Türkiye’den Belçika’ya aynada kalanlar – Özkan Yıkıcı

0
8

Farkında olmasak daa iki ülke gerçeği, direk burada da yansımaktadır. Türkiyedeki rejim değişimi ile AB Parlementer seçimleri, direk K. Kıbrısa da dalga dalga gelip vurdu. Öğretmenler sendikasının da belirtiği gibi Halasultan imgesiyle politik müdahale ekseni de direk mesajını verdi. Ayni şekilde, yapılan AB parlemento seçimleri ile K. Kıbrısın hem üye hem de muktesebat dışı ikileminin de ortak resmi gayet güzel boyandı. Önceki yazılarımda önemle vurguladığım: “Kıbrıs Cumhuriyeti kimlikcilerin nifus oranı oy kulanımla Ab parlementosunda yansırken, TC seçimelrinde de TC kökenli yurtaşlık hak sahipleri de ortaya dökülüyordu”! Garip sonuç; K. Kıbrıs kurallarıyla yurtaş sayısı oranı TC yurtaş sayılılar yaklaşık Y.25 cıvarında daha fazla oldukları ortaya çıktı. Buda, tartışılan Kıbrıs sorununun can alıcı kırılganlığındaki gerçekliğin kendisi oldu. Tabi, istenenle konuşulduğu için, bu gerçeklik hemen hemen hiç konuşulmadı. Oysa, önemli sayıdaki yasadışı insan olma ile K. Kıbrıs kuralına göre Yurtaş olan ve genel Kıbrıs Cumhuriyeti kimliklerinin karışımlı durumu, buranın nedenli defakto değişim kadar, hukuksal aşmazla oluşan K. Kıbrısın da aynası oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik veya 74 öncesi Kıbrıslı insan sayısı ile sonradan yapılıp TC kökenli insan sayısı daha öne geçmekle, üstelik, burada önemli sayıdaki kendi yasal koşullarının da öteki gerçeklikle sınıflara dek yansıması da, olayın nedenli karışık ve aşmaza sıkıştığının kanıtıdır.

AB seçimleri ve TC ayni uygulamanın yansıtığı K. Kıbrıs sosyolojik gerçeği neyazık ki bu! Böylelikle, her konuda ortak paydaş oluşmasına engeler oluştururken, sömürgesel koşulların ilhaklaşma boyutuna da politik olarak önemli mesafe kaydetmesini sağladı.Kulanılan Kıbrıs Türk toplumu gibi kavramların da artık sosyolojik nesnel bilimseliği de kalmadı. Her konuda boşuna hangi K. Kıbrıs tartışması boşuna yapılmıyor. Bunları daha ileride yazma umudundayım. Hala, Kıbrıslılık ulusal mesajlara rağmen, aslında olayın Feodal sonu ve uluslaşama dönemi olmayıp Emperyalist sömürgecilikle, bölgesel güç ilhak toplamlı yerleşmenin döneminde olduğumuz hep unutulur. Toplum veya Halk denilirken dahi ne sosyolojik nede siyasal karşılığı şimdiki koşullarda yoktur. Ama, bu varmışcasına siyaset fetişizmi yapılıyor.****

Kıbrıs son döneminde iki ülke merkezli gelişmelerin yansıyışlarını yaşadı. Brüksel AB merkezi olup Parlementer seçimle AB yelpaze durumu geçilirken; TC rejim değişimle, Kıbrısa yansıyanlar ve politik hamlelerle K. Kıbrısta koltuk sahibi değitirmeden deniz haklarında kulanım esrumanı da burayı yakmaya devam ediyor. Amacım, bu konuları işlemek değil. Sorun, TC son gelişmeleri ile Belçikadaki aB parlementer seçimlerle birlikte yapılan öteki seçimlerin sonuçlarından önemli uyarıları toparlamaktır.****

