Yeni yıla adımlarla girerken ve Küba üzerine – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Yazıyı yazmaya başladığımda yıl 202o  olmaktaydı. Biraz sonra yıl takvimi deyişecek. Yazı biterken dahi bir yıl geçip 2021 senesine gireceğiz. Hat ta, yazıya başlamadan Türkiye yeni yıla girdi. Böylesi zamansal gerçeklik vardır. İki dakika arasına 1  yıl zaman diliminin de buluştuğu senede bir zaman takvimi de olmaktadır. Sanki, bıçak keser gibi zamanı ayırsak da, yeri geldiğinde dakikalar farkı bile senenin ayrışmasına yeter ve artar. Düz deyil de kesintilerle sıçrama yaptırtılan akış, sonuçta senelerin de eklenip sürmesine de normalik oluşturdu. Senenin yeni yıla geçiş sürecinde de benim gibi yazı yazarsanız, bir senelik uzun zamanmış gibi de ifadeyi kulanma normalliklerini de yaşatırsınız.

Bu yıl deyişiminde bir başka olgu da benim için şu: üçüncü peryotdur ki yılbaşıyı sokağa çıkma yasağı ile yaşıyorum. 12 Mart cuntası döneminde aynen gece sokağa çıkma yasağı vardı. Yine 12 Eylül seksen döneminde de sokağa çıkma yasağı vardı. Her iki dönem de birkaç yıl ayni tutumla karşılaştım. Şimdi de Korona salgını nedeniyle ilan edilen yasakla, evde kaldım. Öteki yasaklarda yurtlarda topluca bulunuyorduk. Son sokağa çıkma yasağında yalnızım. Evimdeki esrumanlar ve bilgisayar ile televizyon arkadaşlarım halindedir. Üstelik bu yıl anamı da kaybetmem nedeniyle Karpaza gidip anemle birlikte de kalma şansım da yok oldu. Bunlar, yeni yıla girerken ki kendi düzlemimdeki görünümlerdir.

Arada bir yeni yıldaki dilekleri de dinliyorum. Kimileri, öylesine bezdi ki 2020 yılını, elinden gelse yok sayacak dereceye geldi. Bu senenin boşuna geçip, sorunlarla yüklü oluşu duyguları da perçinletirdi. Önümüzdeki veya girilen yılda umutlar umulmaya çalışılınıyor. Umutlu olmak iyi. Ancak, umutların ortaklaşması ve örgütlenerek talep edilmedikten sonra, gerçekleşmesi de olasılık dışıdır. Dilekler iyi de bunların gerçekleşmesi için uğraşılmalı, örgütlenip bunları hayata geçirecek olan da insanlardır. Önemli bu kesitleri, nedense akılda brakmama başarısı da malum. Umutlu olalım, önemli dilekler bulunalım ve bunların gerçekleşmesi için de mücadele etmemiz şart. Bunun için de başarı için örgütlenmenin önemini de anlayalım. Kimse bize umutlarımızı vermez. Hat ta yaşanan geçmişle, bunu yok etmek için baskıdan yasağa birçok kurallar da uygulanır. Girilen yeni yılda, daha güzel dünya ve memleket için umutların yükselmesi için, mücadele ederek, örgütlenmemizle başarmamızı diliyorum.******

Birçok umudum benim kişisel olarak galiba geride kalıyor. Bu yaşlılığın getirdiği tekleşmenin de biraz duygusallığıdır. Ama, yaşamın aynasına hep bakarak konbuları anlamaya da devam ediyorum. Bundandır ki olacak, senenin ilk konusunu da Küba ile birlikte seçtim. Geçen yıl birçok muhteşem ülke deyişik konularla konuşuldu. Geneli, Korona konusunda pek de iyi not almadı. Küba ise hep eleştirilip yıkılacağı söylenirken, Korona salgınında, Avrupa ülkelerinin önemli bazıları kendi birliğinden deyil de Küba doktorlarını istemeleri tesadüf deyildi. Örneğin, italya Kübaya karşı anbargo tavrına katılırken, İtalyan halkı sahadaki başarılarla Kübalı doktorları alkışlıyordu. Buna benzer birçok ülke ayni tavrı gösteriyordu. Nedense, dünya kuruluşları dahi Korona konusunda ahkam çekerken, Kübalı doktorların başarısı ve geneldeki Küba sağlık sistemindeki iyi yönleri pek konuşmaya yaklaşmadılar. Buda geçmiş yılın acı bir gerçeğidir.

