Gündemleşmiş şekliyle “Kırım, seçmenler ve Mozart”! – Özkan Yıkıcı

0
18

Önce haberi Rumculuk nefretiyle Ukraynadaki Tıp öğrenci haberi uçuştu. Hemen hazıroldaki makamcılarımız da kesip biçme nefretli karşıta veriştirmeğe başladı. Anasının gücü, kayınpederinin etkisi ile ülke yandaş fırsatlı müsteşar sahneye çıktı! Araştırmadan bunu kapacak medya ile kulanacak ahali de olunca, suçlun da hemen bulundu! “Demek ki rumla asla yaşanmazmış”… Böylesi kaç kandırmaca olduğunu artık saymak dahi mümkün değildir. Hat ta, bunalrla yakın tarih ile güncel politika resmi eksen dahi yazıldı. Şimdi de iş Ukraynadaki diploma sorunundaki Rum müdahalesi eklendi. Zaten, cahilimize veya yandaşımıza öylesine kolay aşı yapılan politğik olgu haline geldi ki: Rumlar tüm dünyayı kandırdıkları algısı çoktan tabusal inanç haline geldi…

Aslında ben bazı tahminleri hemen kafamda oluşturdum. İstedim ki kimi çevrelerden bana güvenerek konuyu araştırmamı da istemelerini bekledim. Doğrusu, beni pek okumayan,ama görüşlerime sıkışınca önem veren birkaç kişi, bu olayın nedenini sormaya başladılar. Çünkü,, yandaşlı alıcı veya cihalet bilgici değildiler! Üstelik, az bilgileri ile Ukraynanın da Türkiye ile olan ilişkilerini de tahmin edecek kadar somut gerçeklere de inanıyorlardı…Ben de bu talep gelince, şöylesine araştırıp olayın özüne ulaştım. Ama, yine de biraz bekleyerek yandaşlı hamaset dışında birilerinin de konuyu deşmesini de isteyerek zamanı akıtım…

Derken, Sami Özuslu konuyla ilgili uğraş verdi. Uğraş verirken de konunun özüne ulaştı. Hat ta, gazetesinde de konuyu işledi. Sadece bir noktayı eksik braktı: oda sonuç: Bizim bu coğrafya böylesi anormal koşullarda yaşadıkça, en yakın dost bilinen ülkeler dahi kendi çıkarları nedeniyle dokundurucu tavra girmeleri kaçınılmazdır. Tıpkı “Azerbeycanın Karabağ gerçeği gibi”… Aynen, Ukrayna da bu konuda öylesi bir sonuca geldi…

Tam da bu durumda, bir yakın dostum bana yine öğrencilerle alakalı gelişmeleri sordu. Çünkü, kendine şimdikçi koltukculara muhalefet edip kendileri koltuğa oturmak isteyenler, resmi alanda değil de lakırtılarla bu eleştirileri yapmaya çalışıyorlar. Ben de ona açıklayacağımı söyledim. İlk başlangıcı yaparken de “Kırım” adını kulanınca, hemen klasik Kınrıslı duruşuna tanık oldum: “Kırımdan bize ne”! Akılı veya konunun derinliğine inmede Kıbrıslılar hep “bize ne, çıkarına bak” savunma refleksleri önemlidir! Ben ona “dinle de sonra eleştir” dedim… Ardından öyle kendimizi normal bilip aldatmanın Kırım eksenli gerçeğine dek taşıdım…

Aslında, Ukrayna, hem de tam da Türkiyeye ençok ihdiyaç duyduğu, Kırım konusunda Tatarları kulanıp Rusyaya karşı yanına direk almak isterken, böylesi sorunun çıkmasını elbet istemiyordu. Hele de bizim çok işbirlikci yalakaların dediği gibi Kıbrıs Cumhuriyetinin etkisiyle böyle tutum hiç takınmazdı. Fakat, kendi Kırım konusuna tavır koymak için aldığı karar, sonuçta bazı ünüversitelerin aynen uymak istemeleriyle “KKTC” gerçeğine dek gelindi. Neydi Ukraynanın aldığı ve sonuçta bizim öğrencilere dokunan gerçek?

