YSK kararları gölgesinde Türkiye? 2– Özkan Yıkıcı

0
6

Dünkü yazdığım Türkiyedeki YSK kararı sonrası makalesini, yayınlanmak üzere gönderip okuduktan sonra, epey eksiklikler gördüm. Bunun üzerine Muratı arayıp ikinci bir yazıyla devam edip konuyu genişletme veya dikate yeniden sunma önerimi yaptım. Murat da normal karşıladı. Gerçekten, önceki yazım ve hat ta bir önceki yazımla beklenen ve sonradan yayınlanan YSK kararıyla Türkiye net şekilde Kralı yeniden çıplak olarak karşımıza büyük resimle çıkardı. Son yazımı tekrardan okurken, bazı önemli eksikliklerle, aciliyetlerini de yakaladım. Hele de girişteki önemli uyarılı bölümle söylemek istediğim çerçeveyi mutlaka genişleterek, enazından hem burada hem de başka yerlerdeki okuyucuma konuyu iyice anlatmak gerektiğini de anladım. Üstelik, Türkiye yeniden hem de demokratik olmayan kurallarla İstanbul seçimini yeniden yaptırırken, Kıbrısın da içinde oynanacak sahneleri de neyazık ki hazırlıyor! Eksiklik ve dış iç politik birlikteliğini hala anlamayan önemli kitleleri de bu kriz kontrolu girdabına sokması da olasıdır. Boşuna Cuma günü Çavuşoğlu adaya gelmedi!

Tekrardan belirtecem: Türkiyede ta baştan girilen adı yerel ama yükü rejimle “bekalaşan” seçimler, hep anormal kurallarla veya başka şekilde demikratik olmayan normal kuralların ilkeleriyle gelişti. Elbet, sonuçalrda buna göre şeklendi. Bir ülke düşünün ki seçim güvencesini ve sandıkları korumayı develt güvencesi değil de örgütlenen muhalefetle ancak yapılıyordu. Yine, resmi Anadolu Ajansının sonuç manüpülasyonla meşkul olurken, muhalefet hazır olmasa tüm seçimlerin çalınması olacaktı. Bunalr yaşandı. Yine de devamında da birçok anormalikler yapıldı. Seçimi kazanan bazı adaylar dahi elerinden hakları alınırken, neyazık muhalif batı cepesi Kürt fenomen tutukusu sonucu ses çıkarılmadı. İş istanbula gelince de konu adeta sarsıntılardan yükselen depreme geldi. Bildik süre yaşandı.

Bu gelişmeler ve sonuçları, tarihte bazı sayfalarla donanırken, muhalefetin önceki seçimlerdeki tutumalrıyla yine AKP çizgisinin peşinde olma gerçeği neyazık ki yazılacak. Önceden çalınan veya son İstanbul seçimindeki gibi kazanılan hem de tüm göstere göstere yanlışlara rağmen seçimin tekrarlanması adeta tarihte pek de iyi şekilde yazılmayacaktı. Çünkü, TC muhalefeti iktidarın daha doğrusu devletin rejim değişimli seçim stratejilerinin hep peşinden gidip karşıt politika geliştirememesini yazacaktır. İşte, son İstanbul kazanılan seçim ile tekrarlanma ile bunu kabulenme gelişmesi tarihe böylesi bir peşinden gitme olarak anlaşılacak. Burada eleştiri veya eksiklik sorgusu değil, daha çok sizin de basitce düşününce varacağınız sonuçtur. Bir seçimdeki olayı geçmişte olurken ki sorgusunda neden hep muhalefetin kabul etmesini koşullara rağmen hep sorgulanacaktır.

Tüm bu özetlenen gelişmeler önemli dersler verdi. Öyle olmazlar olmaz kılınıp seçim yeniden yapıldı ki Ratyo Mayıs prokramında bana benzetme yapan dinliyicimin örneği hep gözümün önünden geçiyor: “Kadın dördüz doğuruyor; Kocası üçünü kendinden dördüncüsünü de gayrı meçul kabulenme gibi” diyordu YSK tutumuna. Gerçekten, bir zarfa dört pusula koyuyorsunuz. YSk  üçünü kabulenip birisini de şaybeli deyip sadece il belediye başkanı seçimine gidiliyordu. Bu dünyada seçim sürecinde yaşanan ilklerdendi! Hani Türkler ilkleri de yapıyordu ya; dört pusuladan birisinde olumsuzluk, ötekileri normal görme örneği oldu. Başka açıdan; gerekçedeki görevililer olayı da olunca, Tüm Türkiyedeki görevlilerle özdeşleşmesi gerekmesi yetmediği gibi, önceki seçimlerin de ayni kurallarla hem de YSK denetiminde yapılmasıyla tüm seçimlerde resmen iptal olması gerekiyordu.

Bir başka nokta da şu: Muhalefet eksikliği zaman zaman sırıtıyor. Göstere göstere baskılar olurken, kelimelerden “yumuşama” beklentisi de hep beklenmektedir. Buda Erdoğanın cıbızla alınan cümlelerinden değişik itifak beklentielri veya geri adım atmaları umutları da olmuor değildir. Nitekim, direk olarak YSk buyruğuna karşın belirli çevreler YSK seçimi onaylaması beklentisi hep dilendirildi. Şimdi yeniden İstanbul seçim süreci sıçrayarak devam ederken, hep akılda olması gereken tehlike şu: normal demokratik kurallarda seçim yapılmıyor. Zaten, yeniden yapılma kararı da bunun en net koşuluduyr.

