Güvenlik veya demokrasi konseptti! – Özkan Yıkıcı

Must read

Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Şüphesiz geride kalan senenin önemli çok etki yapan olayları da yaşandı. Ben bunların önemli kısmını Perşembeden başlayıp Ortam gazetesinde yazıyorum. Bu sitede ise geride bıraktığımız 2015 yılının direk dönüşüm yapan bazı yaşamsal kuramların gelinen aşamasına değinecem. Gerçekten yaşadığımız ve kısa zaman sonra terk etmek le tarihselleştireceğimiz 2015 senesi, resmen eskiden özelikle gelişmiş ülkelerde nasıl olacak sorguları ile dolu olan konsepttin gerçekleştiğine tanık olduk. Bu yazımda yılı yaşanıp yerleşen bu kuramsal konseptle birlikte değerlendirecem.

Sömürge veya faşist, otoriter yönetimlerde fazla önemli olmasa da; özelikle gelişmiş Kapitalist ülkelerde demokrasi kuramının hem kurumsal, hem de yapısal oldukça önemli kültürleşmiş biçimleri yerleştiydi! Doksanlarda başlatılan ve Bush doktrini devamında yaşama sokulan “Güvenlik, demokrasi” denklemi, artık sorgu değil, resmen sistemsel yeniden yapılanmasın konsepti haline geldi. Anımsayanlar olacak; birçok kapitalist kesim demokrasi kavramını, özelikle gelişmiş ülkelerde kaçınılmaz yaşam felsefesi olarak hep dayatarak hedef olarak gösteriyorlardı. Oysa iki binlerle birlikte Bush siyasal dönüşümle, stratejik yeniden hedeflendirme içine konulurken “Güvenlik, Demokrasi dengesi” ideolojik enstrümanını koydu. Yine de başlangıçta birçok kesim, batının özelikle bu devlet biçiminden vazgeçemeyiceğini, çünkü: kazanılan haklar ve örgütlü toplum nedeniyle kazanımların demokrasi anlamında kolay kolay gerileme gösteremiyeceğini savunuyorlardı. Çok değil; aradan bişon yıl geçti. Artık öyle sömürge veya antidemokratik yapılı ülkeler değil, resmen en gelişmiş ülkelerde “Fransa, Belçika gibi” yerlerde güvenlik kuramı demokratik gerileme sürecinde önemli bir tetikleme kuram oldu.

Tekrar edecem: En yakınan Kıbrıs veya Türkiye gibi direk yaşadığımız ülkelerde güvenlik ile demokrasi kıyası hep güvenlik ayağı merkezinde kullanıldı. Birçok kirli, çirkin uygulama sırf güvenlik adına konuşmama, görmeme ve hat da, Milli çıkarlar adına savunma kültürü anadan doğarken ilk düşünme ile beynimize yerleştirildi. Nitekim: Kıbrıs yaşanmışlıklarını dahi yaşamamış gibi güvenlik ve ust kuram milli adına görmeme düşüncesi hemen kolayca kabullenildi. Öyle kabullenildi ki güvenlik kuramı tabusalaştırılarak, hem başkasından kurtarma bekleme ile birçok yanlışı buna endeksleyerek piskolojik bir kabusla yerleşti. Onun için güvenlik ile demokrasi kıyası veya ayarı konusu buralarda zaten eskiden beri mavcut tu!

Demokrasi kuramı içi boşaltılıp ve denklemli değil de güvenliğin mutlak, demokrasinin ise garnetür görevli siyasal kültürleşme yaşamı şeklendi. Birçok gelişmiş kapitalist ülkeye gidince de şaşkınlık yaşamanın da doğalaştığı ortamlar paradoksları oluştu. Hat da; demokrartikleşme karşıtı güvenliğimizi öne çıkaran savunma mekanizmaları da oluştu. Dünya kıyasında demokratikleşmede hep geride durmanın normalizasyonuna çoktan geldik.