Ukraynada Faşistler batının desteği ile Rus yanlısı yönetimi darbeyle devrdiler. Buna karşın özerk olan Kırımlılar da referandumla Ukraynadan ayrılıp Rusyaya bağlandılar. İktidarda Faşist olunca da işe artık normal düşünme de kalkıyor elbet. Aldıkları kararla ve ekledikleri kural la B.M. tarafından tanınmayan veya işkal edilen yerlerin diplomaları dahi tanınmaması kararı yasalaştırıldı. Amaç, Kırımlı gençleri cezalandırıp kendilerince intikam almak hedefleniyordu. Fakat, konu madem tanınmayan veya işkal edilen yerler olunca da sadece Kırım değildi. Üstelik, Kırım ahalisi taelei de vardı! Bunu inceleyen Ukraynalı bir ünüversite de ayni kurala uyan Kuzey Kıbrıs diplomlarına da uygulama yapıp, bizim öğrencilerin eğitimini kabulenmedi. Aslında, konu genişti! Hukuku yine kendilerince kulanıp, yasa öncesi öğrenim görenleri kapzatmayarak, bazılarına daa dokunmadılar.

Olay bundan ibaretdir. Bazı temaslar ise karşılık bulmadı. Zaten, konu yasalaştırıldı. Gerçi, Ukrayna okadar yasa dışılık yaptı ki hukuk nerede diyenler Olacak! Ama, şu Kırım nefreti ve Rus karşıtlığı ile batı işbirlikci faşist olma döngüsü, böylesi sonuçlar da doğurmaktadır.

Sami Özuslu da konuyu yazdı. Bazı gazeteciler de soruyla zorlama yaptı. Fakat, konuyu bilip de yine koltuk aşkıyla şerbet içip, gerekeni yapıp Rumlarla saldırganlaşanlar, nedense kendi yanlışlarını dahi düzeltmediler. Sonrası mı: Rumlara veriştirme ile dünyayı daraltıp bu ayrıcalıkla siyasi pastadan yemeye devam…..****

Türkiyeleşme gerçeğimiz veya Türkiyenin içeleşme siyasal sonuçları görmesek de yine Türkiyedeki olayları izleyerek öğrenmek gerktiğini de silme eklentisi de artık unutuldu. Türkiye yerel seçim sürecine çok çalkantılı şeklinde girdi. Burada bunları yazacak değilim. Ancak, bir haber okudum! Adalardaki seçmen sayısına hayali seçmenler de eklendi. İstanbulun Adalar bölgesinde yaşamayan ve sayısal etki yapacak seçmen listelerde görüldü. Hemen, bazı çevreler tepki gösterdi. Boş evler veya yapısı olmayan arsalarda onlarca seçmenin adı kayıtlıydı! İş Ada olunca aklıma hala gitmek istediğimiz ve gidemediğimiz Heybeli de geliverdi. Sonra, bizim burasının da ada olduğu aklıma geliverdi… Hani, Yetmişler ortasından beri her seçimde bilinmez seçmenler kaydedilmesi, bir yetkilinin evinde onlarca yeni yapılacak vatandaş kişinin yaşama uydurması vesayre sıralandı. Bunalrla seçimlerde nasıl değiştirilen nifusla seçim lehinde oynanma tiyatrosu takıldı….

Tam da bunları sıralacakken, İstanbul Adalarındaki hayali seçmenle nedenli oy oynanması olacağı da anlatan bilgilendirme, karşımda duruyordu. AKP burada son dönemki tüm seçimlerde kazanamazken, taşınma seçmen profiliyle resmen kazanma olasılığı da yükseliyordu. İtiraz eden CHP! Oysa, Yetmişler ortasında veya Doksanlarda Ecevit döneminde ayni itirazlar K. Kıbıstan yükselirken, CHP bizi oldukça sert şekilde suçladı. Şimdi, Kıbrısta savunduğu olayın Türkiyede direk olmasına veya bazı Suriyeli insanların oy hesaplı yurtaş yapılmasına da karşı çıkıyorlar. Anlayacağınız, işler karışık.

