Kuşatılmış algılarla yıkanırken, gerçekler nerde kaldı? – Özkan Yıkıcı

Must read

Makale için konu çok: insanlarda ilgi ise “maşalah” oldukça lakırtıdan adamına göreden öteye gitmiyor. Şöylesine bir ekranlara baktım: Doğrusu onca zamana rağmen, sıkıştırılan dar eksende dolaşmanın simgesel çıkışlarını yakaladım. Hep konuşan ama konuştukça sıkışan sorada yeniden tekrarla sanki “doğruyu” kanıtlayacak acayip tartışmları gördüm. Saatlerce konuşulan Suriyede eskiden en sık gelecek kulanılan “Orta projesi” gerçeğinden tıs çıkmazken, veya bizdeki hangi konu olursa olsun, içeriği dahi söylenmeden hemen taraf gibi duruşla refleksel davranışlar, hepsi sonuçta izleyene algılarla donatır. Donanan algılarla de hesapta düşünce geliştirir: Kısır ve taraftar olmaya bir de lakırtı boluğu eklenince işler tamam olur. Demek oluyor ki istenilen algılanır, algılayan da moralmen tatmin olur. Sora dönüp yakınırız; “Neden bu denli duyarsızlık vardır”; Veya “Gördüğünüz gibi dediklerim doğruymuş” savunması hemen oluşur. Ama sonuçta ne bilirsiniz, nede kavrarsınız; Ama taraftarlık algısıyla morali kapıp en iyi anlayan şanslı olarak kendini kandırırsın.

Yukarda anlatıklarımla yaşadığım kısa medya dolaşımı sonucu durmadan çevrede tanık olduğum güncenin şöylesi özetini sundum. Sora kendi kendimi kandırmadan yü,zleştim; insan var ya insan; Eskiden söylediklerinin şimdi yaşanmasıyla karşılaşınca şöylesine bir kendi kendiyle burukluk duyuyor desem şaşırırmısınız? Galiba ben şaşırmadım; Seksenlerde başlarken defalarca getirisi götürüsyle seminerden makaleye bolca yazıp söylediğim dünya ile karşı karşıya geliyorum. Ama kanıtlanma ve yalnızlaşma çelişkisini de yaşıyorum. İlgili olayın günümüze mutluluk getirecek diyenlerin yanılgısı bir anlam ifade etmez. Şimdi eskiden öngörü olarak konulanlar şimdi yaşanıyor. Hemde sistemin tükenmiş ama tükenmişlik üreterek devam etmenin bedelini yine haklara ödeterek sağlama arayışında olduğu süreçten geçiyoruz. Hani derler ya “insan haklı çıktı da ne kazandı”? Şimdi bu yaşanıyor.

Kapitalist sistem 2 kuramının acılarını umut diye salgılarcasına yaşama devam ediyor. AVrupada başlayan kriz, mali alandan borçlara şimdi de emek piyasa düzenleme veya işsizlik öncnleme adıyla işsizlik döngüsüne girdi. Krizlerde hep genel şu sonuç çıkıyor; Avrupa daha yoksulaşarak ama sermaye ayakta kalan kesiminin kazanmasıyla yapılanıyor. Etrafımızdaki Coğrafyada Doksanların Kültürler çatışmasının geliştirilen Orta doğu proje altüstleri yaşanıyor. Şimdilik “kontrol kriz” süreci zaman zaman sıcak çatışmalarla yönünü bulmaya çalışılıyor. Ama tüm bunlar hep başka bir algıyla beyinlere kazılıyor. Öyle kazılıyor ki yaşanan gelişmelerin Kapitalist özün veya Emperyalist sisyasetlerin çıkarına olduğu hep unuturuluyor. Hatta son Suriye olaylarında olduğu gibi en sıcak ortamda çoğu Orta doğu ezber kelimelerini hasır altı edip olayı Esatlaştırdı.

