iktibasZafer YörükFüze diplomasisi ve SİHA fantezisi - Zafer Yörük
diğer yazılar:

Füze diplomasisi ve SİHA fantezisi – Zafer Yörük

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi5.com

Füze deyince akıllara ilk önce Kuzey Kore gelir. Trump’ın ‘roket adam’ lakabını taktığı Kim Jong-un’un her ay bir yenisini denediği füzeleri, insanlığı özgürleştirme hayaliyle ortaya çıkmış olan komünizm idealini yozlaştırarak toplumları köleleştirme felsefesine çevirme maharetinin sembolü adeta. Çelik disiplin altında açlık ve sefalete mahkûm halkının emeğinden sömürdüğü değerleri başkanın füze fantezisine yedirmekle namlı bir ülkedir. Başkan Kim, geçtiğimiz hafta Güney Kore’yi bir kez daha baş düşman ilan ederken bu kez radyoaktif tsunami yaratacak bir su altı nükleer füze sistemi denemesi yaptıklarını duyurdu.

Ama konumuz neyse ki henüz Asya’nın o bölgesi değil. Konumuz, son haftalarda failleri ve menzilleri sürekli artış gösteren füze salvolarının Yemen’den Irak Kürdistan’ına, oradan da İran ve Pakistan’a doğru Orta Doğu sınırlarını aşarak Asya coğrafyasını da Gazze’den başlayan savaş tiyatrosu içine çekme eğilimi. Tehlikeli bir tiyatro.

Hamas ve müttefiklerinin yıllardır devam etmekte olan İsrail’e füze atışları, bugün Gazze’de savaş adı altında sürmekte olan katliamın temel nedenlerinden biri. Gazze’ye savaş ilanı karşısında Lübnan’ın güneyinden Hizbullah füze atışları da yeniden başlıyor, İsrail kuzeyde de savaşmak durumunda kalıyordu. Bu esnada Yemen’de Ensarullah yönetiminin (Husiler) İsrail istikametine ateşlediği füzeler, Suudi Arabistan hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü ve bunun üzerine Yemen Kızıldeniz girişinde sivil ticaret gemilerini vurmaya ya da gemilere el koymaya başladı ki bu da ABD ve İngiltere hava kuvvetlerinin Yemen’i bombalamasına neden oldu. Savaş böylece Gazze ve Filistin coğrafyasına atılmış taş misali genişleyen daireler halinde bölgeye yayılırken İsrail’in Lübnan’da Hamas yetkililerini ve bir Hizbullah komutanını hedef alan drone suikastlarına ek olarak Şam yakınlarında yüksek rütbeli bir İran Devrim Muhafızları komutanını infaz etmesi gerilimi yükseltti. Aynı günlerde, Kasım Süleymani’nin mezarı başında yapılan anma sırasında patlayan IŞİD bombalarıyla 84 İran yurttaşı hayatını kaybetti. İran askeri nüfuzunu Orta Doğu coğrafyasına yayma misyonuyla hareket eden Kudüs Ordusu’nun mimarı ve komutanı olan Süleymani de dört yıl önce bir Amerikan SİHA saldırısıyla öldürülmüştü.

Gözlemciler, İran’ın hiç savaşmadan ve önemli kayıplar vermeksizin İsrail-Gazze savaş durumunun tek kazananı olma yolunda olduğu fikrindeydiler ki önce Erbil’e ardından da İdlib’e ve Pakistan toprakları içine İran füzeleri ardı ardına ateşlendi. Tahran, Federe Kürdistan’ın başkenti Erbil’e atılan füzenin MOSSAD karargâhını vurduğunu açıkladıysa da Kürdistan ve Irak yetkilileri bu iddiayı yalanladılar. Diplomatik temsilciler karşılıklı geri çekildi. Pakistan’ın misillemesi daha sert oldu. İran’ın güney doğusunda Belucistan içine atılan Pakistan füzeleri can kayıplarına yol açtı. Çatışma tırmanmadan Tahran ve İslamabad arasında diplomatik yollarla yumuşama emareleri görülse de dış politika mesajlarını füze (ve drone) ateşleyerek etrafa göndermek oldukça riskli ve tehlikeli bir diplomasi tarzı.

Bütün bunlar olup biterken Türkiye de boş durmadı. Son MGK bildirisi, ülke sınırlarının güneyinde oluşan Rojava ve diğer Kürt varlıklarını ‘teröristan’ ilan ederek devlet-i âli’yi imam hatip talebesi seviyesine düşürürken hava bombardımanlarını artırdı. Gazze benzeri ‘halı bombardıman’ sonucu can ve mal kayıplarına ek olarak bölgede elektrik, su ve iletişim altyapılarının işlemez hale geldiği belirtiliyor. Erdoğan rejimi, Irak, Suriye ve Kürdistan topraklarında güttüğü stratejiyi mecliste tartışmaktan kaçarken ABD ve Rusya icazetiyle ulaşabildiği her Kürt varlığına saldırarak seçim öncesi kudret gösterisi derdinde. Netanyahu rejimini, kendi bekası uğruna Batı Şeria ve Gazze’de ulaşabildiği her Filistin varlığına saldırması nedeniyle şiddetle kınamıyor muyduk?

Ama Türkiye hava bombardımanından çok artık drone imalatı ve satışlarıyla adı anılan bir ülke. İHA’larıyla herkesi gözetleyen, ‘yaramazlık’ yapanları da SİHA’larıyla anında infaz eden bir devlet. Kim Jong-un’un kız kardeşinin fabrikaları füze, Erdoğan’ın damadının fabrikası ise sürekli SİHA üretiyor. Kim’in füzeleri, Ukrayna savaşı vesilesiyle Rus ordusu pazarına açılma imkânı bulurken Türk SİHA’ları Ukrayna, Orta Doğu, Afrika ve son olarak Orta Asya savaş piyasalarında fiyat kırarak sürümden kazanıyor.

Dünya füze ve drone piyasalarında adı anılan bu iki ülkenin iç dünyaları da giderek benzeşme eğiliminde. Başkan Kim denizaltı nükleer füzelerini ateşlediği esnada bir ‘halk mahkemesi’ 16 yaşında iki genci, pop videoları izlemek suretiyle yozlaşmak ‘suçundan’ dolayı 12 yıl ağır iş (namı diğer ‘kürek mahkumu’) cezasına çarptırıyordu. Türk mahkemelerinin son hafta boyunca hangi siyasetçi/gazeteci/yazarı yargıladığının, hangi ergen genci yazdığı twitten dolayı tutukladığının dökümünü oluşturmak ise artan vakalar nedeniyle gitgide daha zorlaşıyor.

Ama bir yandan füze, öte yandan drone teknolojileri her geçen gün gelişiyor; Kuzey Kore ve Türkiye, halkları köleleştikçe dünya füze ve drone piyasalarına daha da çok açılıyorlar. Her iki malzemenin de son tahlilde muktedirlerin fallik bir ilave/ikame ihtiyacından ya da dünya âlem karşısında teşhir dürtüsünden kaynaklandığı yolundaki psikanalitik kuşku yabana atılmamalı.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
204AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin