Nasıl bir bölgede yaşıyoruz? – Özkan Yıkıcı

Must read

İşbirlikçi ruhiyemiz ve ganimet tipi pay alma davranışımız, bizi hep etrafımızda olan gelişmeleri de yanlış algılamamıza neden olmaktadır. Önce işbirlikci olmayı öğrenip pay alma ile başlayan yolculuğumuz; giderek bağımlılıkla işbirlikçiliği gayet güzel uyuşturup, verileni paylaştırma konumuna taşıdık. Önce savaş ganimeti paylaşımı gayet yandaşlı işdahla yapmak la başlanan süreci ise; eldeki zenginlikelri teslimiyete taşıyarak, adeta gelecek rantı dağıtma ganimetçiliğe dek geldik. Konuyu hiç uzatmayacam; son günelrde tartışılan “Su, gaz ve mülkiyet” konularında özetlediğim işbirlikçi ruhiye ile ganimet paylaşım modasının adeta aynadaki kendisini görmekteğim. İş böyle olunca da; etrafta olan olaylara alakasız veya ganimet beklentili işbirlikci avantacılar gibi yaklaşıp düşünce oluşturmaya çalışırız. Gerçek se; resmen nasıl bir bölgede yaşadığımızın da pek farkında değiliz. Ne mesleki dayanışma, ne bölge gelişmelerin tehlikesi ve nede elden gidenlerin nasıl metalaştırılıp bize satıldığının da farkında değiliz. Dedik ya: işbirlikci kültür ile ganiemt tipi paylaşım bizim temel kuralımız haline geldi. Buna bir de kirli işlerle sermaye biriktirmek ve kazanma dürtülerinin de çoktan kabulenilmesini de ekleyerek, kendimizi tamamlayalım. Ama tüm bu yalın gerçeklre karşın da; abartıyla kendimizi övüp ötekileri yermeği de hiç ama hiç unutmuyoruz. Peki gerçekten etrafımızda ve bizde içeleşmeleri nereye dek gelindi?

Popilizmin aşkı, ekranda uyumla işbirlikçi atışları yapan, posmoderinci düşüncenin aynası gibi davranan medyadan politikacısına veya örgüt temsilcisinden iş adamına adeta oluşan popilizmin elitsel ifadelerini dinliyoruz. Suyu veya gazın sözleri uçuşurken; gelen su değil de, metalaşması ile hak olmaktan çıkıp kar edilen metaya dönüşmesi sorgulanmıyor da; “suyu kim dağıtacak” kavgasına taraflar soyundu! Özelikle yerel kurumlar tüm başarısızlıkları ve yanlışları ile iflaslarını ilan ederken de; başlangıçta tüm yanlışlara alkış tutup, resmi popilis sözleri söylerken; şimdi suyu kendileri dağıtıp rantından pay alma kavgasına soyundular. Öyle suyun insan hakkı olması gibi temel insani değrler değil* Suyu kendielri dağıtıp pay alma aşkıyla hırslandılar.

Daha önceki yazılarımda adamızda nasıl susuzlukla kirli su noktasına gelindiğini, Türkiyeden su getirme olayını ve yapılan anlaşmadaki temel yanlışları uzun uzun yazdım. Sanmayın ki suyun insan hak konumu ile tartışıldığına; resmen başta belediyeler kaybedecekleri parayı düşünerek bağırıyorlar. Kimse gelinen noktada suyun özeleştirilme tehlikeleri veya temel yanlışı konuşmuyor. Metalaşan sudan para kapma yarışında oluyorlar. Alıştılar ya: birileri versin, onlar da alıp yandaşa dosta göre paylaştırıp işbirlikci burjuva zengini olsunlar! Sadece su değil, tüm projelerde ayni tutum sergilenmektedir. İşbrilikci dağıtıcılıkla pay alma paylaşım modeli!***

Bir de gaza geldik. Gaz la Kıbrısda çözüm gelip zengin olacağımız hep söyleniyor. Kimse işletmenin kime ayit olduğunu ve gerçekten deneğimlerle enerji kaynaklarının halklara neleri ödetiği örneklemlerle dolu Ortadoğuya bakmıyor!

