Akdeniz’in iki karşıt kıyıdaşı, Türkiye ve Libya’da gelişenler – Özkan Yıkıcı

0
13

Haftanın ilk günü, Nisanın ikinci hafta başına da geldik. Mart ayını terk ederken, Nisanın ilk haftasına el salarken, hala meşur İstanbul seçim sayımları sonlanmıyor! Öylesine gerekçelerle işler karıştırılıyor ve insanlar da algılayıp konuşuyor ki “tabiî ki K. Kıbrıs hariç” nasıl kandırılma basitlik oyununu da kolayca yutuyor. Örnek mi: Bir kimse İstanbul için hem ilçe hem de il için oy kulandı. Ayni kişinin il oyu için itiraz edilirken, ilçe başkan oyu da itirazsız kalınıp, saydırtılmıyor*  Bu basit çelişki dahai pek yakalanmıyor. Çünkü işin özü kulanılan oyun konumu veya sandık sonucu değil de kimin kazanması gerektiği öncelikle devlet baskılanmasının kurumsal yetki gerçekliği olmaktadır. İşte, tam da böyle düşünürken, 1978 Sonbaharında, Eylül baharında, bir odada TIP fakültesinde okuyan Semihin verdiği “Marksis yöntem” semineri aklıma geliverdi. Semih, verdiği seminerin bir yerinde şu cümleleri kulanıyordu: “Sömürge tipi faşizim denilirken, çoğu anlamıyor. Hukuk kelimesi ve yasa lafıyla konuyu küçümsüyorlar. Oysa, bilmiyorlarki, Sömürge tipi faşizimde Hukuk yasa ile yetkinin denlgeli olmadığı ilkesine bağlıdır. Yasal varlık ve yasaların olmasına karşın, mutlak olan yetkidir. Yasayı yetki kulanıcısı isterse uygular. Sömürge tipi faşizmin hukuki boyutu da böyle işlemektedir” diye özetlenebilecek bir anlatı akışkanlığında söylendi.****

Biliyorum ki dünya özde Türkiyedeki yerel seçimleri ve özde istanbuldaki tekrar tekrar yapılan sayımlarla, son Erdoğanın savurduğu sözleri yorumlarken, elbet tam tersi K. Kıbrısta başka Türkiye havaları çalmaktadır. TC kanaları hala İstanbul üzerindeki sıkışmayı siyasal olgularla yorumlarken, K. Kıbrıs meclisinde partielrimiz içeriğini konuşmadan, imzalanacak veya imzalanıp Erdoğanı uygulamak için bekletilen paketi tartışıyorlardı! Öyle tartışıyorlardı ki keskin laflara veya suçlamalarla karşılık vermelere karşın, içeriği hiç yorumlanmıyor. Sanki dünya Kapitalizmine dahi ilaç olma yerine komaya sokan kuralalr,K. Kıbrısa güller yeşertecek kurtarıcı olarak anlaşılmaktadır!Dahası, sanki Kıbrıs için önemli açılımların olduğu koşullar zenginleşmiş gibi de bunları takozlama adına durmadan ruma veriştirme yarışı da birodenli ironik olarak konuşulmaktadır. Hele de panayır haftasonu günleri de başlamış ve yoğunlaşmışken….

