Sözde farklı ideoloji ama siyasette ortak! – Said İlhan

Must read

Olamaz demeyin… bir çelişki gibi gözükse de ülkemizde değildir! Kıbrıs olayında Güney ile Kuzey yönetimlerine bakınca uzlaşmışlar gibi statükonun sürmesine katkı koymak misyon yüklendiklerini görürsünüz. 40 – 50 yıldır aynı “belayı” Kıbrıs halkı toplumlarına yaşatılıyorsa düşündürmeli değil mi? Ancak bırakın kafa yormayı, bilakis her iki yanda teşvik dahi edilmektedir. Sol siyasi partiler söylemde “çözüm” yanlısı ama uygulamaya bakınca tersi işler yapıyor. Sağ ise her zaman şovenizm cephesinde yer aldığı düşüncesiyle “karşı” görünürken bir bakarsınız çözümden yana tavır alıyor. Sonuç olarak böylesi siyasi “gel – git” bir yapılanmada nerede “çözüm ve barış” diye afallıyor dışında kalmış insan! Ülkede sorgulanmadığından herkes “mesut ve bahtiyar” anlayacağınız.

Biraz açalım mı, ne bileyim ama belki meramımızı anlatırız; 2003 – 4 dönemi malum “ehveni şer” Kıbrıs için çözüm umudu Annan Planı gündeme getirildi. Getirildi diyorum çünkü Kıbrıs halkı toplumlardan gelmedi. İlk iki hatta üçüncü versiyonu “fena” değildi… Yabancı askerler kademeli çekilecek, bir kısım göçmenler de yerlerine dönebilecekti. İki toplumlu, iki kesimli federal devlet 1977 ve 79 doruk uzlaşı anlaşmalarına uygun yapılandırılacaktı. Sonra eklenen iki versiyonu tamamen Angloamerikan ve Nato çıkarlarını öngördüğünü bebeler bile anlayabilir… Buna rağmen referanduma sunuldu ve çözüme doğru adım atılacak girişim başlatıldı. Ya “evet” ya da “hayır” diyerek toplumlar tepkilerini ortaya koyacaktı. İlginçtir; Güney’de liberal sağ (muhalefette) ile Kuzey’de sol (hükümette) “evet” derken, Güney’de sol (hükümette) kilise işbirliği ile Kuzey’de sağ ve ırkçı  kesimler (muhalefette) “hayır” oyu verilmesinde öncülük yapmıştır. Bu duruma bakıp, “sol çözümden yana veya sağ istemiyor” diyebilirmisiniz? Yakında Güney’de yapılacak seçimde “sağ” DİSİ Anastasiadis kazanacak gibi… çözüm mü gelecek yani!

Çelişki gibi görülen ancak aslında dışa bağımlılığın yarattığı siyasi bir “tiyatro” oynanmaktadır. Sahne gerisinde senaristlerle gerçek aktörler yer alırken, sahnede de “karagözlük yapan” Kıbrıslı sözde yönetici “figüranlar” gözükmektedir! Coğrafyamızda “taşlar” yerli yerine  oturmadıkça, siyasi güçler dengesi konjonktür sağlamadıkça sürer gider. Son Suriye olayları buna örnektir. Ardında yaşananlarla görünenler ne yazık ki ters okunmaktadır… Türkiye topraklarında sözde sığınmacı kamplar Esad rejimine karşı savaşmak için CIA tarafından silahlı eğitime kullanıldığını (Türkler hariç) dünya biliyor. Sığınmacı kampın adının “apaydın” olması orada döndürülen işlerin “aydınlık” olmasını gerektirmez, sizin de dikkatinizi çekmiştir. Buralar milletin vekillerine dahi yasak ise başka yoruma gerek bırakmıyor. Bu sığınmacıları da Kuzey Kıbrıs’a göderin oldu olacak… ne bileyim diğer gelenlerden farkı mı var, belki daha iyi bile çıkar! Şaka bir yana Türkiye’nin emperyal Batı çıkarlarıından yana “taraf” olması, İran’ı da kapsayacak daha geniş çaplı bir savaş tehlikesini doğurmaktadır. Savaşın uzamasıyla bölge insanlarına yaşatılan dram bir travma olmaya devam ediyor.

 

AMAÇ ÜZÜM YEMEK DEĞİL, BAĞCIYI DÖVMEK OLUNCA!