Türkiye son aylarda adı “yerel” ancak, uygulanma şekliyle devlet ile ötekilerin eşitsiz koşulalrdaki siyasal sayısal seçim dönemi olarak yaşandı. Nitekim; olmaz veya saçma nedenli tutum varsa, hepsini bir yerde yakalamak mümkün. Seçim sürecinde olanlar, eşitsizlklerle baskıların yumaklaşıp kör düyüm olması ile yoğunlaşan devlet baskısıyla oy avcılığı normal halde yaşandı. Önemli olmazlar teker teker olup, hem de yenileriyle eskileri unutulup seçim yapıldı. Başka bir olmazla da önceden yapıldığı gibi YSK kararıyla İstanbul seçimi tekrarlanıyor. Konıuyla alakalı öylesi olmazlar olur halde oldu ki artık doğru söylemenin dahi lüks olduğu veya sizin söylediğinizin tam aksini yayarak yalanın geldiği aşamayı yaşıyoruz.

Böylesi karmaşa ile rejim de kendini değiştirme hamlelerine devam ediliyor. Artık, yazılı kuralların dahi kural olmadığı hukuk devletinden geçiliyor. Dün bazılarınca demokratlaştı “KOngar hocam gibi” MHP, yeniden devletin paramiliter organı olarak sokakta. Gazetecileri dahi dövüyor, sonra da hiçbir gerekçe olmadan serbes brakılıyorlar. Oysa, kendine has şüpeyle onbinler hapiste yargılanmadan bekliyor! Tabi  her olayda da kamusal kaynakların nasıl vakıf veya tarikatlara ikram edildiği haberleri de etrafta dolaşmaya devam ediyor. Kaybedilen AKP belediyelerindeki yağma ve kaynak aktarım miktarları dudak uçurtuyor. Bunlar normal halde yapılırken, belediyelerin de iflası ortada.

Tüm bu rejim değişimle, yalanın da nedenli “kutsal” olduğu da yeniden yaşatıldı. Enson, İstanbul adaylarından Binalinin pişkin şekildeki itirafı çok olgu uyartıcı! Bile bile ve hem de kitleleri kandırma adına “oyları çaldılar” söylendiğini kabul ediverdi. Öyle ki bunu sıkılmadan “bile bile” söylediğini de konuştu. Bu itiraf dahi var olan taşları fazla oynatmadı.Zaten, odenli yanlışlar yapılıp, rejim kendini yapılandırıp, yalanlar uçuştu ki bu koşullar doğal hale geldi. Brakın yalanı, söylemediğniz sözü söyledi diye probagandası yapılıp, karşılık da buluyor.Böylesi koşulalrla Türkiye Gezi direnişinin Yıldönümünü ve 23 Haziranda İstanbul genel belediye başkanlık seçimini bekliyor. İstanbul bekleyip “haramilerin saltanatının yıkılması” türküsünü okuyor.Tabi, ayni devlet, YSK yapısı ve eşitsiz koşullarla yapılan seçimin daha şimdiden yeniden devlete karşı yargının gücüne rağmen sandıkların oy sayımının gerçekliğine varan boyutlarla oylarla yeni başkan seçimine yöneldi. Atı alıp üsgüdarı geçenler veya yalanı çıkar adına ahaliyi kandırarak sayısal gerçeği iptal etmenin rüzgarlarında İstanbul ısınarak yolunu bulmaya çalışıyor.

Bu  rüzgarlar K. Kıbrısa vuruyor. Hükümet bozmalar, bakanların keleleri alınması gayet münasip şekilde orda burada veya Halasultan alanında verilip uygulanıyor.*****

Gelelim Belçikaya: Brüksel birçok uluslar arası örgütün merkezidir. Natodan AB yapılarına varan örgütlerin merkezidir. Çoğu toplantılar da burada yapılıyor. Napolyon dönemindeki savaşlar sonrası tanpon bölge oluşumla yaratılan Belçika, şimdi önemli merkezlerden biri haline geldi. Hafta sonu bu ülkede birçok seçim yapıldı. AB genel sistemsel seçimler kadar, parlementer ve belediye seçimleri de birlikte yapıldı. Belçika da tıpkı AB gibi ayni mesajları çaktı. Bir farkla, Sosyalist sol işçi partisi de oylarını artırdı.Merkez partiler oy kaybederken, Yeşiler, kimine göre “aşırı sağ” daha net konuşanlar ise “faşizme evrilen partiler” de oylarını artırdı. Merkez partiler ise dünyadaki genel duruşu gösterdi. Oy kaybetmeğe devam….