Gerçekten, başka ülkede yaşansa buna demokrasinin desi dahi denilmez denecek Türkiye seçim sürecini yaşadık. Devletin aygıtlarıyla ve kulanılan baskı ile idolojik esirleştirme kurallarını işletiği dönemi göstere göstere yaşadık. Anormal oluşu ve krizlere yönelik gerçekliği sonunda, dünyada da konu oldu. Herkesim kendine göre yorumladı. Derken, seçim sonlandı. Yine basit gerçek kaçırılarak beklenti oluştu! Oysa, daha seçim başlamadan bizat Erdoğan “Görevden alacağını, görev vermeyeceğini” ilan etmekten çekinmedi. Nitekim, seçim sonrası ilk hamleler de istanbulda ters dönerken, çifte sdandartlar uçuşmaya başladı. İtirazın yasalığı veya uygunluğu değil de yapana göre tavır konulan yetki kulanımı YSK tarafından uygulandı. Elbet, istanbulun kendine has özelikleri nedeniyle yoğunlaşma oldu. Kaybeden AKP de olurken, bu kağos ile bedel ödeme rant korkusu konuyu olmayacak noktalara çekti. Yukardaki basit örnek sıkılmadan gerçekleştirildi. İnsanlar hem belediye genel il başkanı ile ilçe başkanı birliktelik seçimi oyu kulanırken, sayımda dahi yapılan itirazda sadece kaybedilen il belediye başkan oyu saydırtıldı. İlçe başkanlık oyu saydırtılmadı. Bu dahi önemli bir fiyasgodur.

Ben yazıyı Pazartesi akşamı yazarken, hala İstanbul genel belediye başkanı neticesi açıklanmadı. Tekrardan defalarca sayılan oyların bir defa daha sayılması itirazı vardı. “Hisetme” duygusu veya “gariplik hissi” gibi nedenlerle tekrardan sayılma isteniyor. Tabi, Erdoğan Rusyaya uçarken yaptığı resmen müdahale ile YSK yapısını seçimi tekrarlatma kararına baskıyla yöneltiyordu. Çok az oya karşın kazanılırken, kendinin kaybetmesine itiraz ediyordu. Aslında konuyu uzatmaya hiç gerek yok; Türkiye 94 yılındaki Yerel seçimlerdeki oyların çöp bidonlarında bulunmasıyla hep şayibelerle dolu dolu yaşandı. Bir “7 Haziran” veya enson 24 Haziran seçimelri yaşandı. Mühürsüz milyonluk oyun kabuluyla seçim değiştirilen yetki kulanımları da gerçekleşti. Ama, seçim süresindeki baskılarla sonrası olanlar değişik sonuçlarla yaşanırken, hala bu seçime demokratik demenin de travması neyazık yaşandı. Üstelik Tek adamlı başkanlık seçimiyle sonucun daha iyi olacağı imajı da faşizimle resmen altüst oldu. Neyazık; ülkemizde de bu tip başkanlık gündeme getirilmeğe çalışılınıyor!

Bir genel anımsatma bazı aydınalrca hatırlandı: “Faşizim, sandığı kulanarak iktidara gelir* Fakat, sandıkla gitmesi pek de mümkün olmuyor”. Sonuç neolur Bilinmez! YSK başkanı başta olmak üzere bir yıl dahi geçmeğen zaman öncesi görevlerinin uzatılması veya başkanı için Fetocu kılıcın başında salandığı görüşlerin zaman zaman tekrarlanması da düşünülünce, şimdiden yapılan seçimin daha başlarkenki gerçeği, sonuç ile de fırsat oranında değiştirilmesi uğraşılmaktadır. Birçok saçmalık denecek olayın ve olmazın olurcasına tekrarlanmasındaki gerçeklik de burada yatmaktadır.***

Akdeniz kuzey doğusundaki Türkiye kendi rejiminin özüne dayalı Yerel seçimler sonuçlarıyla çalkalanıp tek yapılanışın demokrasi olmayacak gerçeğini yeniden üretirken, Akdenizin Güneyindeki unuturulan Lipyada da yeni askeri hamlelerle, denklemler tekrardan değişmeye başladı. Salt Lipya içi değil, Fransa italyadan, Türkiye Mısıra varan tarafların tekrardan masadaki kartları askeri hareketlerle oynamaya başladı. Kadafi katliyle noktalanmış görülen Batı Emperyalizmin Lipya müdahalesi ülkede Kağos yarattıydı! Ülke yaklaşık 5  önemli yapıya ayrıldı. Batılı Emperyalistler petrol pastasını yutarken, doğu cepesi ve özellikle İslam ülkeleri de nifus alanı mücadelesine girişiyordu.IŞİD veya bazı aşiretler de boşlukları doldurup kendilerine alan açtılar. 7  Yıl bu yapı böylesi parçalanmalar ve iç savaşlarla adeta kuşatılmış insan utançlarıyla yaşamaya koyuldu.