Şu yanlışı da ekleyecem: nedense şu ezber tekrarlanıyor: Kıbrısdaki gazı çıkarıp işletmek için mutlaka Kıbrısda çözüm adıyla ayar yapılacak! Burda ince bir eksiklik var* Gerçekten bölgemiz iyi okunsa bu tehlike de anlaşılır. Son günlerde Rusya Suriye politikası oldukça görüşülüyor. Öyle görüşülüyor ki bölgesel denklemler sarsıldı. Suriye doğu komşumuz. Demek ki deniz kıta sahanlığı sorunumuz da onlarla olacaktır. Peki biz hep batılılar ağızlı işbirlikci işdahla konuşurken; doğu komşumuzda Rusya gerçeği ile deniz gaz paylaşım etkilerini de neden hesaplara koymuyoruz? Demek ki Akdeniz ve özelikle doğu aakdenizde Rusya gerçeği de vardır….

SOnra; şu yanlışı da düzelmek gerekmez mi: Madem Avrupa gaza ihdiyacı var. Ozaman bol bol Lipya açıklarında gaz varken, neden hem sorunlu hem de karışık Kıbrıs gazıyla Avrupa yetinsin! Ama biz sırf Türkiye çıkarı koyup Avrupa ihdiyacını ekleyerek, dünyayı bizleştirmeği çok güzel ezberledik…..

Biraz da ekranlara yoğunlaşalım; posmoderincilik ile popilist gazete gülücükelrle prokram izleyelim. Her kahkaha veya yükselen sesle heycanlanalım veya moral bulalım. Arada koltukcuları eleştrenlere de “aferimi” çekelim. Peki: madem gazeteci izliyoruz; ozaman yakın Türkiye coğrafyasında kafasına silah dayatılıp tehdit edilen meslektaşları için birkaç söz etiklerini de duyduk mu? Hadi beyinsel travmaları ile “onlar kürtür, solcudur, tehlikelidir” değip beyinlerinden silsinler! Peki Ahmet Hakan gibi Hüriyet merkez gazeteci için birkaç söz etmeleri gerekmiyor mu? Yoksa “aman ha dokunma* Popilist gülücükleri bozulurdanmısınız”? Oysa sadece Ahmet Hakan meslektaş olayını konuşsalar, yazsalar, çok önemli bilgiler de sunacaklardı! Örnek mi: Hakanı döven birinin itirafı ile kimlerin onları yönlendirdiğini öğrenip, klasik ezberlerine leke düşmüş olacaktır. Çünkü: Eski emniyet müdüründen başlayan, “Mit, polis, reyis” isimleri de söylemek zorunda kalacaklar! Böyle akışkan bilgiler de sıralanınca; popilist ekran gülücüklerine veya “donayim” yazarlıklarına nazar değecektir! En iyisimi; popilist gülücükerle boş yüzeysel sözleri sıralayıp, “en iyi medyacı” olmaya devam!

Tabi ki daha baştan kısırlaşma olunca; mesleki dayanışma dahi görmezden gelinip popilistlikle oynayınca; Hareket polis birliğinin zırhına bağlanan öldürtülen PKK cesetinin de bilgisini bu popilist hastalıkta insani sorgu olarak bulmak da mucize olacaktır! Bazılarına bebek katili derken de 36 aylık bebek ölümünü de duymazlık duvarında yitirmiş olacağız!Türkiyede olanları sanki yeni keşvedilecek gezegende arar hale geleceğiz. Ama güzel posmodrinci gazetecimiz, şahane akademisyenler ve yöneticilikten kırılan politikacımız la işbirlikci oynuna devam edilecektir.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article