Tekrar edecem: hem de Türkiyede seçim oyunları ile Suriyeliler tartışmaları da sıcak sıcak yeniden tartışılırken, zamanında daha da kabarık uygulamaları Kıbrısta yapılırken, Türkiyedeki merkezi resmi partiler brakın müdahale etme karşı çıkmalarını,tam aksi, bunları hep savunup, karşı çıkanları nerede ise karşıtlıkla suçladılar! Boşuna, Türkiye bazı Konularda mutlaka Kıbrıs gerçeği ile yüzleşmeden bunları düşünsel olarak aşamaz demiyoruz…

Şimdi, Adalar seçmen kayıt konusunu dinlerken, ta Adiyamandan orada oy kulandırma seçmen hikayelerini izlerken, aynen Kıbrısta Karadenizden öteki şehirlere varan seçmen vatandaşlıklarla ayni oyunu Denktaşı destekleme yapma uygulaması geldi. Neyapayım: belek güçlü! Birtürlü silinemez. Tıpkı, hala gidemediğim Heybeli ruyası gibi.*****

Konuyu biraz da müzikle tamamlayalım! Özellikle klasik müzikle yazı yazmak veya dinlenerek rahatlama oldukça iyi bir dinlenme yöntemidir. Zamanında, şimdiki Türkiye yandaş Havuz medyasında yazan Engin Ardıç da Mozartın müziklerini dinlemeği hep sinirlendikten sonra öneriyordu. Bilmem, şimdi kısa zaman önce Erdoğanın Mozart dinlemesini “faşistlikle” özdeşleştirince” ne diyecek?

Görüyorsunuz: Müzik dahi günümüzde tehlikeli. Zaten, Türkiyede bildik sanatcıların başına gelenler artık normal kızgınlık gerekçesine siyasal hınçla hukuklaştırıldı. Mozart ise ölü olması sonucu, bundan kurtuldu. Mozartın asrılarcaki müzik gerçeği, birisi hem de siyaseci kızınca nasıl faşistleştirme döngüsüne giriyorsa, herkesin yeniden düşünmesi gerekir. Hani derler ya: her şeyi siyasalaştırmayın! Mozart dinlemesi dahi faşistliğe dek saldırı kaynağı oluyorsa, ozaman denecek ne kalır…

Genelikle cihalet, gericilik, otoriter yapılar ve kendilerini dinsel muhavazakar siyasal elitler, sanatsal veya aydın gelişmelerine hep nefretle bakarlar. Kitap okumak veya çok sesli müzik yapmanın dahi seçkinler suçu olarak suçlarlar. Gericilik karşıt olarak bilimi, aydını ve sanatı kor. Bundandır ki kendi yandaşını yaratmaya veya satın alarak hiçbirşeye dokunmadan bilimcilik veya sanat yapmanın cihali uygulamasını yaparlar. Boşuna değil, otoriter ve gerici rejimler, kitap okumaya, müzik dinleyip daha yaratıcı olmaya, araştırma ile ileriye gitmelere hep karşıdırlar. Geri kalmışlığı yeniden üreterek ayakta kalmaya uğraşırlar.Buna uyanlar da havada dolaşarak,dokunmayarak bilim ve sanat yapmaya çalışırlar. Boşuna değil, Türkiyede enson Mozart dinlemenin dahi faşistlikle suçlanması veya K. Kıbrısta Asimilasyon oturumundaki Yaşar Ersoy dışındakilerin havada dolaşarak aAsimilasyon anlatma sonuçları yukardaki basit yaşananın sonuçlarıdır. Bir taraf, Mozarta dahi beyenmemeyi faşistliğe de suçlama siyasetine taşırken, burada asimile gerçeği yaşanırken, kimin yapıp kimin karşılaştığı basitliğini dahi koymadan asimilasyon bilimselik daraltılması örnekleri yaşandı.

Yukarda size günümüzden 3 taplo sundum. Bu kısırdöngü ile olanı koruyarak ayakta kalmanın gelinen sonuçlarını yaşatılanla anlatmaya çalıştım. Gerisi mi! Biraz da siz düşünün.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.