Kıbrıs ve Kürt sorunu bu arada kaynayıp gidiyor ama savaşın gidişatına göre şekil kazanacağı da açıktır… Demokratik çözüm yani siyasi irade yerine hala askeri güç kullanmada ısrar, olayı daha da kötüleştirmektedir. Suriye’de rejim zaafiyetinden kuzeyinde Irak benzeri bir Kürt devleti kurulma endişesi Türkiye yönetiminin paçalarının tutuşmasına yol açtı. Meclis başkanı “ulusal mutabakat” deklarasyonu ne kadar yararı olur önümüzdeki günlerde belli olacak. Ancak olaylara hükümetiyle, muhalefetiyle “şovenizm” gözüyle bakıldığından, müneccim olmaya gerek yok, olumsuz sonuç verecektir . Oysa halkların kültürel haklarına saygı, demokratik özgürlüklerin tanınmasıyla barış mümkün! Arap Baharının neler  yaptığına bakın, bir de destek veriliyor anlamak mümkün değildir. Hade MHP ırkçı, milliyetçi bir parti, ya CHP son zamanlarda söylemiyle sosyal demokrat bir çizgi tutturmaya çalışan ve öneriler sunan, söylediklerne kulak tıkılması ne denli AKP’nin Suudi ve Angloamerikanlara kendini kaptırdığına örnektir. BDP’nin tüm engellere rağmen meclise vekil göndermesi de sorun olmaya devam ediyor… bir yerde hazmedilemiyor. Kucaklaşmarından şikayetçi olunmasına şaşmamak gerekir! Kürt halkının siyasi temsilcisi olunduğu kabul edilse (o kadar basit) sorun kalmayacaktır! ETA ve IRA olayında bir silahlı güç varken bile yanında mecliste bir de siyasi güç / partileri vardı… çözüm de esasen bu çerçevede bulunmştur.

Kültürel hakların kaybı kimlik erozyonuna yol açar… insan hak ve özgürlüklerin tartışılması bile sorun olur. Bizde yapılanlar; Anadolu’da Kürt halkına hatta kendi Türk halkına  layık görülen çağ dışı yaşam biçimlendirmedir. Eğitimin kuran kursları, imam hatip gibi dini tedrisata emanetin hızla islamlaşması, sosyal yaşamın bir şekilde “ulema”dan sorulur hale getirilme çabası ne yazık ki bilinç düzeyi her geçen gün yaratılan (cahil) toplum sayesinde başarı kazanmaktadır. Ülkede hiç ihtiyaç yokken her yana cami yaptırma ve yaşatma dernekleri kurulması ve vatandaşlardan alınan vergilerle bunların kadrolarının da Diyanete bağlı olması resmi devletin politikası haline getirildi. Keşke 75 milyon nüfus ama sefil ve cahil yaşam yerine 30 miyon ama beslenen, doğru dürüst eğitim ve sağlık hizmeti alan düşünebilen insan topluluğu olsaydı. Bir de en az 3 çocuk deniyor ki amaç “cehaletin iktidarı” islami yönetimin sağlamlaştırılması… Şüphe duymayan ve sorgulamayan bir toplumun durağı da olsa olsa bundan başka yer olamaz. Kendi çocukları savaşta yok yani kutsal “şehitlik” mertebesine çıkmaz, eğitimi yurt dışında görür ve dönüşte cehalete mahkum edilenleri gütmenin hazını yaşar.

Gündemimizi meşgul eden bir diğer olay “Asil Nadir’in İngiltere’de mahkumiyeti” hakkında her kesimden çıkan sözler tamamen duygusal olduğunu ve hamaset yapıldığını söylemeliyim. Şirketten Kuzey Kıbrıs’ta kurulan şirket(ler)e para aktarılması ve burada gerçekleşen bir dönem “lale devri”nin bitirilmesinin tamamen Rumlara mal edilmesi yanlıştır. Rumlar hade “düşman” mallarını her alanda savunmak hakları… ya yerli yönetim ile Türkiye sermayesinin Rumlardan daha çok çaba gösterdiği hatırlanmıyorsa ne demeli? Sadece Kuzey Kıbrıs değil, Türkiye^de de yatırımlar yapılmış hatta medyaya el atılması onlar için büyük tehlike arzediyordu. Nitekim gereği yapılmalıydı ve sadece Rumlara kalmadan yapıldı da… Kuzey Kıbrıs’ta devlete yamalanma yerine oradan istifa veya emekli olup bu şirketlere kayma yaşanmıştı. Üretimden kopma, Toplumsal tükeniş, öz varlıkların peşkeş çekilmesi ve kültürel yok olma bundan sonra başladı. Annan Planı referandumunda “evet” çıkmasındaki desteği de var tabiatıyla!  Hele bir düşünün; bir de bu yönüyle değelendirilmeli diye düşünüyorum.

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article