Belediye seçimlerinden sonra söylenenler ve eleştiriler üzerine – Ulus Irkad

Must read

ulusAslında hedef göstererek yazmak hiç de adetim değildir. Genelde spesifik değil de genel değerlendirmeler yapmak isterim. Sonuçta olanlar veya Belediye seçimlerinden sonra ortaya çıkan karışıklık, bunun yanında kazanacağını garanti görüp de kaybeden bir Belediye Başkanı için de birşey söylemek istemem. Şu anda açıkça yazayım, CTP büyük bir karışıklık içinde. Belli ki söylenenlere göre CTP içindeki karışıklık, geçen seçimlerden beri ortaya çıkan sonucun bir misillemesi. Ve eğer olaya ideolojik bakılsaydı bu sorunlar şu anda yaşanmamış da olabilirdi ama maalesef CTP evrensel olarak 1970’lerden sonra yaşanan ideolojik bir rahatsızlığın kurbanı. Sonay Adem’i çocukluğumdan beri tanırım. İlkokul ve liseye kadar da birlikte okuduk ta 1974 yılına kadar. Aramızda siyasal çerçevede birkaç defa tartışma geçmiş olsa bile, sonuçta o gene benim elli yıldan fazla bir arkadaşım ve belli bir süreçte aynı sıraları ve sınıfı paylaştığım reddedemeyeceğim bir yakınımdır. Sayın Kayalp’i ise gene kırk yıla yakındır tanımaktayım. Gerçekten Kayalp da Mağusa için önemli yatırımlar yapmış ve yapmakta olan değerli bir Belediye Başkanıydı. Ha, bu arada onun için gözle görülür yatırım yapmadı denebilir ama ben gene de haksızlık yapmak istemem. Kayalp’in bir beğendiğim durumu da fazla istihdam yapmayarak, Lefkoşa’daki hatayı tekrarlamaması,mevcut kadrosunu da fazla zora sokmaması olmuştur.Taşeronluk konusunda bu noktada eleştirilebilir ve belki de bu da seçimlere etki eden bir tepki konusuydu ve elbette üzerinde durulması gereken bir konu ama gene de Sayın Kayalp’in olumlu yanlarını görmemize de engel olmamalı bu konular diyorum. Şimdiye kadar gelenlerin en iyisiydi de diyebilirim, bazı konuları da es geçmeden ve eleştirel bakışıma da engel getirmeden. Lakin, CTP içinde büyük bir karışıklık var şimdilerde. Taraflar birbirlerini facebook, internet, sosyal medya içerisinde de suçluyorlar , büyük bir tansiyon , hiddet ve de garezin devam etmekte olduğunu gözlemlemekteyiz. Kendi siyasal görüşümün bu arkadaşlardan farklı olduğunu da söylemeliyim. Mevcut durumu eleştirici olarak tarafların göremediği bir açıdan irdelemek istiyorum. Kişiler üzerine yapılan saldırılara değil de daha fazla ideolojik olarak yaklaşmak ve aslında bu yaşanılanların ve sonucun bana göre ideolojik bir çöküşün  doğal bir sonucu olduğunu ve bunun da sosyal pratiğe bu şekilde yansıdığını söylemek istiyorum.Ne kayalp’a ,ne Ferdi Sabit Soyer’e, ne de Sonay’a  kişisel bir kırgınlığım yok. Ferdi Sabit  Soyer’in de sendikal mücadeleye 1970’li ve 80’li yıllardan itibaren katkılarını reddetmiyorum. Ama onlara ideolojik olarak bu aşamada eleştiri getirmek gerekiyor diye düşünüyorum.Bu arada bu eleştirimin sadece Mağusa için değil, Lefkoşa ve Girne kayıplarını da ihtiva ettiğini söylemek istiyorum.