Bizim de dikat edeceğimiz olası tavırlar da vardır. Türkiyede hala CHP dahi gerek dış politika gerek se içteki “Kürtler gibi” bazı konularda hala devlet eksenli buluşma paydaşlığına sahiptir. AKP ve özellikle Erdoğan ve MHP Kıbrıs Suriye ekseninde hamle yapma eylimlerini öne çıkarmaya başladılar. BAF açıklarına gönderilen petrol ararştırma gemileri veya Suriyedeki tyelrıfat hamlesi için Ruslarla pazarlık, Öcalan mesajlı Kürtler içindeki bazı kesimleri pasifleştirme veya operasyonlarla gelecek şehitler üzerinden prim koparma esrumanları neyazık ki muhalif cepe denilen ve bazısı katılımcı, bazısı da belirli kesimlerce istenmediği için destekci kalınan yörüngesinde kırılma yaratması olasıdır. Ayni şekilde, AKP gerilemesi ve rejim değişimi ile yönetememe krizine girilmesi de iktidar bloku içi kırılmalarla Erdoğanın Türkiye itifakı adına bazı kesimnleri yanına alıp etkisizleştirip yönetimde kalma hamlelerine de tanık olacağız.

Unutmayalım: Bu seçimle Erdoğanın yükselişi gerilemeye başladı. Devlet içi çelişkiler yeniden gündemleşti. Oluşan AKP dönemli sermaye ile eski sermaye kesimi arasında da çelişkiler krizle birlikte artıyor. Egemen blok içi hegemonya kırlmasıyla krizlerle birlikte belirsizlik ama baskının daha denetimsiz kulanımı da gündemdedir. Öyle ki görevlendirilen seçim sandık görevlilerini dahi onca ayıklamaya rağmen, sırf İstanbul alınamadı diye suçlaryarak YSK mesaj vermesi, nereye dek gidilebileceği sorusunu da kuşkularla yoğunlaştırdı. Bu özellikler örneğin önceki benzer rejimlerde hepsi yaşanmadı. Gericilikle rejimi kurumsalaştırma veya gerilemede ayakta kalma adına devletin eldeki tüm olanakları kulanılır. Devlet baskı araçları, polisten ceza evine veya idolojik olarak piskolojik suçlama yoluyla korkutma enson yetmeyince de yargıyla adeta yasa masa dinlemeden hat ta uyduruk derecesini de aşan suçlama sözlerle hapisleri doldurma hukuğu da uygulanır. Sizin tersi olma adına suçlamalarınız da olur. Nitekim, Feytulaha karşı ençok mücadele veren aydınların şimdi Fetocu olmakla suçlanıp hapse girme gerçeği veya bir telefonla  telefonla terörist yaratma hukuku adeta normaleşti.

Probagandada yalan ve cihalete oynama çıkar ile korkuyla da bütünleşti. Birçok konuda oldukça yalan söylenme teknikleri normaleşti. Bunlar hepsi bir siyasi porjeydi. Adı Siyasal ılımlı islamdı. Bu artık bozuldu. Hele ABD Müslüman kardeşleri terör listesine koymak istemesi ise birçok kuşku ile geleceğin sistemsel arayışının da önemli işaretidir.

Türkiye 6  Mayısta birkaç ayda yaşayacağı gündemi birden yaşadı. YSK acayip kararıyla istanbulda seçimi tekrarlaması, Öcalanın mesajı, Kıbrıs Baf açıklarına gemilerin gönderilmesi,Denizlerin idamının yıldönümü gibi birçok konu adeta harmanlaşıp buharlaşmadan havada takılıp gökkuşağı haline geldi. Ufak bir uyarı gibi gelişme de şu: hala batı kamuoyu tüm açıklamalara rağmen HDP desteğini sorgularken, nedense Cizre, Silopi gibi yerleşimlerde belediye önünde polis kulubeleri kurulması ve emniyet yetkililerinin kanun tanımadıklarını belediye başkanlarına söylemesi gelişmesi nedense ayni Kürt antiliği şüpesi kadar batı kamuoyu gündemine düşmedi. Bu bilgi dahi bize TC muhalefet ekseninde baştan itifakcılar ve destekciler ayrımındaki önemli yumuşak kırılma tehlikesini göstermeğe devam etmektedir.

Belli ki Türkiyede hala ortak muhalefet demokratik cepe oluşamadı. Hele de dış politika veya Kürt kartı Kıbrıs Suriye cepesinden de beslenerek kulanıma açık sıcak kriz mesajları vermektedir. Bunlar, rejimin özü ile ekonomik kriz koşulların da ikincileşmesine yardımcı olmaya adaydır. Tüm bunlar, tabandaki ortaklaşan davranışın genişlemesi üzerinden ancak engelenir. Şimdiden Güneydoğuda bazı belediyelere kalyum atama haberleri de uçuşmaya da başladı.

Kısaca, enazından K. Kıbrısta öyle olmazsa olmaz denilen, paket imzalanarak para bekleme ekonomik kısırlığında teslim oldukça, oradaki gerçeklerin de burayı da vurmaması için bir engel yoktur.Yazıyı sonlandırırken, televizyondan konuşan Şirnak vekilinin sözleriyle bağlayacam: “Türkiyenin kurtulmasını ve demokratikleşmesini istersek, sadece İstanbul Ankara değil, Silopi, Şirnakta ve idilde olanları da duyarak tavır koymalıyız! Gerçekten, istanbulda yoğunlaşırken, bu sayılan yerlerden oldukça pek de iyi olmayan haberler akmaya devam ediyor.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.