Sonunda gerçekleşecek “Türk – İslam” sentezidir! – Said İlhan

Must read

Büyük vaatlerle “askeri vesayete son verip demokrasi sözüyle” gelen AKP hükümeti bir kaç yıl geçtikten sonra, baktı ki milletin çoğunluğunda ne demokrasi, ne özgürlük ve ne de refah (yaşam kalitesi) gailesi var, varlık amacını devreye sokar… Ulus devletle beraber ülkeye hakim ideoloji “vatan – millet – bayrak” dönemi başlatılırken yönetime ordu ve bürokrasi el koydu. Askeri vesayet denmesi bundan… darbeler de hep bu çerçevede yapılmadı mı?? Ancak ülke değişen dünyaya (demokrasi, insan hakları, sosyal hukuk devleti, bilgi çağına geçiş vs yeniliklere) bir türlü ayak uyduramayınca Osmanlı dönemine hakim olan halkın cehalete mahkum edildiği gerici otoriter “islami” cemaat (her şeyin ulemadan sorulduğu) anlayışın geri dönmesininin yolunu açtı. Yani geçmişte her şey (ki o anayasa hala yürürlükte) şovenizm / milliyetçilik üzerinden yapılırken şimdilerde “siyaset – ticaret – ibadet” şeytani üçgeninde görülmesi meşru hale getirilmektedir. Buna direnmeye çalışan milliyetçi kesimlerle savaş hali devam ediyor… en son örnek 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluş törenlerine yansıdı: “kutlamalarda Vali Konağı’na bayrak çekilmesi, Atatürk heykeline çelenk konması” gibi yani filler tepiniyor ve altında kalanlar ezildiklerinin farkında olamıyor. Anadolu’da (çocuğun) adı konmamış bir savaş ceryan ediyor. Bir halkı yok farzeden “islami ve Türkizm” anlayışı bir yerde buluşması gelecekte gerçekleşecek sentezin de habercisidir.

Ülkemiz, Kuzey Kıbrıs’a taşınan zihniyet bundan farklı değildir… Topluma enjekte edilen “şovenizm” milliyetçilik ve en tehlikelisi Rumlarla birlikte yaşama düşüncesine karşı “ırkçılık” ne yazık ki itibar görürken, buna şimdi bir de “cami kültürü” eklenmesi olayı daha vahim hale getirmiştir. Eğitim hızla bu yöne doğru itilirken her yana cami yaptırma, kuran kursları, imam hatip ve ilahiyat okulları açılmasına çalışılması çağın ne denli gerisine düşürmekte olduğunun farkedilmemesi mümkün mü? Buna çanak tutanların toplum adına hareket etmek için seçilen yöneticilerinin olması, farklı yaşam tarzı kültüre sahip toplumun en büyük çelişkisi ve ayıbıdır. Anadolu’da farklı inanç ve kültürlere sahip halk / topluluklar direnç gösterse de iktidarı ele geçiren islami ve muhalefette görülen ırkçı – milliyetçi anlayışsözde “terör” ile mücadelede bir sentezde buluşup karşı çıkması başarısızlığın nedenidir. Uygar kabul edilen Batı toplumların “demokrasi” anlayışından gittikçe uzaklaşan yönetimin uygulamaları ülkemizi de sarması toplumun taşıma nüfusla yapısının değiştirilmesi de keza planlı, programlı bir projenin eseridir. Dünya kamu oyu deniyor ama coğrafyadaki çıkarlar söz konusu olunca göz yummaları kendi ilkelerine bile ihanet ettirebiliyor.

 

OTORİTER REJİMLERDE SORUNLAR “SORUN” OLAMAZ!

Kuzey Kıbrıs’ta bir çok ciddi sorun yaşanırken yönetimce yokmuşcasına kendi “kurultay” ve bir yerde kimilere  “gebe” kaldığı petrol dolum tesisleri, kirli sanayi bölgeleri, kimyasal ilaçlı sebze meyve üretimi ve pazarlanması, yeni kumarhaneler, camiler vs vs iddialarını haklı çıkartan toplum sağlığını tehdit eden politikalarına ne demeli? Toplumsal muhalefetin isyanını görmezden zihniyet yukarıda dikkat çekmeye çalışılan anlayışın ta kendisidir. Bu gücü nereden aldığı açıktır; yaratılan kendi toplumun bilinçsizliği yanında “anavatanda oluşan” tek otorite yönetimdir. Öyle olmasa orada da “bir kaç Mehmet şehit oldu diye meclis toplanır mı” der, veya “Afyon’da 25 askerin bomba patlamasındaki ilgisizlik ve Genel Kurmay başkanı ile Valinin lokum ikramı” ta internet sayfalarında yer alırmıydı.  Tabii bu çoğaltılabiliriz; Türk savaş uçağının Süriye açıklrında düş(ürül)mesi, Uludere’de 34 vatandaşının Kürt diye savaş uçaklarıyla katledilmesi vs vs sorgulanmaması ya da sorgulanmışsa kamu oyuna hesap verilmemesi hep otoriter rejimlerin faşizan yansıması değil midir. Bu arada bir arkadaşım “son insan kaçakçılığı da var… hani denizde tekne batırılır, insanlar bu çağda öldürülür” dedi, o da haklı!

Geri kalmış ülke ve toplumlarda otoriter rejimler “vur dedi mi öldüren” cinsinden… Başta Ortadoğu ve islam toplulukları örnektir. Filistin halkını İsrail yanında kendi dindaş ülke yönetimlerin katliamına uğradığı unutulmadı. Ya 6-7 Eylül 1955’te gayrımüslim vatandaşlara başta İstanbul’da yaşatılanlar… Daha eskilere gidilince 1915 Ermeni tehcir ve Dersim olayları tarihin sayfalarına işlendi. Halbuki Batı toplumlarında her şey bireyin özgürlüğne saygı şemsiyesi altında anayasal haklar üzerinden yapılıyor. Her ne kadar ülke yönetimi arkasında ekonomiyi ele geçirmiş karteller, silah üretici ile tüccarları olsa da, kabul edelim; en azından kendi ülke ve vatandaşlık çıkarları korunurken bir de denetim mekanizması vardır. Ne zaman kendine zarar verecek, ister iç, ister dış kaynaklı olsun otorite anında yok eder. Örnegin; Sovyetlerin Afganistan işgaline karşı eğittiği Usame Bin Ladin gibilerin savaşçıları ne zaman çıkarlarına karşı çıktı ne oldu hepimiz biliyoruz… yoksa unuttuk mu, öyle oluyor zaten!! Hatırlatalım; ABD onlara savaş açtı, onlar da daha geçen gün (11 Eylül) onbirinci yıl dönümü anılan Newyork ve Washington saldırısını gerçekleştirerek ta kalbinden vurdu. Onu eğiten ve canavar yapan onlar ama ona dönünce “terör” oluveriyor. Ne büyük çelişki değil mi?

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article