SANCILANMALAR – Ali Sarıtepe

Must read

Üretme ortamında bulunan ya da üretme ortamına giren her canlı; koşulların yeni biçimi dolayısıyla, varlığının yeni haliyle kendisinde birtakım dışavurumların ortaya çıkmaya başladığını hisseder.

Bu dışavurumların en belirgin hali; o canlının bünyesinde yeni olanın kendini yaşatmak için kendine yer açma mücadelesini verdiği üreme ortamının kendisinde hissettiği sancıdır. Her yeni, eski varlığın sonucudur. Yeni eskinin sonucu olmasına rağmen; onun tekrarı değil, aksine onun üst halidir. Bu haliyle de, yeni eskinin inkarı ve ondan kopuş halinin ifadesidir.

Her sancının yeniyi yaratacağı gibi bir belirlemeye girmek, sancılara mutlak sonuçlar yüklemek gibi anlamalar yükler. Bu da sancısı olan olguyu/ortamı sağlıklı değerlendirme imkanlarından uzaklaştırır. Olgu da ki kimi sancılar; yeninin müjdecisi gibi gözükse de, kapsamlı bir bakış sonucu; sancının, yenin habercisi değil, olgunun/ortamın kimi hallerinden kaynaklanan, aslı anlatmayan yalancı sancılar olduğu görülür. Bu tip yanılsama sancıları, çevresinde beklenti ve merak uyandırsa da herhangi bir yeni şey’e tekabül etmeye denk düşmez.

Diğer bir durum da; olgudaki/şey’de ki sancı, yeninin başlama/başlangıç hali iken, olgunun kaldıramayacağı veya ona tekabül etmeyen etkileme/müdahalelerin soncu olarak ortaya çıkan yeni şey’dir. Kendi doğal seleksiyonunu yaşamayan bu  yeni şey, erken olmanın nedenlerinden dolayı ortaya çıkan sonucun premetu olmasıdır. Ortaya çıkan yeni şey’in hali, o şey’e özel ilgi gösterilmesine, hassasiyet gösterilmesine gereklilik yaratır. Özel ihtimam gösterilen yeni şey; varlığını devam ettirmeyi başarırsa, onun doğum halindeki eksikliklerinden dolayı yen şey hastalıklarla malul olur, gerek dışarıdan gelen ve gerekse de bünyeden kaynaklanan özelliklerinden dolayı, müdahalelere açık olma durumunda kalır. Bu müdahaleler onun yaşama şansını çoğaltacağı gibi, yaşamını da ortadan kaldırabilir.

Bunlardan başka; en az bunlar kadar önemli olan diğer bir şey daha vardır.

Yeni, kendisine vücut veren ortamın gerekliliklerinin tümünü bünyesinde toplamıştır ve hayata merhaba demek için sabırsızlıkla beklerken, doğumun bir türlü gerçekleşememe hali ya da ortamda ki bir aksiyonun güçsüz veya gücünün olmaması hali. Böyle bir durumda; yeni, eskinin içinde zehirlenmeye başlar, bu aşamada müdahaleler yapılmaya başlamış olsa bile, yeni zehirlenerek ölmüştür ya da zehirlenmiş olarak yoğun bakıma ihtiyaç duyar.Onun yanında; yeni’yi yaratmış olan ortam yeni’nin kendisinden ayrılmadığı/ayıramadığı için, o ortam da zehirlenmiş olur, uzun süreli hastalıklara tutulmuş olur. Ve yeni’nin tekrardan oluşması meşakkatli olur.

Asl olan; yeni’ye varan geçmiş süreci doğru analiz etmek ve yeni’ye yol açmalara yerinde dokunmalar yapmaktır.

Bu bap tan bakıldığı zaman:

Ada parçasında; bundan yarım asra yaklaşan yıllarda yapılan müdahalelerle suni doğum yaptırılmıştır. Suni doğumdan yaratılan “yeni şey”,  yaşamına devamlı olarak suni teneffüsler yaptırılarak devam ettirilmeye çalışılmıştır.

Her ne kadar; ortaya çıkarılmış olan “yeni şey” ortamın rahatsızlıklarının yanlış/bilinçli yanlış sonucu ise de, “yeni şey” bu haliyle ölüme yürütülecek ve tamamen çok farklı yeni şey olacaktır. Ya da doğurultulduğu eski ortamı yeniden laboratuar ortamına alarak, ondan çıkarılan sonuçla sağlıklı hale getirilmeye çalışılacaktır.

“yeni şey” doğurultulduktan kısa süre sonra, üzerinde tartışmalar, denemeler, çözümlemeler süreçlerine girmiş olsa da; özellikle çözümleme de iki ana bakış ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Birincisi; doğurtulan “yeni”nin, ölüme götürülerek hiçleştirilmesi, yoklaştırılması.

İkincisi; doğurtulanın, sürecin tüm yanlışlıklarını gözlem altına alıp, buradan “yeni şey”i sağlıklı yeni şey haline getirme anlayışı.

Birde bu ikisinin dışında, arada üçüncü bir şeymiş gibi duran, aslıda ise “Birinci”nin kapalı hali olan ara durak vardır, yapı olarak “birinci”yi hedefleyen son duraktır. Yapı olarak karakterleri bu olmasına rağmen, yapıdaki bileşenlerden “ikinci”ye akacak olanları da akılda tutmak bir gerekliliktir.

Açımızdan baktığımızda asl olan “ikinci”lerin durumudur.

Her ne kadar, kendilerini anlatımları ve anlamaları itibariyle kendilerini karşıda konumlandırmış iseler de, hayatın gündeliğinde, sunulanın üzerinden yürümelerini aşamadıklarından dolayı, onlar da hızla açmaza doğru gitmektedirler.

Açmazlarının onları götüreceği son nokta ‘öyle’ bir tını olma tehlikesidir.

Halbuki; yarım asrın yaşanmışlıklarının toplamalarının sonucu olarak, her zamandan daha fazla “yeni şey”e dönüşme/hayat vermek imkanları ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu da; yaşanmışlıkları tek tek ele aldığımızda bunların aynı zamanda yapılmamamsı gerekenlerin toplamı olduğunu görürüz. Dolayısıyla da, yapılması gerekenler kısmı daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

Yeni şey’e taraf olan özne ve özne yapılarının kendi anlatım ve kurgularını senkronize haline getirip, pratik duruş sergileyebilmeleridir.

Şüphesiz ki, her duruş kendi anlatımı ve pratiğini doğru görme noktasındadır. Bunda her hangi bir ayıp yoktur. Unutmayalım ki, anlatımlarımızı yaparken bir birleriyle teke tek’te ilintileri olmayan bir sürü harf, bir  araya getirildiğinde ve uyumlulukları yaratıldığında; kelimeler, cümleler, paragraflar ve metinler olmaktadır. Halbuki, bunların yalın haline baktığımızda ancak kendileri olmaktadırlar.

Bir “dilbilimci hassasiyeti” ile en iyi uyum ve en iyi anlatımı yaratacak bir şekilde tek tek harflerden senkronize bir dil yaratmak gerekmektedir. Böyle bir senkronize yaratılırken, bu uyumun tek tek harflerin karakterlerini ve bunların özgün toplamalar olduğunu bilince çıkarmak “yeni şey”e en doğru haldir.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article