Siyasi alaturkadan akademisyen lakırdıcılarına – Özkan Yıkıcı

0
37

Benim özellikle 12 Eylül döneminden başlayarak BBC Türkçede takip etmekte olduğum ve Kökeni Kıbrıslı olan Metin Münürün geçenlerdeki yazısı aslında basit, fakat burada hiç söylenmemesi gereken doğru olması nedeniyle, oldukça çakışan önemli bir ifadeydi. K. Kıbrıs yetkililerinin konumunu net şekilde “Konya valisi kadar yetkilerinin” olmadığını basit dil ile yazar. Üstelik, Metin Münür öyle siyasal olarak net duruş göstermemeğe çalışıp, gazetecilik gözüyle yazı yazan birisidir. Ben senelerdir Metini böyle anladım. Katılmadığım görüşleri olmasına rağmen, iyi gazetecilik yapması ve referans olarak da kulanma şansım olması nedeniyle, hep izledim. Nitekim, Metin Münür sırf gazetecilik ve köşe yazarlığı yapıp kendince görüşlerini belirtiği için de AKp rejiminin ilk Miliyet gazetesinden kovdurtuğu gazetecidir!

Anlayacağınız, Metin Münür gibi gazetecinin yazdığı ve kıyası “Konya valisi” ile yaptığı gerçeği, onca kriz dalgasının vurmasına ve altüsletrin oluşuna rağmen, K. Kıbrısta kendini Erdoğan karşıtı gösteren kesimlerce dahi yapılmadı. Bundandır ki Münürün yazısı okuyanlar tarafından karşılık buldu. T.24 yazılan bu makalenin ayni zamanda önemli Türkiyeli aydınlarca da okunduğunu anımsatayım. Fakat, acı olan, burada onca gerçeğe karşın bu tesbit kıyası yapılmadı. Metinin devamında gösterdiği seçeneği de pek söyleyen olmadı! “Kıbrıs sorununun çözüm” alternatif olması gerektiği….. Brakın yaklaşmayı, hala göstergelerin keskinliğine rağmen, hala içsel tetbirler gibi anlamsız ve kamuyoyunda resmen karşılık bulan Siyasal Alatürka gündemleri arasında da sıkışıp kaldık. Hele kazayla bazı mesleki veya çalışma gurupların rantına dokununca da çığlıklar başlar! Kamu çalışanların ek mesayi veya kiralarda sabit kur gibi kararlar hemen rantcıları tarafından tepkiyle karşılandı. Fakat, onca öneri ve tepki, olayın temel noktası olan TL bağımlılığı ve daha geneli Türkiyeleşen K. Kıbrısın yöneticilerinin Türkiyedeki il valisi kadar yetkisi olmama duruşu hala oldukça uzak…..

Uzak da lakırtıya meraklı ve ünvanıyla yanlışını örtüp ünlü olacağına kesin inanan Akademisyen tipleri de ayni kervana etiketleri ile katılıyorlar! Öyle konuşmalar yapıyorlar ki sanırsınız bir yanda ingilterede yaşıyorsunuz, ansızın kendinizi Kaf dağının ardında bulursunuz. Ama, şu krizin Finans kapitalin Türkiye dalgasının TL bağımlılığını pek duymazsınız. Garantörsüz olmaz, sığınılacak liman kelimeleri ise siyasal olmazsa olmazdır. Biz kendi kulandığımız parada etkimiz yokken, Merkez bankasında yetki sahibi değilken, masada da kurulacak Merkez bankasında eşitlik isteğip olmadığı zaman da Ruma veriştirmeği başta Akıncı hazretleri hemen yapıyor….

İsterseniz, konuya son günlerdeki konuşturulmayan ve içeleştiğimiz Türkiye yaşanmışlıklarıyla, nasıl bir bağlarda olduğumuz ve “olmazsa olmazımızın” aynasına bakalım……

Sevgili eski hocam ve Ünüversite bitirme tezimin de akademisyeni olan Emre Kongar, Türkiyedeki son yaşanan iki olguyu alıp birleştirdi! “Şarbonlu adalet”* Türkiyede pek duyulmayan Şarbon garantinaya dek uzanan gelişme, şaşırtıcı olması gerekirdi. Üstelik ek bilgi ile ital edilen etlerin yaklaşık 6 aydır Vetenirerler tarafından kontrol edilmediği de vurgulandı. Şaşırabilirsiniz: Türkiye et hem de önemli sayıda havanla ital ediliyor. Oysa, eski ezberde, Türkiye önemli havancı bir ülke olup, kaçak la birlikte havan ihraç ediyordu. Şimdi, kontrolsuz ve hem de önemli sayıda birçok ülkeden et ital ediliyor! Ardından da Şarbon hastalığı çıkıyor… Hani, Et ve Balık kurumları “devlet kasaplık yapmaz” denilip, özeleştirilip kapatılıp binaları ranta açıldıydı!******

Halk Bankın marifetleri ta ABD yargısına dek uzanıp, vreilecek ceza beklenip, onun siyasi pazarlığına girişilirken: şimdi de yarım saat içinde Dolar ve URO satışıyla yapılan vurgun konuşulmaya çalışılınıyor. Denetcilere göre en azından banka yöneticileri istifa etmeleri gerekir! Bu yarım saat içinde yaklaşık 4 Milyon doları alanların da elinden alınamıyacağı belirtiliniyor. Ama, Halk Bank öylesine olaylara karıştırıldı ki Hakan Atila ABD hapisanesinde bulunurken, bankaya gelecek cezayı engeleme adına rehin pazarlıkları papazla yapılmaktadır.*****

