Uyanık olmalıyız – Kemal Güçveren

2412

Korona virüs hayatımızı etkilemeye devam ediyor. Görünen odur ki daha uzunca bir süre etkilemeye devam edecektir. Bu salgından mutlaka korunmalıyız ama bu salgın bizlere kendimize gelme fırsatı da vermiştir. Yaşanan bunca olumsuzlukların nedenlerini iyice görmeliyiz ve esas nedeninin de salgın olmadığını iyi anlamalıyız.

Ülkemizde ve tabi ki birçok ülkede, nerdeyse tamamına yakınında birkaç istisna hariç, çok büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu da en başta çalışanlarımızı yani halkın yüzde doksanını etkilemektedir.

Sistemin bekçileri her zaman olduğu gibi her şeyi çalışanların sırtına yüklemektedirler. Bu ağır faturayı baştan sona çalışanlara ödetecekleri çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Bugüne kadar bu ülkenin kaynaklarını kullanıp zenginleşen kesimlerden tek bir kuruş talep etmeden aksine mağdurmuş gibi onlara da destek verilmesini talep etmekte zerre kadar sıkıntı duymuyorlar. Yıllardır bu kaymak tabakasından vergi almadan onlara inanılmaz fonlar ve destekler sağlayarak zenginliklerine zenginlik katmalarını sağladılar. Yine kendi ağızlarından bu ülkede yüzde seksen vergi kaçağı olduğunu çok dinledik. Elektrik borçlarını ödemediklerini çok dinledik. Sigortalara ve emekli sandığına olan borçlarını onlarca defa ertelediklerini, af kanunları çıkararak nasıl bu paraları hiç ettiklerini çok iyi biliyoruz.

Yolsuzluklar ayyuka çıkıyor ama hiç kimsenin yargılandığını göremiyoruz. Birçok kurumumuz batırıldı yok edildi ama bunların sorumluları hiç yargı önüne çıkarılmadı. Sanki bu kurumlar hiç var olmamış gibi. Ama yine biliyoruz ki bu kurumların yöneticileri hep bu sistemin bekçileri tarafından atanmışlardır.

Ülkemizde sağlık sistemi bugün çökmedi yıllardır çökertilmiş bir haldeydi. Sağlık çalışanlarının, doktoruyla, hemşiresi ile tüm çalışanlarının sorunları yıllardır sürüyor çözmek için doğru düzgün hiçbir adım atılmadı. Yıllardır hastahanelerimizin yetersizliği konuşuluyor. Başa gelenlerin tümü de hastahane yapacağını söyledi. Ancak hep gördük ki protokollerle aldıkları emirleri uyguladılar. Ne bir hastahane yapabildiler ne de bir okul yapabildiler. Çünkü artık hastalar da öğrencilerde birer müşteridir.

Bütün Dünyada vahşi kapitalizm, daha çok kâr hırsı ile, dünya kaynaklarını sonsuzmuş gibi kullandılar ve doğaya inanılmaz tahribatlar yaptılar. Ekolojiyi darma duman ettiler ne temiz su kaldı ne orman ne de tarım alanları. Yeraltı su kaynakları inanılmaz bir oranda azaldı ve akarsular kirletildi. Ülkemizdeki yeraltı ve yerüstü su kaynakları korunmuyor ya denize akıp gidiyor ya da güneşle buharlaşıp gidiyor. Asrın projesi deyip suda bile dışarıya bağımlı hale getirildik. Bu projenin şimdilik görünmeyen bir yönü daha var ki tüm yerel su kaynaklarımız da bu şirkete devredilmiş durumdadır. Günü geldiğinde bu kaynaklarımıza da el koyacaklardır. Bugün bu boru hatlarında meydana gelen arızanın bizi nasıl sıkıntıya sokacağını gördük ancak sularımız halen denize akmaya devam ediyor. ‘’ Taşıma su ile değirmen dönmez’’ boşuna söylenmedi.

Peki çalışanların durumu ne halde; her geçen gün için gelirleri daha çok azaltılıyor, sosyal haklar sıfırlanıyor. Sendikalaşma engelleniyor, dolaysı ile hak aramaları engelleniyor. Ancak sistemin koruyuculuğunu yapan en önemli kurumlardan birisi eğitim kurumu diğeri de yazılı ve görsel medyadır. Bu kurumlar toplumlarda istenilen algıyı oluşturur. Araştırmayan ve sorgulamayan bireylerden oluşan bir insan kalabalığına dönüşüyoruz ve her söyleneni de doğru olarak kabul ediyoruz. Ancak ülkemizde iyi ki tüm basını ele geçiremediler, halen doğruları yazmaya devam eden basın emekçilerimiz vardır. Okullarımızda da bilimselliği, insan haklarına saygıyı, barışçı davranışları önemseyen değerli öğretmenlerimiz vardır.

Sistemin bekçilerinin sanır mısınız ki insanların yaşamları ile ilgili bir kaygıları var. Dünyada açlıktan ölen insanların sayısın biliyor muyuz? Ya savaşlardan dolayı ölen insanların sayısını, yaralıların, mültecilerin sayılarını ölümden kaçarken denizlerde boğularak ölen insanların sayısını biliyor muyuz? Yakılan, yıkılan şehirlerin, köylerin miktarını biliyor muyuz?

Peki tüm bu acıların sorumluları kim bunu biliyor muyuz? Elbette doymak bilmeyen daha çok kâr hırsı ile çıldıran emperyalizm ve onlara uşaklık edenlerdir. Bu uşaklardan da maalesef ülkemizde de vardır.

Şimdi özelleştirmenin ne anlama geldiğini bir kez daha düşünme zamanı, liyakatin ne olduğunu düşünme zamanı, partizanlığın değil bilgi ve becerinin önemli olduğunu düşünme zamanı, kin ve nefret değil dostluğun önemli olduğunu öğrenme zamanı . Irkçılığın COVİT -19’dan çok daha kötü bir hastalık olduğunu öğrenme zamanı.

Dayanışmanın tam zamanı insan hayatına önem veren sağlık için, eğitim için hiçbir harcamadan kaçınmayan savaşlara karşı çıkan insanların mutluluğu için mücadele eden bir düzeni istemenin vakti gelmedi mi?

Sağlıklı ve mutlu bir yaşam, güzel bir ülke ve en önemlisi bizden sonra da çocuklarımıza yaşanabilir Dünya bırakmak istiyorsak eğer artık UYANIK OLMA ZAMANI.