Neyse konumuz sömürgel veya ilhakcı ülkelerin yapısal analizi değildir. Burada yukarda belirtiğim doksanların idolojik stratejik yeniden yapılanmasındaki konsept durumunun yaşadığımız yılın son günlerideki görünümü olmaktadır. Bu yıl yaşananlar la düne dek birçok olumsuzluğun, güvenlik adıyla otoriteleşen devletlerin özelikle sömürgeleşen geri kalmış ülkelere ayit olduğu kanıtsaması vardı. Oysa başta Mister ikinci Buş iktidar döneminde kendilerine en gelişmiş denen devletlere temel eksenin güvenlik olup, demokrasiyi bunun kurtaracağı savı popalandı. Devlet Aygıtları bunu yöneltme adına hızla kulanıma sundu. İnsanların öncelikle güvenliğinin önemli olduğunu ve güvenlik oldukça demokrasinin mümkün hale gelecek görüşü gerek uygulamalar, gerek se piskolojik hareketlerle oluşturuldu.

Size birisi Brükselde “tehlikeli 2 terörist aranıyor* Bunlar çok tehlikeli* Onun için mümkün oldukça sokağa çıkmayın” dendiğinde insanlar korkudan buna hemen uyacaklarını söyleseler, ozaman mümkün değil di; inanmazdınız! Oysa Belçikanın başkenti veya Nato, AB merkezli Brüksel bu yıl bunu gayet normal şekilde yaşadı. Fransanın Parisindeki olan patlama ile ardı ardına yasalardaki antidemokratik değişimler ile insanlardaki korku ironisi de öyle! Hele sistemin “demokrasi dağıtan ABD Losancelıs” eyaletinde sırf patlama ihbarı ile tüm eyaletin okularının tatil edileceğini de anlatsalar; gülerdiniz! Bunlar hepsi bu yıl yaşandı. Size gelen göçmen tehlikesi nedeniyle Faşist partielrin güçleneceğini ve gayet kolay iktidar alternatifi olacağını da anlatsalar; “imkansız” deyip örgütlü duyarlı halk ifadesini kulanacaktınız! Oysa uzağa gitmeyin; Kapitalizmin en insancıl demokratik ülkelerinden olan isgandinav devletlerinde ırkçı faşist partiler sırf göçmen akımı ile yabancı düşmanlık korkusu ile bu partiler epey güçlendi!

Ceydan Karanın İtalya örneği de yaşamsal varılan aşamayı kolayca anlatır: İtalyan garından çıkıp karşınızda asker görmek artık gayet normal hale geldi sonucu düşündürücüdür! Sistem özelikle yaratığı düşmanlıkları daha soyutlayarak, ancak korkularla da insanları çaresizleştirip bu konsepti yerleştirdi.

Gelelim bizim aynamıza: Dikat edin; Kıbrıs konusu tartışılırken hiç demokratik yapı ile sorunların aşılacağı probagandasını duydunuz mu? Hep zenginler gelecek parayla nasıl kazanacağımızı, karşı çıakrken de burada yabancı hegemonyanın sürmesi için “Güvenliğimiz” korkulu kabulun kulanıldığı aklı esir aldı. Demokratikleşme ile insanca yaşam yerine, hep başkalarının güvenceleri ile korkularımızın giderilme probaganda tıtsaklığı oluşturuldu. Sermaye karı ile yabancı sermaye etkinliği ile dış hegemonya bağımlı olma güvenlik esrumanı kafamıza yerleştirildi. Sonuçta askeri, dış bağımlı bir Kıbrıs la yaşam dayatması oluşturuldu. Güvenlik garantörlükle yabancı asker hegemonyası kabulenirken, kalkınma da gelecek yabancı sermaye kolaylıkla refahın yükseleceği politikalar tek eksen olarak kurumsalaştırıldı.

