Mağusa’ya kıymayın efendiler – Halil Paşa

0
30

GEREKİRSE “50 KATLI, 100 KATLI” BİNA YAPACAKMIŞ!

Bu sözlerin sahibi, yurdunu ve inşaat yapılacak bölgede yaşayanların yaşam kalitesini düşündüğü için mi bunu söylüyor?

Yoksa inşa edeceği devasa binadan elde edeceği karını mı?

“50 katlık bina” büyük sermaye gerektirir. Hiçbir sermayedar “50 katlık hatta 100 katlık bina” inşaatı kesin ve “okkalı” bir getirisi olmadıkça kolay kolay riske girmez!

Parası çoksa, daha çok para kazanmak uğruna girer bu işe.

Bu adayarısında hiçbir sermaye sahibi, “vatan millet ve bayrak” aşkına, “fakir-fukara hayrına”, “şehrin ve vatandaşın yaşam kalitesini artırmak uğruna” bu kadar çok katlı beton işine girişmez.

 Önceliklerini de, “doğayı korumak”, “denizin kirlenmesini önlemek”, “mevcut trafik keşmekeşini daha da kötüye götürmemek” diye belirlemez!.

Ne de inşa edeceği 50 katlık binada, hacetini giderecek olanlar için “en iyi çalışan bir kanalizasyon sistemi nasıl inşa edilmeli” diye kafa patlatmaz.

Bunlardan önce ve ilk olarak edeceği kar’a kafa yorar.

Ama zat-ı muhterem onun da kolayını bulmuş.

Ne diyor?

Devlet gereğini yapsın.

Müteahhit 50 kat çıkınca, KKTC devletinde yaşam kalitesi de 50 kat aratacak mı?

Yoksa devlet ve yerel yönetimler 50 katın yaratacağı sorunlarla mı boğuşacak?

İyi de bu devletin sürekli açık veren bütçesiyle dışarıya avuç açmak zorunda kalan “fakir bir devlet” olduğunu bilmeyenimiz mi var?

GİRNE NASIL BU HALE GELDİ?

Binalar değil 50 kat, 11 kata çıkınca bile bir anda daha kötü bir yaşam kalitesine düştü Girne.

Kıyılarına dikilen beş yıldızlı otellerin kanalizasyonlarından denizlerimize sızan atıklarla kirlenmeye devam ediyorsa hala o mavi deniz;

Girne sokaklarında yürürken denizin kokusu yerine, çer-çöp ve karbon monoksit kokusu nüfuz ediyorsa artık burun deliklerimizden içeriye;

Ve o yemyeşil narenciye bahçeleri artık yerini betona terk etmişlerse eğer;

Ve de o güzelim asırlık zeytin ağaçları yurt ve apartman dikmek uğruna katlediliyorsa hala;

Turizm başkenti ilan ettiğimiz bu şehirde değil turistlerin oturup kafasını dinleyecek, kendimiz ve çocuklarımızın huzur içinde gezecekleri sakin ve yeşil bir park inşa etmeyi becerememişsek daha;

Bu şehre çıkan yolların trafiği herdaim tıkalıysa ve kuyrukta insanlar sinir harbi yaşıyorlarsa her gün;

Bunlar “açgözlü sermaye”-politikacı-bürokrat triosunun emirname ve imar plansızlığı sayesinde bu hale geldi.

Çok değil; biz bu gidişle limonu da, zeytini de torunlarımıza “goggle amca” nın arama motorundan göstereceğiz!

Girne nasıl mı bu hale geldi?

Müteahhit politikacıya, politikacı da hükümeti tarafından atanan şehir plancısına ve yerel yöneticiye baskı yapınca, Girne’deki kat sayısı da emirnamelerle arttı.

Her çok katlı beton blok diken müteahhidin: “Ben inşa edeceğim apartman dairelerinde ‘minimum maliyetle kazanacağım maksimum karımı’ düşünürüm, alt yapısını da devlet ile belediye düşünsün” demesiyle ve “Rum malını” fazlasıyla servete dönüştürmek isteyen maldarların arzusu hilafına bu hale sokuldu bu şehir.

“Diktiğim apartmanlardan şehrin trafiği ve kanalizasyonu tıkanacaksa tıkanır. Bu devletin sorundur, beni imar plansızlığı ya da emirnameler değil, bunların azami karımı katlayan kısmı ilgilendirir” düşüncesi bitirdi, bir zamanlar zeytinin yeşili ile mavinin ara kesiti olan bu güzel kıyı şehrini.

Devlet diktiğim beton bloklardan çıkacak atıklara kanalizasyon yapsın, sıkışacak trafiğe yol yapsın, trafik polisi de istihdam etsin, park ve yeşil alan da yapsın. Okul da yapsın! Hastane de! Ama devletin parası okul yapmaya yetmezse ben okul da yaparım, hastane de! Ama devlet gibi “baba hayrına” yapmam. O işten de karıma bakarım!

YÖNETEMEDİK

Dönümlerce Rum malından bu kadar çok beton blok, sermaye için o kadar çok rant ve kar alanları açmayı akıl eden hükümetler, vatandaşı bu ülkenin en güzel plajlarına para ödeyerek girmeye mahkum ettiler. Devlet okulları ve tam teşekküllü devlet hastaneleri yetersiz kalınca, vatandaşının çocuklarını özel okullara ve özel hastanelere gitmeye mahkum ettiler.

Girne turizm başkenti ilan edildi ama değil turistinin, içinde yaşayan vatandaşının kafasını dinleyeceği bir yeşil parkı bile yok!

Demem o ki bugüne kadar biz bu ülkeyi yönetemedik!

BAKAN’A ÖNERİMDİR

Mağusa, Y.Boğaziçi ve İskele’de de “yakında İmar Planı çıkacak” diye-diye emirnamelerle yükselecekse beton bloklar, şimdiden akıbetinin Girne’ye benzeyeceğini söyleyebiliriz.

Dilerim yeni bakan “50 katlı” bina isteyen bu koro karşısında gerilemez!

Bundan sonra bu adayarısının neresinde olursa olsun, vatandaşın yaşamını etkileyecek büyük beton inşaatlar yapılacaksa, bakanlık yalnızca o yöre insanını değil, konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin de, mimar mühendis odasının da, gerekirse benzer deneyimler başından geçmiş diğer şehir yerel yöneticilerinin de görüşlerini alır.

Çünkü ben ve benim gibi Girne’de yaşayan pek çok vatandaş, son beş yıldır daha çok Mağusa ve Karpaz’da denize giriyoruz. Bu nedenle Mağusa-Y. Boğaziçi ve İskele’nin çevresinin bakir ekonomik zenginliğinin beton lehine bozulması orada yaşayanlar gibi daha pek çok kişinin yaşam kalitesini ilgilendirir.

Hem madem ki Girne’de beton diken sermayenin Mağusa’da da beton dikme ve konuşma izni vardır, neden orada denize girip piknik yapan Lefkoşalının, Girnelinin ve Mesaryalının da konuşma ve öneri sunma hakkı olmasın?

Neden kar için değil de gerçekten bu adayı, toprağını, yurdunu sevdiği için kurulan sivil toplum örgütleri de bunda söz ve görüş sahibi olmasın?

Dilerim sayın bakan karar verirken bunları da göz önünde tutar.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.