Hemen ekleyelim:Belçika salt uluslar arası örgüt merkezli ülke halinde olmakla önemli derecede olsa da fedral yapısıyla da devletsel yönetim şekliyle de günceliğini hep korudu. Nitekim, bu federal devlet ve Brükselin birçok olayın ve örgütün merkezi olmasına rağmen, son seçimler tehlikeli sinyaler verdi. Örnek; Flaman bölgesinde faşist eylimli parti oldukça güçlendi. Buna benzer mesajlar Brüksel cepesinde de oldu. Valon bölgesinde ise sol ve özellikle Yeşiller ile Sosyalist işçi partisi oy kazandı. Sosyaldemokratlar Sosyalist parti adıyla katılan yapı epey geriledi. Ayni şekilde Hristiyan parti de uğradı.

Belçikanın bu taplosu hep kuşkulu sorguları yeniden canlandırdı: Belçika dağılıyor mu? Bu durum, faşist partilerin ve özellikle Flaman federal yapsındaki yükselişi işaret etmektedir. Bu önemli bir nokta. Fakat, başka gerçekliği Doğan Özgüden gibi Türkiyeli olup Belçikada yaşayan gazeteciler yazdı: Sosyalist Sosyaldemokrat parti adaylarından Türkler de vardı. Ancak, Belçikanın son dönem tartışması seçime dek yansıdı. Belçikada yoğun Türkiye kökenli nifus vardır. Brüksel kentinde bunu kolayca hisedersiniz. Bu insanların önemli kısmı ikili konumda. Türkiye bağlantılı dinsel ve gerici idolojik duruş ile Belçikada Sosyaldemokrat olup oy hesaplı paradoksal sorunlar yaratılamaktadır. Camiler, tarikatlar veya Tesetür veya kurban kesme tekniklerinde Belçikada kabulendirme esrumanı olarak kulanılmaktadır. Bundandır ki Sosyalist partide hep tartışmalar oluyor. AKP savunucusu ve gerici talepler, sırf TC kökenli oy hesabıyla göz yumulmaktadır. Bununla da Belçikada oluşan sosyal parçalanma ile oy hesabı,bölgesel ırkçılığın da yükselmesine su taşımaktadır.

Kısaca; Belçika kapitalist yapıda önemli gelişmiş ülkedir. Yaşanan Kapitalist kriz, birçok yetkinin uluslar arası veya yerel yönetimlere geçmesiyle, artan göçmen sorunu ile oy hesaplarının yapılma ikilemlerinin toplamında, yukardaki Belçika seçim sonuçlarını yeşerti. Birçok Kapitalist ülkede olduğu gibi; temel eksene konulup merkezi parti denilen yapılarla yönetmek, oldukça güçleşiyor. Bu Eğer Belçikaya dek yansıdıysa, varın gerisini siz düşünün. Şimdi, Kriz ve yönetememe ile birlikte, gericiliğe taviz, gelen göçmenler boyuytunda oluşan başka ülke bağlarının etkinleşmesinin ulaşımı ile Belçikada hem ırkçılığı güçlendirdi, hem de sosyaldemokrat partiler de tavizler verip gericilikleri dahi insan hak deyip savununca da çözülme sürecine takıldılar.

Dünyada teknolojik gelişme ile ekolojik durum çelişkisi ise sosyaldemokrat kaçışın da yoğunlaştığı anda Yeşiler partileri de oy kazandılar. Zaten, son AB seçimlerinde, özellikle sisteme muhalif olup konuya doğa ve ekolojik yönle bakıp örgütlenen Yeşiler partileri oy kazandılar. Bunlar sadece belirli ülkelerle sınırlı. Solun gereken yanıtı vermemesi ve derinleşen doğa çelişkileri Yeşileri muhalif çizgide Belçikada da güçlendirdi. Aslında, Belçika, gelişmiş ve muhalefet ekseninde savrulan kitlelerin arayışlarıyla bezenen bir sandıksal sonuçlar taplo dersi yazdırtı.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.