Verilenlerle avunmak ve boykotun sol tarafından değerlendirilmesi – Ulus Irkad

Must read

ulus28“Somut şartların somut tahlili” diyordu Komünist ustalar. Somut şartların somut tahlilini yapınca doğruya daha yakın olmak ,emek ve hak için verilen mücadelenin daha da yakınında olmak demekti. Bilime daha yakın olmaktı kısacası. Şimdi son zamanlarda bazı arkadaşlar şu boykot konusunu gene dile getirip, boykot yapanları da eleştirmekte ve hatta bir nokta üzerinde durmak olarak nitelemektedirler. Bir sol gruptan arkadaşlar da bunu “çakılma” olarak dile getirmektedir. Kendi içerisinde gericileştiği konusunda da uyarma veya eleştiri getirmektedirler. Peki ama şu anda meclis içerisinde olan partilerle birlikte olup, meclis içerisine girme ne kazandırmaktadır size, diye sorsanız işte hiç olmazsa meclise girip sesimizi duyurmakta ve sol propaganda yapmaktayız demektedirler. Kendilerince doğru yanıtlar da getirmektedirler. Onlara göre boykot, eski söylemlere de bakıldığında en son baş vurulacak çaredir. Yarattığı ideolojik kaosa rağmen Stalin’in doğru bulduğum, Sömürge ülkelerdeki şartlar konusunda diğer bağımsız ülkelere göre aynı hareket edilmemesi ve ayrı bir stratejinin mümkün olduğu şeklindeki sözlerine katılmaktayım. Söz konusu arkadaşlara göre burjuvazinin size tanıdığı tüm araçları kullanıp seçimlere girmek ve bu olanağı kullanmak gerekmektedir. Bu arkadaşların bu fikirlerine de saygı duymak gerekmektedir. Fakat somut şartların somut tahliline geldiğinizde, gerçekten bu ülkede seçimlere girip meşru bir yol içerisinde,  sol propaganda yaparken  istenileni elde ediyor musunuz?  Veya size mevcut şartlar hizmet etmekte midir? Halkı etkileyip sol mücadele açısından kullanmak olanaklı mı? Mesela meclisteki yemin töreninde, sözde sol bir partiden milletvekili seçilen bir hanım kızın, partisini de dinlemeyip(!) feminizm üzerine konuşma yapması bayağı tepki toplamış ve hem Güney Kıbrıs’ta hem de Kuzey’de ilgiyi üzerine çekmiştir. Ya sonrası? Ne olmuş sonrasında? Bu yönde bir örgütlenme mi olmuş, bu yönde mücadeleye bir kıvılcım olup da halk ayaklanmasının ateşini mi yakmış? Mücadele tüm yurt sathında halkı ayaklandırarak sokaklara mı dökmüş? Hayır…Yanıp sönmüş sadece. Aynen Koray Başdoğrultmacı arkadaşın Kıbrıs Bayrağı istemi gibi ki bu istemi de ben aynen bu hanım  arkadaşımızın kişisel özgürlük söylemi ve de hakkı olarak selamlıyor ve elbette savunuyorum. Ama mücadelenin örgütlü olarak tabana yayılması konusu burada yoktur.Hani meclis, dostlar alışverişte görsün  misali, birkaç Feminist yasayı benimsemiş, ama bu alttan bir mücadele ile gelmemiş. Sadece AB’ye ve diğer ülkelere şirin görünmek için yapılmış, birkaç yüzeysel olay olarak ortaya çıkmış. Şimdi bunları yazarken küçümsüyorum, kaale almıyorum da denmesin. Elbette gerek Koray’ın ve bu hanım arkadaşın bazı çıkışları fayda da getiriyor ama bunlar sadece kendiliğindenci davranışlar ve örgütlü bir şekilde tabandan gelip mücadeleyi halk tabanı içinde örgütleyen veya başkaldırmayı tetikleyen davranış veya politikalar değil. Kıbrıs Bayrağı konsundaki mahkemeye kadar giden dava konusu da, kişisel özgürlük bağlamında kalmış ama elbette ilerideki kişisel mücadelelere de emsal teşkil etmiş olacak. Bu konuda Koray Başdoğrultmacı arkadaşın mücadelesini küçümsemek de yanlış.  Bu konuda kişisel de olsa onurlandırıcı bir sonucu da olmuştur ve bu konuda sözü geçen arkadaşları elbette defalarca tebrik etmek gerekir. Ama doğruyu da söylemek gerekirse bu mücadeleler sadece kişisel çıkışlar ve haklar olarak kalmaya mahkum. Gene sözde sol partiden milletvekili olan hanım kızımızın partisi bile bu kızımızın çıkışlarını kaale almayıp, kulaktan duyduğumuzca da onu baskı altına alıp “sakın bir daha yapma” tehditlerinin partiden dışarıya uçuştuğunu da duymaktayız.