CTP, 1970-71 yılında kurulduğunda elbette sosyal demokrat veya sol-Kemalist (Sol Kemalistler, o zamanlar, şimdilerde olduğu gibi aşırı ulusalcı değillerdi ve Marksist anlayıştan uzak olmalarına rağmen sağa göre daha demokrattılar. 1980’li yıllardan sonra bakışları değişmiştir,u.ı.) çizgide bir partiydi.Partinin Kıbrıs Cumhuriyeti çerçevesinde bir cumhuriyetçiliği savunduğu ama BEY yönetimine muhalif olarak ortaya çıktığı da gerçektir. O dönemlerde CTP’ye yapılan baskıları ve kısıtlamaları da hatırlıyorum.Daha sonraları 1974 yılından itibaren parti , Özker Özgür’ün liderliğinde, temsil ettiği Sovyet ideolojisi paralelinde olan veTürkiye’de İGD paralelinde eylem koyan KÖGEF’lilerin eline geçti. İGD kayıtsız şartsız hiç eleştiri  getirmeden Sovyetlerin desteklenmesine dayanan bir dernekti. İGD  de, TKP’yi (Türkiye Komünist Partisi’ni) öncü gören ve Sovyetlerdeki yapının sosyalist bir yapı olduğunu iddia ediyordu. Bu arada Kıbrıs’ta da AKEL aynı politikaları gütmekteydi. AKEL de geçmişte, 1941’de enosisi parti tüzüğüne kabul etmiş ve bu konuda ileride yapacağı birçok eylem ve açıklamalarla, sırasında iki halk arasındaki birliği, çalışanların grevleri sırasında grevleri darbelemiş, Helen-ulusalcılığını da reddetmeyen bir partiydi. Bu hareketiyle taksime hizmet ediyordu ve kendisine karşı bir zamanlar cephe almış Rum elit ve egemenlerine şirin görünerek,  Kıbrısrum halkından %33’lere varan destek de alıyordu. AKEL aynı zamanda 1963’lerde Makarios’un ulusalcı politikalarına pey verdi.1974’ün zeminini hazırladı.Kıbrısrum egemenlerine ciddi bir eleştiri getirmedi. Kıbrıslıtürklerin azınlık haklarına layık bir toplum olduklarını içeren kampanyalara dahil oldu ve uluslararası örgütlere 1964-65 yıllarında mektuplar yazdı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek toplumlu bir cumhuriyet olmasına ve gerici bir şekil almasına yardımcı oldu.Sovyetlerle direk ilişkilerinden ötürü oradaki bürokratik kesimin desteğini de aldı ve kendi tezlerini de onların Ortadoğu’daki menfaatleri imbiğinden geçirerek Kıbrıs’a sundu. Sovyetler de, AKEL de, aslında Marksist değillerdi. Sovyetler’de aslında 1917 sonrasında büyük bir hızla, bürokratların etkin olacağı bir karşı devrim yaşanıyordu ama bu maalesef Sovyetlere tanrı gözüyle bakan örgütlerde pek  görülmedi. Sovyet ideoloji bakışı, ince eleyip eleştirel bakma tavrını, yani bilimsel tavrı reddeden bir siyasetti.Bu sisteme eleştirel bakanlar tümüyle termine edildi. Ne Troçkistler ne de anarşistler bu yapıda istenmedi. Pek tabi ki anarşistlere bakışlarında sadece bürokratların değil, Troçkistlerin de büyük  yanlışları oldu. 1927 yılından sonra yaşanan iç çatışmada milyonlarca insanın öldüğü söyleniyor. Bunlar dünyadaki devrimciler tarafından bilinmedi veya sansür edildi. Troçkistler de, Mahocu  Anarşistler de bu terminasyonda zarar gördü. Troçki ve yandaşlarının çoğu öldürüldü.1920’li yıllardan sonra Çin sorunu olsun,İspanya ve Almanya’da  dahil politikalarda birçok ideolojik  yanlışlar yapılmıştı. SSCB’ye  1926 yılından sonra karşı devrimle gelen Bürokrasi kendi gerici egemenliğini kurmuş ve Sovyetleri gerici bir pozisyona itmişti. Maalesef tüm Komünist Partileri bu sorunu veya durumu görmezlikten gelmişler araştırmamışlar ve sonuçta da Sovyetlerin çökmesiyle onların da dayanacakları bir ideolojileri kalmamıştı. Çok iyi araştırılsaydı Oradaki rejimin Marksist olmadığı, bürokratların Sosyalist artı değere el koyan parazitler oldukları ortaya konacaktı ama yukarıda da dediğim gibi Sovyet ideolojisinde, ki bu ideoloji aslında despotik bürokratik Bonapartist bir baskı rejiminin ideolojisiydi,bu karanlık yan, çeşitli şekillerde örtülmüştü. Dünya üzerinde aynı paralelde olan örgüt, sendika veya partilerde de gerçekten Marksist analizler yapılıp bunlar görülseydi, bana göre bugün dünya üzerindeki az kalmış temsilcilerinde de bu çöküşler yaşanmayacaktı. Aslında AKEl de bir çöküş yaşamakta ve o da aynen 1990’larda gördüğümüz çöküşün izleriyle Liberal ekonomik anlayışların pençesinde yanlışlar yapmaktadır. Sol enternasyonalist Marksist-Leninist anlayış AKEL içinde zaten yoktu ,bugün  artık hiç yok.Eğer AKEL,  1941 yılında Enosis’i kabul edip, kapalı toplum tipi içindek i tutucu  ve milliyetçi güçlerin de desteğini almasa bugün de darbelenecekti ama ulusalcı tavırları kendisine karşı olan desteği artırmış ve popülist politikalarla ayakta kalmıştır. Bugün CTP’de gördüğümüz dağınıklığı birgün onlar da kaçınılmaz olarak yaşayacaktır.

