TÜRKİYE’NİN KIBRIS POLİTİKASI DEĞİŞİYOR MU! – Ali Sarıtepe

Must read

Her şeyden önce yukarıdaki başlık sanki yeni bir şeyler söyleyecekmiş gibi duruyorsa da, Türkiye devletinin Kıbrıs’la olan ilgisinin başlangıç noktasındaki ana yaklaşımı ile bu günkü politikalarının ana güzergahları arasında hiçbir amaç değişimi olmadığını; dönemsel önceliklere göre detaylarda zaman zaman söylemede değişikliklerin ötesinde, dün nasıl bakılıyor idiyse, bugünde aynı şekilde bakıldığının devamlılıkta olduğu ifadesidir.

Adalı Türklerle tüm ilişkilerinde adayı, olmazsa ada parçasını ‘anavatan’la birleştirmek/ bütünleştirmek üzerine kuran TC, bugünde atacağı adımlara meşrutiyet sağlamak için dönemsel dil farklılığını güncelleştirmek durumundadır.

Nasıl ki; Annan Planının kabul edilmesinde, Kıbrıslırum toplumunun siyaset yapıcılarının HAYIR yaklaşımının toplumda yüksek karşılık bulacağını net görmelerinden kaynaklanan (şimdinin Cumhurbaşkanı: Biz onların hayır diyeceğini biliyorduk) EVET demelerinin; Türkiye’nin tıkanmış olan Kıbrıs politikasına soluk aldırmak hamlesidiyse, bugünde gönüllerindeki aslanın kükremesini dışarıya yansıtmalarıdır.

Bir taraftan adanın %37’sini işgal etmeyi AB’ye giriş politikasına ipotek ettirmişken, öbür yandan oluşturulacak olan ‘yeni Kıbrıs’ın  hukuku; federalizmin, aslında fiili bağımsız/anavatana bağlı yeni bir sonuca genel kabul sağlama planlamasıdır.

Dolayısıyla; Kıbrıs Rum Yönetimi/devleti diyerek, uluslar arası tanıma olan Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti kavramını öteleyerek, kendisinin kurdurmuş olduğu “KKTC”  ‘devleti’ni  muhatap ettirmeye çalışmaktadır.

Esas yaklaşımlarının ‘yavrunun’ ‘anaya’ duhul ettirilmesi iken; özü bu olmakla beraber, oluşturulacak olan Federal Kıbrıs Devleti ile Kıbrıs Türk Devletini her anlamda en geniş bağımsızlık noktasında  var olarak kalmasını sağlamaktır.

AB ortaklaşması süreci içerisinde Kıbrıs sorununu/Kıbrıs işgalini, birliğe katılmak için oransalda pazarlık sorunu haline getiren TC devlet politikası; finans kapitalin küresel ve bölgesel yeniden yapılanmasında edindiği/edineceği yeni konumundan dolayı konuya daha üst politikadan bakmaktadır.

AKP hükümetine denk gelen G8’den G20 yapılanmasına dönüşüm, TC’ne; yer aldığı bölge ve tarihsel imkan ve dinsel paydaşlıklardan dolayı meydana çıkmış olan stratejik değeri, Kıbrıs işgal politikasına oransal ipotek ettirmeme imkanını yarattığı düşünülmektedir. Netice olarak da; sorunun AB ile ilgisi olmadığı anlatımı ile dörtlü görüşmeyle çözülmesi gerektiği tutum alışıdır.

Türkiye devlet politikasının öne çıkmış olan G20 imkanlarına, Kıbrıs politikasını da uyarlayarak yeni bir yol haritasını gündeme almaya çalışmaktadır.

AB’de Kıbrıs Cumhuriyetinin dönem başkanlığını üstlenmesiyle birlikte, Türkiye hem AB politikasını dondurarak, yapması gereken ev ödevleri baskısından kendisini kurtarmaya çalışacaktır, hem de Kıbrıs işgal politikasında daha serbest olma imkanlarına sahip olmaya başlayacaktır.

Bu panoramada, özellikle Kıbrıslıtürklerin iki toplumlu iki bölgeli federal devlet siyasetinde AB ayağı çok güçsüz bir duruma düşecektir. Dolayısıyla da, en öncelikli sorunları kendilerini Türkiye kamuoyuna anlatmanın bir zaruret haline gelmiş olmasıdır.

Unutmayalım ki: Türkiye toplumununda “onları biz besliyoruz”  noktasında olmasıdır.

Doğrunun ise, onların devlet politikaları neticesinde; toplumsal sömürüye ve yok edilmeye götürüldüğünün onların bilincine çıkarılmasıdır.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article