Yine meşur güvenlik politikası ile birçok çirkin gelişmenin adının dahi nasıl yasaklanıp, gerçekelrin bilinmesi, nedenlerin sorgulanmasının da engelendiğini hergün yaşayarak tekrarlıyoruz. Ayni anlayışı Türkiyede de direk görüyoruz. Daha ileri gidip; ülkelri tankalrla yakarken, insanları bebekleri kurşunalrla öldürüp, en inaılmaz işkendeleri yaparken, sorgusuz suğal önüne gelen konuşanın içeri tıkarken, bunlar hep bir kuramla açıklanıyor: “Güvenliğimiz”! Genelde Buş dönemi ile demokartik ilkelerin nasıl silikleşip, yandaşlı karşıtlı ikilemlerle yerlebir edildiği ortada. Bu yıl en ironiği şöyle yaşandı: Demokrasinin desi olmayan, şeryatcı Sudilerin bölgeye özgürlük ve refah getirme adına itifakın merkezine konulmasıdır. Ortadoğuda en tehlikeli denilen IŞİD yapısının ve ötekilerin, dün bölgemize demokrasi getirecek yapılar oalrak yetiştirilip beslendiği de mutlaka aklın biryerinde olması gerekiyor.

Senemiz bu yeni piskolojik baskılanma ile otoriterleikle yeni sömürgeleşme rekabetinin Güvenlik Demokrasi denkleminin güvenlik lehine ağırlaşınca nelerin oluşacağının kanıtları ile doludur. Sokakta tankların evlere ateş açması, istihbarat örgütlerinin cirit atarken, doğruları söyleyenlerin “güvenliği bozma adına” nasıl kıyıma uğradığı bir yılı tamamlıyoruz. Tutuklu gazeteciler, çocukalra varan katliyamlar, yapılan cinayetleri güvenlik adına açıklamama, kirli ticaret le zenginleşenlerin gücü ile güvenliğinin temel felsefe olduğu bir yılı tamamlıyoruz. İnsanlar eskiden enazından kulanımı ile eleştirdikleri Güvenlik demokrasi denklemi, günümüzde yaratılan iklimle artık kültürleşip yaşam biçimi haline geldi. Soyut terör ifadesi, piskolojik korkma ve yapıya güvensizliğin demokrasiye fatura etirilerek daha baskıcı hukukla yeniden sistemin şekilenip stratejikleştiğine tanık olduk.

Şimdi Kıbrıslıysanız şöyle düşünün: Güvenlik ve gidrek garantörler olmalı derken; adamızın en temel kırılmada garantörlerin rolu ne olduğunu yeniden düşünün! Demokrasiz yaşam ile askeri varlıklarla nasıl bir güzel ada olacak? Türkiye örneğimiz de malum: en güvenlik dereceli yasalardan sonra şimdi olanlara bakın! Her olayı hem konsept ti ile düşünüp hedeflediği stratejiyi bilerek konuşursak, olayı anlarız. Güvenlik diyenlerin en güçlü yasa, ordu, polis, istihbarat elerindeyken, inanılmaz baskıalrı da güvenlik adına kulanırken, en güvensiz olan yine insanlar olmaktadır. Dün Türkiyede bu yasaları dahi çıkarıp iktidar hesabında rol alanların, bugün onları nasıl vurduğunun da acı yüzleşmesini de yaşıyoruz. Öyle ise;artan güvenlik baskı ile özgürlükleri kısarak yaşam değil; özgürleşerek demokratikleşerek insanca yaşayarak ancak sorunları aşma şansımız vardır. Kuzey Kıbrıs hep güvenlik adına konuşmama veya baskıları kabulendi! Olanları konuşmayarak, yalanları güvenlik adına savunduk! Sonuç? Peki dünyada demokrasi değil de güvenlik önceleşince Fransa ile batı nehale geldi. Onlar heryere baskıalrla, işkallerle güvenlik taşıyacam derken, şimdi onlar da güvenlik sorununu konuşur hale geldiler. Hem de demokrasiyi katlederek yeni yapılanışa girerek. 2015 Yılının incelenmesi konsepti bence budur.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article