CTP ise Sovyetlerin çöküşü ile Rusya’daki Gorbaçov politikalarına sarıldı. Daha sonra parti doğal olarak ideolojisi gereği ulusalcı politiakalara ve rejimle restleşmemeye bağlı olarak, KKTC’yi fazla rahatsız etmemeye yattı. Oysa KKTC’nin demokratikleşmesi için acımasızca eleştirilmesi ve statükonun yıkılması acildi ve bugün de bu durum maalesef sırıtmaktadır. 1990’lı yıllardan sonra sağla haşır neşir olmaya çalışırken bu politikaları elbette ona çok şeyler kaybettirdi. Parti 1990’lı yıllardan sonra evrensel ideolojisinin bir yansıması olarak dünyada etkin olan vahşi kapitalist Liberal ekonomiye meyletmeye ve parti sempatizanlarını da buna yaklaştırmaya çalıştı. Parti, artık 1990’lardan sonra kitle partisiydi ama sağ liberal kapitalist siyasete sempati duyan kişi veya insanlar da  bu partiye girebilirdi. Eski sol diyebileceğimiz yansımalarını da bırakmıştı parti.

Kısaca şu anda garez ve öfke kokan ve birbirlerine misilleme yapacak kadar tavırlar içine girmiş olan parti bürokratlarının meydan kavgasına sahne oluyor siyasal arena.Bu ne zaman durulur bilmiyorum. Ama gerçek olan, parti içinde devrimci emekçi vedevrimci  demokrat  kesimler kalmışsa, yapacakları değerlendirmelerin bu çerçeve içinde ideolojik olmasıdır. Bir telaşım da, bu parti içinde sol denecek analiz, eleştiri ve özeleştiri çarkının çalışmayarak, yapılacak olan değerlendirmelerin doğru bir kanala yönlendirilmemesidir, aksi halde 20 yıldan fazladır kitlelerin apolitikliği ile devam eden bir başka sorun şimdiye kadar kendisine gönül vermiş yığınların sağa meyletme veya apolitik tepkilerine de sebep olabilir.

CTP içindeki genç arkadaşlar yoğun bir şekilde yukarıda yaptığım değerlendirmeler çerçevesinde büyük bir okuma, tartışma ve  de eleştiri çarkı başlatarak, partilerine 1970’lerde varolan ama yerine getirilmeyen çözümlerle, gerçek Marksist-Leninist analizlerle yeni bir yön vermelidirler. İstenilen  bilgi ve deneyimleri ise her zaman bulabilecekleri kaynaklar mevcuttur.

 

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article