Yanlışlarla başlarsak – Özkan Yıkıcı

0
9

Çarşanba sabahı, konu seçme konusunda baş döndürücü derecesinde karışıklık yaşıyordum. Türkiyedeki CHP saldırı süresi, Sirilankadaki gelişmeler, Ukraynadaki başkanlık seçimi, Sudandaki son durum gibi birçok ülkesel sorunun uluslar arası boyutlarıyla kafamda dolaşıyordu. Ayrıca, ekonomik krizdeki aşmazla, TC döviz dalgalanma elyordamlı durumalr da aklımdan geçiyordu. Sonunda bu konulardan  ikisini seçme seçkisi kafamda netleşiyordu. Fakat, gün içinde, bazı anlamsal konumlar la birçok olayın ortak paydaşlık sorumlulukları giderek öne çıkmaya başladı. Özellikle, yanlışlarla oluşan ve farkında olunup yalanın kabulenme gerçeği ile nasıl bir aldatmaca sonuçlarına gelinme rotası kafamda tetiklendi. Yukardaki konulardaki çoğunluk ile geneldeki yaklaşım yanlışlıklarla konuları algılama sonuçları bana hem güne yönelik hem de biriken yanlışlarla nasıl bir siyasal sonuca elinmenin yazısına yönlenmemi de gerçekleştirdi.****

Bazen bile bile kabulenip, konular hakındaki bazı gerçekleri yok sayarak; bazen, bilmeden bize algılatılan yanlışları veya net olarak yalanları farkında olmadan doğru kabulenmeler de olurken; Bazen de çıkar veya korkuyla yanlışları alıp doğruların önüne koyarak, tam aksi kuram yerleştirerek resmi siyaset ve gidrek kültürleşme oluşturma süreçlerini hep yaşadık. Özellikle, yaşarken ki yaşadıklarımız ile bile bile bazı can alıcı gerçekleri bilerek yok sayma yönetemi resmi idolojikleşme nedeniyle iyice etkin olunmaktadır. Çoğumuz, birçok olayı direk yaşadık. Fakat, zamanında ya korkarak veya bile bile yanlış olmasına rağmen de kabulendik. Sonra, akan süreçte de sanki gerçekler yokmuşcasına, bu yanlışlarla doğru diye de kültürleştirdik. Politik gerçek ve geleceğin de silahı olarak da kulanıma soktuk. Bu gibi birçok neyazık ki yaşadıklarımız la yaşanmış gösterdiğimiz paradokslu birçok örnekle hem günümüz hem de yakın tarihimiz doludur. Daha vahimi, bunlar bizim tarihimiz veya güncel siyasetimizin de yaşatılma şekli haline bilimselik adına konuldu. Buna dayanarak ve yeniden yüzleştirme umuduyla iki konuyu bu makaleme gelişleme bölümü olarak seçtim.*******

Çarşanba günü tarihsel anlam olarak önemlidir. 24 Nisan 2004 yılı Annan planı referandum günü olarak anımsatılan dönemdir. Bundan 15 yıl önce yaşanan süreçtir. Fakat, daha yaşanırkenki konulan algı gidrek önemli eksikliklerle günümüze dek taşındı. Halbuki, yaşadığımız ve sırf çıkar veya resmi idolojik bakımından sakıncalı görülen önemli yaşanmışlıklar, nedense hep ötelendi. Tüm olgularıyla değil de işimize gelen veya ezberletilip siyasi kültürleştirilen “Rumlar hayır ve biz evet dedikle” konuyu sıkıştırdık. Böylelikle hem “haklı” hem de “onlar istemiyorla” kendimizi de aklamış olduk. Oysa, dönemsel olarak konunun bu denli basit olmadığı net oluyordu. Çıkarsamalarla kimlerin kazanırken sadece “evet” demekle kimlerin nereye geldiği de 15 yıl sonrada tekrardan kanıtlanmaktadır.

  1. Kıbrıs siyasi kesimi ilgili ezberle kendini tatmin edip hem de ikinci ganimet paylaşım dönemiyle de rantlara dalarak aslında “barış” amacıyla da nedenli alakalı olduğu turunsolunu yansıtıyordu. Konu basit gibiydi: Annan planı oluştu, içerik falan bir yana, oynanan oyunlar hiç bilinmeden ve bile bile bir tarafa evet, öteki tarafa hayır oybnatan kurallarla bezenen bu yolda, pratikte kazananlar da net haldeydi. Hernekadar Kıbrıs Türk kesimi denilip probaganda algısı ile ikinci ganimet kapmacası oynanırken, gerçekler başka yönleri işaret ediyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi oluyordu. Türkiyenin AB yolu açılıyordu. Kuzey Kıbrıs ise bazı ayarlar ve ikinci Ganimet kapuşaricikle yerinde yeniden üretiliyordu! Sadece, bitmez ve gitmez denilen Denktaş, birden inanılmaz şekilde bitiriliyordu! Bu taplo ise bize hala K. Kıbrıs ile Türkiyede konuşturulan sonuçların değil, gerçeklerin başka işaretler verdiğinin de kanıtları oldu.