İmajlı bazı seçim yapmalar veya hükümet kurmalar ise pek de ülkenin felaketini gizleyemediler. Traplusgart bölgesindeki Müslüman Kardeşler ağırlıklı yapıyı Türkiye ve Katar gibi ülkeler desteklerken, seçimi kazanır gibi olup kendielrine başkente gelme şansı verilmeyen eski generalin yapısını da Mısır ve Sudiler başta olmak üzere birkaç başka devletler de destekliyordu. Arada kalan IŞİD veya bazı arap veya bedevi kabile kesimelri de kendi yapılarıyla merkezli görünümde oluyorlardı. Bu denkleme Fransa İtalya ve Rusya da direk katılınca işler karıştı. Birçok TC gemisi Müslüman kardeşlere silah taşırken denizde yolları kesildi. Ayrıca, Sudan üzerinden yine Müslüman Karşeeşlere silah geçirildiği de savunuldu. Öteyandan, General Harftana da Mısır, Sudielr ve Birleşik Arap emirliği destek veriyordu. Sonradan Fransa da katıldı. Rusyanın da buna son dönemde destek verdiği söyleniyor. İtalya ise Fransaya ters düşüp öteki guruplara destek verdiği de biliniyordu.

Lipya, böylesi bir dış güç yüküyle ayni koşullarda yaşayamıyordu. General Haftan harekete geçip hele de petrol zengini bazı bölgeleri ele geçirince, işler karıştı. Bingaziyi ele geçirmesi ve enson Traplusa yönelmesi ile Lipyada iç savaş artı. Petrol pastası ile ülkede güçlü olma ikilemi askeri hareket ile petrol dolarlarının saydamlaşmasını da oluşturdu. Son günlerde, Lipyada kızışan savaşla Müslüman kardeşlerin elinde olan başkent Traplusun ele geçirilip geçirilmeme noktasına dek gelmesi sonucu, ülke yeniden başka sorunlara da gebe kalacaktır. Askeri bir general olup zamanında Lipya başkanı Kadafiyi terk ederek CİA kontrolunda Lipya komplolarına giren Haftanın, ülkedeki yeni rolunun nereye kadar gideceği kuşkularla doludur. Hele de dış güçlerin şimdilik hesaplarına karşılık verme koşulunun da devamı kuşkularla örülüdür.

Kadafiye ihanet etmesi, askeri kökenli oluşu Lipya aşiretleri içindeki kabulunun nereye kadar olma sınırını zorlaması da olası. Belli olan: Müslüman kardeşler veya Türkiyeleşen şekliyle siyasal islamın bir kanadı daha darbe alıyor. Türkiye ve Katarın lipyada da kaybedip Mısır Sudi ekseninin kazanması, İslam dünyasındaki selefiliğin tırmanmasına da gösterge olacaktır.

Bu arada; Müslüman kardeşlerin Sudan cepesi de sancıalrda! Elbeşire karşı isyan büyüyor. Olağanüstü ilana rağmen ayaklanma durmuyor. Ordunun bazı kesimleri halka ateş açmamaya başladı. Bu şunun işareti: Erdoğanın dostlarından ve dünyanın yasaklı lideri Elbeşir için de gelecek, pek de aydınlık görülmüyor!

Kısaca; Akdenizin kıyıları iyice ısınıyor. Çöllerden başlayan fırtına, Kuzey Akdeniz sahilerine yeni bir çalkantıyla tamamlanıyor. Demokrasi ve aydınlık şimdilik ufukta pek görülmüyor. Görülen, siyasal islamın, Ortadoğunun temel siyasal projelerinden birisi gidrek çöküyor. Çöküyor veya gerilerken, yerine neyin geleceği soruları da başladı. Bakalım, Akdeniz adası olup tam tersine siyasal islamla yakınlaşıp çözüm bekleyen Kıbrısı neler beklemektedir?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.