Özellikle, zamanında Ortam gazetesi ve Yeni Çağ haftalık yayın organını izleyenler, benim Telekom özelleştirmesi üzerine oldukça detaylı uyarıcı yazılarıma raslayacaktır. Ayni zamanda ilgili dönemde başta Ahmet Uzuna da uzun uzun uyarı dolu belgelerle buradkki ceptelefon gibi iletişim konusundaki özelleştirme adımlarına da birlikte yer verdim. Şimdi, önce Ahmet uzun konusunda öyle bir haklı çıktım ki, şimdi onu savunan yok. İletişimde Telefoncu kamu kardeşimin ne hale geldiğini herkes görüp destek dahi vermiyor! Aynisi, neyazık ki elektrik için de geliyor….

Türkiyedeki Türk Telekom özelleştirmesinin de fiyasgosu öylesine yaşandı ki, Lübnan kökenli Sudi sermayedarlı ve ingilliz tamamlayıcı tekel iyi bir vurgun vurdu. Kiranın önemli kısmını ödemedi* Aldığı krediyi de ödemedi* Karın önemli kısmını da cebine koyup, kuruluşu alırkenki kasadaki parayla birlikte alıp gitti! Sadece, kurumu alırken ki zorunlu özelleştirme parasının birkısmını ödedi. Şimdi, Telekom, resmen kredileri alınan bankaların, ödenmeme sonucu bu payı ele geçirdiler. Geldi, aldı ve kaçtı. Refik Harerinin veya genel Hareri sülalesinin o dönemki ayni şirketin Yunanistanda ABD elçiliğinden Cumhurun dahi dinlenme sgandalının da olduğu gerçeği dahi uyarmaya yetmedi. Yunanistan hemen kovarken, Türkiye Telekomu veriyor, benzerini kamucu geçinen CTp Ahmet amca ve Ferdi hazretleriyle birlikte teslim ediyorlardı!*****

Herkes “biz hariç” idlipi ve Suriyenin Kuzeyini konuşup geleceğini deşiyor. İlginç bir haber, Kuzey Suriyedeki ÖSO dan geldi. Meyerlim, bu çapulcu cihatcıların maaşlarını Türkiye ödüyor. Ödeme şekli de TL! Türk Lirasının düşmesi ile Suriyeli ve öteki bağlantılı maaşcılar Türkiyeden Suriye para birimli ödeme istemeğe başladılar. Ozaman!Başka haberleşmeyen önemli bilgi de şu: günlerdir çeşitli şekilde Dersimde ormanlar yanıyor. Yangınlara güçlekler altında halk müdahale ediyor. İdiyalara göre PKK kesimini açığa çıkarmak için topcu ateşiyle çıkarılmaktadır. Hat ta, CHP heyeti konuyu incelemeye gidince de kente sokulmadı. CHP tıs çıkarmadı… Türkiye batı medya kesimi de suskunca öteki bölge gelişmeleri gibi geçiştiriyor…..

Derken, yazı öncesi gelen ekonomi haberleri ile eflasyonun yükselmeye devam edip son 20 yılın en yüksek rakamları çıktı. Ekonomide daralma olmaktadır. Şirketlerin sıkışmaya başladığı da görülüyor. Döviz istikrarsız şekilde yükselti bandını hep yukarılara çekiyor. Bu bilgiler Türkiyede peşpeşe gelirken de burada sanki TL bahar dönemini yaşayıp, Türkiye kendi reçeteleriyle kurtulmuşcasına siyasal alaturka şarkılarına devam ediliyor. “hükümet reforum yapmalı* Türkiyenin paketlerini uygulayıp, oradan gelecek nakit le kriz atlatılacak mış! Koltuk bekleyen ötekine istifa derken, koltuktaki de Türkiyeye gidip konuşacağını söylüyor. Bu arada bizde de fırsatı kulananlar fiyat artışları, döviz simsarcılıkla da köşeleri dönüyor.Akademik lakırtılarla da sanki kriz buradan kaynaklanıp, yönetime tetbirler söylemeye veya ahaliye “dövizle borçlanmayın” diyerek bilimselikler lakırtılaşıyor.

Ensonki tuhaflık da şu: sokakta konuştuğum ve adı Akademisyen biçiminde ifade etirilen kişi, ilginç tesbitini patlat tı! “Bak, Katar ve çin Türkiyeye para verip bu krizi çözecekler” dedi. Doğrusu “maşalah” dedim. Demek ki Katara dek işimiz düştü. Ama, onlar Güneye para akıtıyor demeği de engeleyemedim.

Boşuna değil, okul değil cami, Camileri tarikatlara devredip Kuran Kurslarla kendi insan tiplemelerini de yetiştiriyorlar. Bizler ise beleşçilik ile işbirliğine öylesine alıştık ki çanakale gezisinde göstere göstere gericilik olan ilişkileri, bedava adına alıp susuldu! Böylesi gerçekler yaşanırken, TL kökenli vuran dalganın Türkiye adını söylemelerini mi bekleyelim?

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.