Başka bir açıdan konuya yaklaşınca da direk yaşanmışlıkların nasıl konuşturulmadığı veya zaman içinde unuturulduğunu da yaşadık. Örneğin, Annan planının üçüncü versyonunda daha yakınlaşma olmuşken, Denktaş direnci dışında kabule yakınken, Denktaş dıştalanırken, nedense Beşinci Annan planı versyonu masaya konuldu sorgusu yapılmadı. Tam aksi, Beşinci versyonla Rumların hayıra doğru kaydığı da görülmekteydi. Yine de Beşinci Versyon için Hristofiyasın Mehmedaliye görüşme teklifi de ret edildi. Belliydi ki Beşinci versyon Denktaş götürülürken, masada Mehmedaliye sunundurtuluyordu. Oysa,ayni planlı Denktaş sürseydi, CTP ve BDH çıkışının da ne olacağı belliydi.

Yine de Akel yönetim kurulu plana evet demeği düşündü. Güvenlik Konseyinden uygulanacağına dayir güvence istedi. Ozamanın Apdulah Gülü Moskovaya gidip buna veto veya hayır demesini, ABD için de temasları oldu. Nitekim, Gül K. Kıbrıstaki temaslarında da bunları söyledi. Rumlarda hayır çıkacağı güvencesini alarak Kuzeyde eveti desteklediğini referandum öncesi önemli kesim biliyordu. Böylelikle güvence alamayan Akel partisi hayıra kaydı. Bu önemli süreç bilinmesine karşın nedense hiç nedensel katgı olarak söyletilmek istenmiyor. Yine, Dörtlü toplantı yapıldığı, çok suçlanan papadobulosun dahi CTP ve DP yetkililerine “referandumu biraz uzatıp Rumları ikna etmek için” rum liderlerinin zaman istediği, CTP yetkililerinin ret etiği de ortaya çıktı. Üstelik, unuturulan önemli açıklamalar da oldu! CTP temsilcisi Kalyoncu böylesi bir toplantı olmadığını, güneydeki telefon numarasını dahi bilmediğini söylerken; Serdar Denktaşın konuyu itiraf edip böylesi toplantı yaşandığını söylemesi ile bu defa Kalyoncu “Yalanı* partiyi kurtarmak için söylediği” tarihi açıklama da yapıldı.

Anımsanacağı gibi de Annan planı öyle evet hayırla sınrlanacak derecede basit sıçrama değildi. Birielri kaybederken, birielri de fırsatı kulanıp kazandı. Sadece, Kıbrıs sorunu yeni bir sıçramayla AB denetimli, Türkiyenin önü açılan ve Denktaşın bitmez denilen döneminin çok kolay kapanmasıyla geçen süreç oldu.

Oysa, bu süreç hep “evet, hayır” ile basit olay ve bizim barışçıl Rumların karşıt olma eksenine sığdırtılıp moral derecemizle resmi idolojik teslimiyetine konuldu. Tekrar edecem: Denktaş olsaydı ve üçüncüden beşinci Versyona geçişi o  yapsaydı CTP ile o  zamanın BDH epey kükreyeceklerdi. Tıpkı şimdilerde Eroğlunun imzladığı ile Akıncının çok daha geriden sunduğu öneriler gibi! Ama, 15 Yılında Annan planı için konuşanlar sanki Rumların hayır demesi için yapılanlar olmamış gibi, beşinci versyon gerçeği ve yapılan gizli toplantı olguları yokmuşcasına hep gaz atışlarla “Biz evet diyerek barış istedikle” avunmaya devam ediliyor. Ama, Annan planı sonrası ikinci ganimet dönem ile dinsel gericileşme dönüşmelere de tıs demeden bu gazla konuşmaya devam ediliyor. Acı olan; ozamanlar Akelin güvence istemesini ve verilmemesini de söyleyen “KUtlay Erk” gibiler, şimdilerde lugatlarından bunu da çıkararak partielrini getirdikleri Türkiyeleşme içsel yüzüne uyumun da kanıtı haline geldi….