Küba sadece geçen yılki sağlık konusuyla deyil elbet, yılın ilk günü ayni zamanda Küba devriminin de yıldönümüdür. Amerikanın dibinde hem de küçük bir adada yapılan sosyalist devrim, dünyada epey yankı getirdi. Domuzlar çıkarması ve neredeyse 62  yılında üçüncü dünya savaşına neden olacak derecede siyasal fırtına yaratıldı. Hep anbargolar ve kuşatma altında ada brakıldı. Son Korona salgınıyla da kÜbadaki sağlık sisteminin başarısı yeniden kanıtlanıyordu. Hem de tüm Emperyalist baskı ve teknolojik dıştalamaya rağmen.

Hemen ekleyelim: eğer Küba devrimi olmasa, belkide günümüz Kıbrısını bugün bu şekilde yaşamayacaktık. 58 Yılında provakasyon ve müdahalelerle iki toplum resmen ayrışma noktasına geldi. Türk türk solcuları, rum rum solcuların birkısmını katlederek zemini hazırladılar. Makariyos dahi İngiltere tarafından Seyşelel adalarına hapsedildiydi. Fakat: 59 başındaki Küba devrimi, bazı siyasal sarsıntılar getirdi. Özellikle Ortadoğuya ve Türkiye Yunanistana gelen ABD yönetimleri, Küba devriminden oldukça paranoyla tutumlara girildi. Nitekim, Küba devrimi sonrası Makariyos Seyşel adalarından Kınbrısa getirldi, görüşmeler başlandı ve herkes Taksimi beklerken Kıbrıs cumhuriyeti oluşturuldu. Hem de garantörlerin direk müdahale edecek şekilde de dışa ve sisteme bağımlı kılındı.

Devamında hep batılılar, Kıbrısı Akdenizin KÜbası paranoyasına hep eklediler. Yeri geldikçe de Makariyosu sakalıyla Kasroya dek benzetiler. Bu tutumlar da Kübanın da yıkılmamama sonucuyla birlikte adanın oldukça gündemlere gelmesini getirdi. Öylesine müdahaleler ve planlar hazırlandı ki Kıbrısta bunun karşılığı sol kesim de yoktu. Akelin savundukları ise malum. Açerson gibi Amerikan planları dahi yapıldı. Hele, Doktorun Makariyodsla birlikte Nato deyil de Bloksuzlara katılması, Emperyalist çevreleri pey kuşkulandırtı. Bunların nedenlerinden önemlilerinden birisi de Küba karşısındaki gerçeklikti.

Nedense Kıbrısta ada olmanın, Küba gerçeği birlikteliği hiç denecek gözle bakıldı. Oysa, ezberler net: Makariyosu Kasroya veya adamızı Akdenizin kübası olarak atmışlarda çok duyuldu. Bir anlamda darbe vesonrası 58 ertelenmesinin gerçekleştirilmesi de görülmesi gerekir.

Kısaca: yeni yıla girdik. Önemli istenmeyen seneyi geride braktık. Sorunları ise yük olarak şimdiden yeni yılın sırtına kondu. Bakalım krizlerle yoğrulan dünyamız, gegelecek yılda neleri yaratacak. İnsanlar krizlerden çıkış yolunda hangi politik eksene evrilecekler? Geleceği bu belirleyecektir.

- Advertisement -
- Advertisement -

Diğer yazıları

5,967BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,079TakipçilerTakip Et
26AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları