adına, yasal olmayan tutumla, telefon mesajıyla sendikalaştıkları için işten atığını belirtiyor. Bunun yasal anlamı yok. Yok ama insanlar da işsiz kalıyor. Üstelik ilgili zat, zamamnında benzer duruma uğrayıp, sendikayla birlikte mücadele etmiş kişidir. Tıpkı, konuyu savunan Hüseyinzadeye danışmanlık yapan gizli lafazan solcu zat gibi… Sorasımı; desteklerin dahi oraya gitmeme eylimiyle belirlendiği sonuç! Havayolu kapatıldı! Ama hala sarsıntıları ve siyasetin “naumusudur” denilmesine rağmen, kıyımlar devam ediyor. Garip olan, ayni anda meclis devlete giren havayolu çalışanlara haklar veren yasa da çıkarıyor. Ama KAS çalışana da yasal güvencelerine rağmen, telefonla işten atılıyorlar yasadışılığı da yaşanıyor! Kuzey Kıbrıs gerçeği bu. “Aman ha yeni vekaletli Kutret hazretleri duymasın* Devletin itibarı kaybolur”!

Öteki gelişme daha da anlamlı: Öğretmenler sendikası bir yeniyıl ajandası yayınlar. Resmi tarihe konbulmayan bazı önemli Kıbrıs tarihcesi Ajandalara yazılır. Birden felaket kopar! Resmi malum güçler ayağa kalkar. Binbir laf söylerler. Protestolar yapılır, tehditler savrulur ve yargı göreve çağrılır. Nedense neye karşı olduklarını, neyin yanlış olduğunu söylemezler. Sadece “itibarlar kaybolur, bu casuslukmuş, bunlar vatan hayinidir” gibi sözlerle taraftarlarını harekete, kamuoyuna yön verme ve yandaş mahşetleri çektirmeye uğraştılar. Ama neye karşı olduklarını belirtmediler. Bol laf söyleyene neye karşı olduğunu, yanlışın ne olduğu sorusuna da basmakalıp yanıtla cevap veriyorlar.

Bu idolojik piskolojik hareketler ülkemizde hep yapılır. “Duydunuzmu ne yaptılar* Bunlar zaten böyledir” denilip, neyin yapıldığını söylemeden, kinle harekete geçiriyorlar. Nedense içerik hiç konuşulmaz. Bu bizim siyasal gerçeğimizdir. Kazara bir örnek verilince de bunu yanıtlayınca, onlar da yazılan, söylenenin yanlış olmadığını veya bilmediklerini söylerler. Durum şu; bilmemek ve taraftar olmak yetmezse, “zamanımı” denilir! Bunları yeniden ajandaya konulan bilgielrle karşılaştık. Yalan yanlış yazılan resmi tarihle, bizim bize yaptırtılanların bilinbemesi tutumu hep butip yaşananların yeniden yaşanmalarına neden olunuyor. Üstelik bolca 74 sonrası gelen insanlar ve belekten sildirterek resmi tarih yazdırtma yaşananlar, böylesi bir yalana tutsak hamaseti oluşturuldu.

Nitekim; karşılaştığım ve Gönyeli olaylarından KKTC ilanına varan konularda bana tepki göstererek soranlara konuyu anlatınca, bilgisizliklerini de örtme adına “Peki ama zamanımı” diyorlardı. Demek ki sayın barışçılar eyer bir ülkede yaşananlarla yüzleşmeye hazır bir halk yoksa, bu barış gerçek temelere oturtulamaz. Yalanlar uçuşacak, faşist eylimler sokağa çıkacak ve sırf “aman barış dönemi bozulmasın” bahanseiyle de saldırılara teslim olunacak! Böylesi gerçeklerle Erdoğan etkenli isviçreye barışa gidiyorlar. Nedense siyasal partiler, ayni yapıda olan sendikalar ve en önemnlisi, bilimseliğin şiddetle saldırıya uğradığı süreçte ünüversitlerin yüzbinlik öğrnci gerçeği, bilimde yer almıyor. Sadece bazıları hala yalanın hamasetiyle iktidar dalkavukluğu yapıyor. Bakalım yargı dediklerine eyer gidilirse, neler oalcak?

Kıbrısın kuzeyinde böylesi olayların tortusuyla uğraşacağımıza benzerken, Türkiyede Erdoğan yeni yıla başkanlık yasalığına doğru yelkenleri şişirip, parlementoda baskılarla birlikte, bol olaylalrla yolunu almaya devam ediyor. Son yıl günleri demeden de tutuklamalar devam ediyor. Ama belli ki Ortadoğu ve özellikle suriyede yeni yılda fay hatları zorlanacak. Son Rusya Türkiye ateşkesi ile ABD Trumpu beklerken Obamanın kucağına brakacağı bonbalar epey sarsıntıalrla işlerin yaşanacağı anlaşılıyor.Rusya ile yaklaşmayı düşünen Trumpa Obamanın son Rus diplomatları istenmeyen kişi ilan etmesi de işlerin Amerikan devleti içinde nedenli çatlaklıkların oluştuğunu gösteriyor. Bunlar Ortadoğu ajandasının yükünü anlatıyor.

Yeni Yıla girerken artık bolca Kıbrıs konuşan G. Konseyi genelsekreteri Munu duymayacağız. Amerikadan artık Trumpa alışacağız. Bizde heran erken seçim olayına hazır isviçreden banbaşka renklerle yüzleşmeğe hazırlanacağız. Ama kuşku su: uygulanmayan ve Türkiyenin göz yumup sesini çıkarmadığı biriken paket ilkeleri ne oalcak? Ama Türkiye başkanlığı, Fransa Almanya yeni liderlerini bu yıl seçecek. Tüm bunlar yeni yılda bizi bekler kavşağında olacak. Unutmayın; geçen yıl Türkiyede hem de seçimi kazanan Davutoğlu varken, şimdi efsanesi okunmuyor, Efkan ala gibi! CTP UBP hükümetiyle girip, şimdi CTP başkanını dahi deyiştirerek ama muhalefete de uzak durma çizgisinde dolaşıyor. Bunları yakın günlerin 29 Kasım trafik katliyamında halk tepkisine karşın partilerin olmaması ve sendikaların yetersizliğinde yaşadık. Yılın sosyolojik siyasal endeksi de burada yönetenin yönetememnesi, muhalefetin de iradesizliğini yaşadık. Tüm toplamla artık yeni yılın ilk saatlerini de yaşamaya başladık.

Yeni yılda daha demokratik sosyalist dünyasının lehine geçemsini umarım. Bakın şu anda G.Kore halkı yeni yıl demeden anayasa ve başkanlık sarayı önünde yüzbinlerle istifa çağrılarına devam ediyor. Halk direnci işte böylesine bir devamlılık içermesi gerekir. Buda ilk yılın önemli dersidir.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article