Kıbrısta böylesi tarihi ve güncel olay oldukça doludur. Hep, yaşananlar ayıklanarak sisteme uyanlarla yaşanmışlık yazılmaktadır. Bunun Annan planı dönemi de bunlardan birisiydi. Zamanında birçok konuyu yazarken, Beşinci versyonla başlayan ve Güvence verilmeme boyutuyla dalnanan  dönemde tam yerinde ve zamanında gerekeni yazanlardan birisiydim. Sonuçta Annan planı ile K. Kıbrısta Denktaş dönemi kapanırken, yterine CTP ve şimdi de Akıncı konularak doldurtulma süreci de ayni başarıyı göstermedi. Tek noktada başarılı olundu: Denktaş ve UBP eksenine duyulacak tepkileri, CTP ve Akıncı kesimiyle yaptırtıp tepkisizcesine geçiştirildi. Annan planı sadece değildir; paketler ve İTM  yasaları da ayni kurallarla oluşturuldu.****

Öteki olay ise Türkiyede CHP başkanına yapılan saldırıda yaşanıyor. Bir hafta önceki Perşenbe prokramında ben genel şu uyarıyı yaptıydım: “Diyarbakırda, Polis başta iki kadın vekile bibergazı sıkıp resmen dar yaptı. Burada Vekiler de dövüldü. Birinin birkaç kemiği kırıldı… Bu olay Türkiyenin batısındaki muhalif basında yer bulmadı. Sadece Cumhuriyet gazetesi yazdı! Oysa, bu olay yarın batıda da olacak. Hep geç kalınır. Türkiye hala batı yakası, kendine olaylar dokunmadıkça ses vermiyor” dedim. Nitekim, birkaçgün sonra sanki şeytanlar dürtmüş gibi Pazar günü hem de şehit cenazesinde CHP başkanına linç saldırısı yapıldı. Tehlikeli olan önemli boyutu şu: ayni anda istanbulda Ekremi dinlemek için de milyonlar meydanlarda toplandı. Eğer olay anında yansısa ve yapılan saldırıda Kılıçtaroğlu önemli tehlikeden yaralansa, ordaki milyonların hareketlenmesiyle nelerin olacağını düşünsek dahi ürperten tehlikedir.

İşin devamında da Savunma bakanının “Gereken mesajın alındığı arkadaş uyarısıyla” da siyasal ayrışmanın nerelere dek gelindiğinin öteki yüzü oluyordu. Burada bizim parti yetkilileri ile koltukcular kınama mesajı yayınladılar. Burada da paradoksal ironik güldürü var! Ayni kesimler 22 Ocak Afrika linç hareketinden meclise  aşiret bayrağı çeken kesime ayni tepkiyi vermemeleri biryana, kınama dahi yapanların dili birbaşkaydı! Üstelik, tesadüfmü bilmem iki tarafta da linç yapanlara karşı hukuk, oldukça cömret davranıyor. Serbest brakma konusunda gayet münasipleşildi. Oysa ufak bir eleştiriden dahi kimilerin nasıl senelerdir hapishanede olduğu Türkiye gerçeği hala normal şekilde adaletin kılıcı olarak işliyor.

Bir gariplik daha: Cenaze resmen Cumartesi yapılacaktı! Pazara alındı. Hem de tam da istanbuldaki buluşmanın çakışma zmamanına dek getirildi. Girişteki kuşkuyu tekrar okursanız, aklınıza nelerin geleceği size kaldı. Ama, başta içişleri bakanının her dediğinin, ardından yanlış çıkması, önceleri yayınladığı “CHP yetkililerini şehitlik cenazelerine almayın” bildirgesi veya Bahçelinin “Oyun az olduğu yerde senin işin ne” sorgusu da ilginç gelmiyormu*

Son bir Not: başta sevgili hocam Emre Kongara yöneltmek istediğim soru şu: Bizi okuturken dahi ders tekniklerine ve araştırma yönlendirmelerine gayet başarıyla öğrenirken, nedense siyasal öngörülerde hep tartışırdık. Doksanlar sonunda hocam, MHP için “demokratikleşti” ifadesiyle önemli siyasal tesbit yaptı. Bunun yanlış olduğunu ve aslında MHP devlet partisi ile paramiliter niteliğinin her zaman yaşanacak gerçek olduğunu söyleyenlerden birisiyim. Şimdi, Bahçelinin nasıl AKP itifaklı son Türkiye şekilenmesindeki gerçekler ortadayken, tıpkı bir zamanlar 24 Ocak kararlarıyla darbenin geleceğini söylediğimizde karşı çıkıp, gerçekleşince yanıldığını itiraf etiği gibi! Şimdi de MHP konusunda nasıl yanıldığını da açıklayacak mı?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.