Kuzey Kıbrıs’tan yazmaya başlarken, nereden başlamalı? – Özkan Yıkıcı

Must read

Sonunda yazmam gerekeni baştan belirteyim: Gerek tek tek ülkelerde veya özünde genel Kapitalist yapıdaki ekonomik kriz daldan dala sıçrarken Ortadoğuda şu mühim strateji sıcak çatışmalarla ve darmadağın kaoslarla gelişirken, hep bir eksik sırıtıyor. İlgili gelişmelerde Sosyalist devrimci hareketlerin eksik olması eşitdir seçeneksizliği de yaşatıyor. Böylelikle sermaye krizi kulanarak Neoliebral daha saldırgan vahşice vurarak sürdürürken, oluşan tepkielrin de değişim yaratmadan adeta parlayıp boğulan cinsinden yaşanmasına neden olunuyor. Buna ek olarak

da tek tip düşünceyle egemen kesimelrin isdedikleri olgularla algılar oluşuyor ve en çirkin acı reçete “umut” olrak yuturuluyor. Bunlar günümüz kapitalist gerçeğin ister tek tek ülkesel durumunu, isterse genel sistemin kriz ve savaş çığırkanlıklarındaki sıkılmadan yalanlarla yeniden saldırganlaşarak halklara bedel ödetilmesini yaratıyor. Helle de Kuzey Kıbrısta yaşıyorsanız ve etrafınız dahi bunlardan uzak başka rüyalarda yüzerlerken yazmak ve seçenek söylemek çok ama çok sıkıcı hale gelir. Ama olaylar akıyor ve bende yazma adına bir tarafta kaynayan etraf öte yanda ilgisiz ve algıları sığ olan kuşatmada bunları anlatma zorunluluğu arasında sıkışıp kaldım. Onca olayın neresinden başlama sorusu kadar, bunları kaçını ilgilendirir düşüncesini aşma gerçeği de öteki tarafımda duvar gibi dikiliyor. Ama yine de bir yerlerden başlamak gerekir. Öylesi olayalrla etraf kaynıyor ve bizde öylesine bir duyarsızlık var ki bakalım bazen şakayla eleştirdiğim “Sosyalistlere dahi Neoliebralizmi anlatamazsam kime anlatayım” sorusunu da ekleyerek basitden başlayalım.

Kuzey Kıbrısta ve yazıyı yazarken Lefkoşada olduğuma göre halkın fazla ilgi göstermese de sürecin adı ara seçim olunca bir sosyal göstergeyle başlayalım. Bir yerde 2 kural çok önemlidir. Birincisi halkın yaşadıkarlından dolayı değişim isteme muhalefet olgusu, öteki de doğruların konuşularak anlaşılarak değer haline gelmesi: Lefkoşada son ara seçim denilen süreçte elbet Murat arkadaş da adaydır. Birikimden gerçek belediyecilikteki durumu ortada. Ama: Şimdi gelelim gerçeğe; Bir kent düşünün; içme suyundan şimdi dışkı akan suyla yıkanır hale geldiyse; Şehrin sokakları darmadağın olup dolaşılması hatta yürnmesi imkansızlaştıysa; Satılan gıdaların normal zehirli olma ayracı artık saydamlaştıysa; Toplu taşımacılık Katledilirken konusu dahi yapılmayan; Normal yaşamdan çöperle kirli kokularla yaşamaya gelinen şehrin ahalisi hala bunarlıa tepki göstermiyorsa ve giderek doğalaşan kabul görüyorsa güçlü kim olur? Belediyenin batığı ve borçalrın yolsuzluklarla kardeşleştiği halde hala batıranın itibar gördüğü ve Lefkoşada bu duruma gelinmedeki paylar ortadayken sosyal tepki olmuyorsa, nice yanlış doğalaşan yaşama eklendiyse doğrular kazanırmı? Helle de daha ara seçim denilen sürece girilirken batıran, çöpelrle ören, dışkılı su içirenler mecliste 7  üye ile önde giriyorsa, nasıl bir belediyecilik sunup oy alınacak. Helle batıranlara çöpleştirenlere bakılmaksızın “iyi insan” damgası hala vuruluyor ve “en güçlü” simgesi prim yapıyorsa, Lefkoşaya neyi anlatacağız?