Tekrar tekrar özetlediğim bu genel dünya gerçeğinde Kuzey Kıbrısta bir başka algılarla kandırmaca oluyor: Görüşme yapmadan masada oturup görüşür olma, yetkisi yokken yetkili gibi konuşma, Barışçılık brakın karşıta kendi toplumuna dahi yandaşlık zehiriyle dıştalatanlar, görüşme yapıyormuş, barış sağlayacakmış gibi de algılatılıyor. Bu durumu bildiyini sananların bir kısmı da koydukları deyerleri onutup, “görüşmeciler barış yapmalıdır” savunusunu yaparlar. Hep ayni oyunla senelerce oynanır ve inanılmayan güvenliilmeyen en acımasız akyırmacılığı yapanlardan “barış umudu”  algılatırlar. Sora başka birisi çıkar ve “bakan” adıyla hangi yeri kime peşkeş bedava vereceğini açıklar. Ekonominin adı da verme olur. Ahali de adama göre konuşur: Herkes de sanır ki “ahali kendi yanında oluyor”. Oysa ayni kişiler hem Marazlı, hemde koltuk yandaşı olup avanta aramakta devam ediyor. Sonuçta kimileri de etrafına bakar, kendine “doğrusun” diyenler dahi yeri geldiğinde yalanla ispiyonlayarak satar. Hani derlerdi de nasıl olacağını düşünürdük; “neoliberalist yapı sadece ekonomik yoksulaşma deyil, sevgimizi, dosluklarımızı ve dayanışmalarımızı da yoksulaştırıp boşaltacaktır”. Şimdi deyim yerindeyse yaşanan budur.

Makaleyi bitirmeden Türkiyeden geşmemek olmaz; Hani ekonomide büyüme övünmeler veya Davutoğlunun dünyaya meydan okurcasına “Türkiyenin itibarı artı” demeçlerine bazı güzel örnekler vermeden olmaz: Biz algılatma deyil diyer Türkiyeden söz ederek şu İtibarı veya yükselen ekonomiden dem vuralım: Sahi şu Uludere katliyamı ne oldu? Deniz Feneri asrın davası olarak Almanyada yer alırken Ankarada neler oldu? Üstelik Uludere katliyamında Meclise dahi kurduğu komisyona asker bilgi vermedi. En tuhaf açıklama ise “her şeyin normal” yapılmış gibi yanıtlanmasıdır. Ama Uludere Katliyamı itibarı artırdı. Ekonomi de büyümüş; Ama madalyonun öteki yüzüne bakın: Sadece son günerl çok anlatısı vardır. Çadırda yanan işçiler, çöken köprü gerçeği, brakın sadece son haftaya bakın, Erzurumda, Tuzlada ve Elazıda iş kazalarından ölenler oldu. Türkiyede iş kazaları bakımından dünyada üçüncü sırada. Büyüyen ve sermayeyi yü

Celten ekonomi böylesi cinayetlerle örülü: Diyer yandan bakın; Suriyeye Amerikadan daha işdahlı ve hevesli: Sahi madem ulus çıkarlar falan delinir şu iran ile ilgili Füze kalkanının Türkiyede işi nedir?

Algılgılatanlarla gerçekler: her ikisi de beynimi kuşatıyor. Birisi satacak, ötekisi göüşecek, dieyri Amerikan adına hazırım diyecek, ama iş kazaları, yanan insanlar, yoksulaşıp ama yine “Acaba” beklentili insanlar, benimle şikayetci, seninle yandaş yağcı olan ikili dünyada, neyi yazayım? Hiç küçümsemeyin; Etrafımız sarılıp bizde içseleşen piyasalaşma ile sermayenin acımasız kuralları ve dinle örtme kültürleşme siayseti arasına sıkıştık. İşte Sosyalist eylimlerin olmamasının sıkıntısı orda. Latin Amerika bu ksıgaçtan sermayenin lütfüyle deyil sola açılarak başarılar ve biraz daha insani adımlar attı: Bu örneklemi hiç unutmayın: İnsan deyeri solla yükseldi ve sol kaybetikçe insan ölçekleri de tüketildi. Bakın sisem insan hakalrını dahi projeleri parasalaştırarak onu dahi metalaştırdı.  Dedik ya; Seksenlerin bildik doğrularını yaşıyoruz: Bir farkla artık bunlardan çıkar umamn çok kandırılamya açık insan fazla oluyor. Doğrular ancak örgütlenip yaşama konuldukça anlamı olur. Yoksa sadece söylenip yazılan güzel sözcükler ötesine geçemez.

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article