Som ut şartların somut tahlili dedik…Bu ülkede 2003 öncesinde, hatta 2000’lerin başlarında aradan 29 sene geçip  Güney Kıbrıs büyük adımlar atıp da son viraja yaklaştığında, halk son  adımda çözüm ve AB üyesi olmak istemiş, burada 1974 yılından beri buradaki elitlerle, liderlik ve Türkiye militarist rejiminin oluşturduğu yapıdan kurtulmak için sokakları doldurmuştu. İşte bu mukavemet hareketi liderlikte ve rejimde telaş uynadırarak bazı reformlarla işi kapatmaya veya geçiştirmeye çalışmışlar, CTP fırsatı kollayıp hem hükümete hem de devlete sahip çıkarak, yavaş yavaş halkı evlerine kapatarak ,15 yıl sonra baktığımızda afyonun tesiri geçtikten sonra, aynı duruma geldiğini görmekteyiz. Seçimlerde birkaç gurubun biraraya gelerek meclise girmesi ve farkındalık yaratması elbette konuşulabilir. Elbette  tümüyle seçimler de reddedilmiş değil. Nitekim YKP geçmişte 1990’lı yıllarda ve daha sonrasında birkaç defa seçimlere girdi. Şu anda Lefkoşa Belediye Meclisinde de temsil edilmektedir. Fakat YKP niye boykot ve 1990’lı yılların başlarından beri birçok sorunu dile getirmekte ve bağırmaktadır? Onu da değerlendirmek gerekmektedir. YKP eleştirilmez değildir elbette, ama YKP ortaya çıkarken 1990’lı yılları değerlendirmek, Kürt mücadelesiyle paralel başlayan düşük yoğunluklu savaş içinde, muhalefetin bombalanmaya başlandığı, 1996 yılında Kutlu Adalı gibi bir yazarın öldürüldüğü bir moment var ortada. O sırada tek ciddi muhalefeti yapan YKP’dir. O noktaya gelene kadar birkaç defa hem YKP, hem lideri, hem de bazı parti militanları bombalanmıştır. Telefon dinlemeler, tehditler gırla devam etmektedir. Kişi olarak, sırf yazdığımdan, iki toplumlu faaliyetler  yürütmekten ve de bu arada eğitimdeki sendikal eylemlerimden dolayı devamlı takip altındayım. İsihbarattan gelen bazı tanıdıkların haberleri ile benim ve Kutlu Adalı’nın vurulma kararı alındığını, bunu da Kutlu Adalı’ya bildirmem  gerektiğini bana bildiriyorlar. Kutlu Adalı’ya bir bakıma ölüm haberini ilk ben verdim. Bu haberden birkaç gün sonra Kutlu Adalı’yı vurdular. Ardından tehditler ve kampanyalar hiç durmadı. 2000’li yılların başlarında bu defa da UHH kanalıyla tehdit kampanyaları başladı. Bu defa sadece Kıbrıs’tan değil, Türkiye’den de Doğu Perinçek’in Aydınlık  Dergisi vasıtasıyla buradaki UHH’cılara lojistik destek başladı.Poliste, Polis Komutanı olan kardeşim, hem Kutlu Adalı cinayetini ve hem de  Snt Barnabas Olayı’nı takip edip baskı gördükten sonra, baskılardan dolayı emekliye ayrılıyor ve bir gece bu kampanyalar da üzerimize gelirken, arabası şüpheli bir şekilde bombalanıyor. Kampanyalar sırasında sadece ben değil, anneme ve diğer aile fertlerimize karşı da saldırılar geliyor. Ne uluslararası ajanlığımız kaldı, ne de casusluğumuz. Radyo ve televizyonlardan kampanyalar devam etti. Bir kitapçıda kardeşim Hamza’ya ait buldukları kasetle bana 15 yıl ağır hapis cezası davası açtılar. Bu arada sınıfımda çocuklara ders verirken ders sırasında gelip beni çocukların önünde tutukladılar.  Beş yıl hiç durmadan yollarda ezildim. Kimse de birkaç hanım arkadaş dışında yardımda bulunmadı, dayanışmada bulunmadı. Sevgül Uludağ, Neşe Yaşın ve Suzan Karaman ablanın beni savunmalarını kesinlikle unutamam. Bir defasında da Beni Pile Barikatında vuracakları haberi çıkmıştı.  Devrin Başbakanı  olan zatın da beni telefona alarak Pile’ye gitmememi ve ayak basmamamı istemesini unutamam. Ama artık tehditler ve kampanyalar o kadar doruk noktasına geldi ki Onuru kırılarak yaşamaktansa vurulmayı da göze alarak, bazı arkadaşların korkmasına ve benimle Pile’ye gelmekten vazgeçmelerine rağmen, kardeşim Tema, YKP’den Ersin Hürdoğanoğlu ve öğretmen İbrahim Denizer arkadaşla Barikattan geçerek beni vurmak isteyenlerin inadına, Pile Piknik Alanına gittim. Orada elinde  kameralarla bizim polisler katılımcılardan daha fazlaydı.