****

Lefkoşa gerçeğimizle ben takılıp kalmama adına hemen etrafa açılıyorum. Hemen Lefkoşanın güneyi bizden daha temiz sokaklarla olmasına karşın onları Neoliberal dalga vurdu. Kapitalist krizin adeta tayfunu sarsarken, doğal gaz pastası umarken oluşan deprem onların “Kıbrıs mucizesini” patlatıyordu! Aslında Kıbrıs tam bir inceleme alanı haline geldi: Kuzeyde Gayrı nizami sermaye yerleşkesi, kayıp dışı ekonomi, ilhak poletikaları, Uluslrarası “hukukun” buna gösterdiği duruş bir anlamda sistemin sömürge ilhak anlayışlarının Neoliebral gayrı nizami kuralarla yansıtan önemli yer oldu. Güney Kıbrıs ise tamda şimdi dünyada Yorumlanan 2 olayın göbeğindeki bedeli ödüyor. Kapitalist kriz sonucu düşen Domino taşlarından birisi oldu. Yalnız İMF ilk defa mevduatlardan vergi alma haracını Kıbrısta uyguluyor. Burda çok önemli bir başka gerçek vardır: Rus sermayesiyle olan emperyalistler arası çelişkilerin rekabetin Kıbrısta yaşanması oluyor. Tabi Kıbrısta kriz yaşanırken bir başka noktada tekrarlandı: Yaşanılan genel Kapitalist kriz olma olayı pek söyletilmiyor. Ayrıca krizin tüm etkileri ve çözüm arayışları değil bankalara odaklanıp özelikle Kamusal Kıbrıs bankacılık yapısının kırılması ve Rus sermayesinin kaçırılıp Doğu Akdenizdeki rekabet için Alman veya AB sermayesinin üstün gelme gerçeği de vardır. Fakat bunalr değil; Daha çok buradaki banka borçalrıyla sınırlanıp sanki başka şey yokmuşcasına olay tıpkı öteki Avrupa ülekelrinde olduğu gibi konu kapitalist özden kaçırılıyor.

Kıbrıs dedik ya; Hem krizin hemde Ortadoğu ekseninde savruluyor: Bakın etrafımızda biranda neler patladı: Lübnanda onca pim çekmelerden sora Hizbulah tasfiyesi yapılamadığı için Amerikanın baskısıyla Lübnan hükümeti istifa etti! Lübnanda Amerikanın kararıyla Uluslar arası güç de olduğunu onutmayın: Ayni anda aslında görünüm olarak var olan ama pratikte tersi işleyen Türkiye İsrail Mavi Marmara krizi birden Obama ziyaretiyle görünümü dahi “özür dilenerek” kaldırtıldı. Türkiye merkezi bayram zaferi yaparken Suriyede İsrail vurması ve Türkiye Amerikan müdahaleleri oldukça yoğunlaştı. Kürt dinamiği ise oldukça değişken kaygan konuma geldi. Nevruzla Öcalanın açıklamalarıyla çizilen yorumsal çizgiler artık olayların Ortadoğu coğrafyasına yeni bir derinlik getirmektedir. Rusya ise Kıbrıs ve Suriyede oldukça sıkışmaya başladı. Amaç Doğu Akdeniz deniz kaynakalrının yeniden paylaşımla piyasaya sunma ekonomik çıkrsaması vardır. Kıbrıs, Lübnan ve Suriye ekseninde ısınma devam ediyor.

Bunlar birden Ortadoğu Projesine ve Kapitalist krize dek uzamaktadır. Gördünüzmü nerden başlayım derken ısınan Doğu Akdenizde dahi tam dolaşmadan takılıp yazının sonuna geldim. Ama mutlaka enazından etrafı inceleyerek gelişmeleri bilmek şart. Şimdi anladınızmı benim sıkıntımı?

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article