1981 yılında 12 Eylül’ün doğrudan müdahalesiyle ne baskıların olduğunu, daha sonra TKP içindeki solculara karşı yapılan tasfiye oyunlarını da es geçmeden, 1974 sonrasında şimdilere kadar Türkiye’den kaynaklanan, Türkiye’den oy taşıma dahil oyun ve kandırmacalarını da buraya alarak, somut şartların tahlilinde elbette tarihsel diyalektik de araya girerek, boykotun temelinde veya kararında hangi şartların olduğunu burada kaale almak gerekmektedir. HDP meclise girdi ama? Evet, HDP meclise girdi ama 40,000 cana mal olarak girdi ve kanla irin aldığı ve de geçmişin muhasabesi de şimdiye yansıyarak, yüzde on barajlarının Kürtlere engel çıkarması kararıyla girdi ve barajları da aştı, o siyasal iradenin yansımasıyla başarıya ulaştı. Siyasal iradenin yansıması söz konusu olduğunda, mec liste bir kızmızın mevcut rejimi kaale almadan yaptığı Feminizme yönelik bir konuşmanın etkisi baz alındığında, somut koşulların somut tahlili neticesinde , halkın 41 yıllık siyasal irade mücadelesinde, meclis partilerinin ve de örgütlerin hangi noktalarda olduğunu, boykotun tüm bu çerçeve içinde değerlendirilerek yeni bir sentez ve yeni bir tez yaratılması söz konusu olduğunda, mecliste yapılanların  etkisi de düşünülerek değerlendirmeler yapılması, 2003 bazında ele alınan mücadelede, 2003’te siyasal elitlerin geriletilmesinin niye gerçekleştiği  ve daha sonrası da göz önüne alınarak, tekrar bir düşünme ve tartışma platformunda bu konuların bircik bircik, sadece YKP’liler değil, diğer sol grupların da hazır olmaları ve tartışmaya katılmalarını talep ediyorum…

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article