Yaşam sarmalından lakırdı ve takıntı kültürlenmesi – Özkan Yıkıcı

0
32

Haftamız, bayram dönemi. Tatil ile özdeşleşti. Havamız ise oldukça sıkıntılı ve sıcak durumda. Ekonomik durumumuz sa krizin dalgaları arasında debelenip duruyoruz. Sosyolojik olarak, durmadan gelen çeşitli nifus yapılarıyla çoktan “halk veya toplum” olmaktan çıkarıldık! Katri Gürselin net anlatısı ile “Toplum değil, toplama” dönüşümüne geçtik. İletişimin ise resmen kısgacına öylesine girdik ki çocukların elindeki telefonla çoktan sanal dünya ile yaşamayı öğrendik. Dahasını bilim etikediyle sıralamak kolaydır. Ancak, her olayın da yansıtıcıları da görmezden gelinerek, istenilen yaşam sarmalında da yaşıyoruz. Haftanın bayram oluşu ve tatilin içinde konuşulacak ve yaşanılacak çok olgu vardır. Son Kurban Bayram süreci gösterdi ki hem dinseleşme inanç mezhepciliği iyice işbirliksel veya ttaksiksel olarak gelişti* İnsanlara sadece ekranlar eğlenceleri veya unutulup yeniden yazılmaya çalışılan Kıbrıs geçmişle bayram soruları sorulmaktadır. Öylesine pişkinlikler de oluyor ki geçmişte akrabaları, ataları burada yaşamayanlar dahi ekran karşısında sıkılmadan bizlere geçmiş Kıbrıs bayram özlemleri ve inanç idolojik algı anlatıları dahi kolayca sıkılmadan anlatılmaktadır. Yetersizlikler karşısında ve günümüzde sorunu dahi anlamaktan uzak kesimler de sanki geçmiş oldukça harikaymışcasına geçmişe özlemleri de sıralıyorlardı! “Şu eski bayram” özlemlerini de dinledik, izledik…

Ağustos ayının sıcaklığı da yeni iklim bozulma dengesizlikleri birlikteliğini de yaşıyoruz. Pek de iklim bozulması ve bunun nedenlerini de konuşmamaya özen gösterildi. Nedeolsa, tatilde bulunuyoruz. Ekonomik krizin çeşitlemesi ve her yanı vurmasına karşın, onca diplomalı, akademisyene ve sayısal politik efflasyon rakamlılara rağmen, hala nedenleri hiç konuşulmadı. Bolca, yeniden ısıtılan şovlarla ve garip marazili beklentili kahve sohbetlerle de iktisat uzmanlığı yapılmaktadır. Dahasını sıralamak da gerekmez. En iyisi, Lakırtı bölümüyle takıntılara başlayalım.****

Öncelikle, şu önemli haberi geçmeyecem: Anımsarsınız; işbirlikci tutucu ve bazen şizofrenen kararlrın da kamuoyunda pek de karşılık eleştirileri dahi olmuyor. Bizim önemli kültürleşmelerimizden birisidir bu ilke. Nitekim, şaklabamnlıkları ve işbirlikcilikle ün yapan K. <dürüs, bazen öyle kararlar aldı ki resmen şizofren ırkçı gericilik sınırına dek gelindi. Örneğin,Kıbrıs Cumhuriyetinde okuyan K. Türk öğrencilerin Türkiyedeki Ünüversitelere girmelerini engeledi. <öteki öğrencilerin İngiliz okulundaki Cisiler kabulenilirken, K. Türk öğrencilerin bu durumunu kaldırtı!Garip bir şovenist ırkçı işbirlikci kültürel değer oluşturdu.Ozamaan dahi,kamuoyu gereken tepkiyi, duyarlılılığı göstermedi.Güneyde okumanın cezası olarak algılaytıldı…..

İşte, bu utancı ve acayip kararı, Cemal Hoca kaldırtı. Kıbrıs İngiliz okulunda okuyan K. Türk Kıbrıslıların da ayni hakları öteki öğrencilerle birlikte kulanacaklarını açıkladı. Önemli bir karar* Bir utanç siyasal ırkçı şizofren durumu da düzeltildi. Buda karşılık kamuoyunda karşılaşmadı. Hep şu yanlış ama kökleşen kültürleşme karşımıza gelip dayatıyor! Gerçekleri görmeme, yanlışlarla yaşayarak onların kültür haline gelişinin esiri olup çıktık.*****

Gelgelelim. Adamız Akdeniz Adası! Ona yönelik insan tiplemesi ile bol konuşan ve heycanlı olma gerçeğimiz de vaar. Ama gerçekleri konuşamayınca ve bol konuşma olunca, güncelden kopunca da iş lakırtıya uzanır. Konuşur ve konuşursun da bir şey konuşmaz lafazanlığı olup çıkar. Gerçeklerden uzaklaşarak oluşan kültür de artık takıntılarle yeniden kendisini üretmeye uğraşır. Bolca soruna karşın, hala sorunların nedenleri ile sonuçlarını birlikte konuşmayız. Öyle olunca da açıklamalar da hep havada kalır. Neoliberaleşme, tüketim kültürü ve yoğun işbirlikci çıkarsama değerlerinin kültürel aynasında takılıp kalırız. Ekonominin kriz nedenleri, bağlarını değil de şov yaparak kendince iş yapma aldatmacaları hep olur. Son kriz bunun garip mizahları ile doludur.

Krizin nedenleri hiç konuşulmaz* Fakat tetbirler açıklanır. Herkesin bilip şikayet etiği bir konuda, denetim adıyla şov yapılmaktadır. Hatırlayın, Denktaş banka krizi Krediye dek gelince insanları “para çekmemek için” kapıda ikna etmeğe çalıştı. Tabi krizin nedenlerini hiç demediği için de bu şov dahi bankaları kurtarmadı* Şimdi de Tufan ile ekibi ayni sahnede rol alıyor. Fiyat farklarını mazalarda denetliyor! Hiçbiri ekonomik kriz nedenlerini açıklamıyor.

Lakırtı ise bol: Arife gününü anımsayın: Akıncı bey ile başlayan ve Tufanla “seslenişle” süren açıklamalar hep lakırtı gibi akıp geçti. Dilleri hep “reforum” dedi. Tetbirler vurgulandı da nedense krizin nedenleri ve buna yönelik engelerin yanından geçilmedi. Akıncı, güzelce reforum ve birlik derken, nedense kendinin sığınacağı limanın krizinin dalgasının neden olduğunu söylemekten ısrarla kaçtı! Tufan, seferberlik ilan ederken, nedense hangi nedenin giderilmesi için olduğunu da söylemedi. Düşünün, ülkenin en üst politikacı yöneticisi konuşuyor da nedense en önce söylemesi gereken kriz ve nedenlerine hiç değinmiyor. Klasik reforum ve birlik kelimeleri ile bazı lakırtı dışına geçemiyorlar. Böylesi acayip lakırtı siyasal kültür yerleşti.

Devamına gelelim: kendine muhalefet diyen kesimin de temel koşullara dokunamayacağı için de yeniden işbirlikcilik ruhiyesi ile koltuk bekleme gerçeği sonucu, onlar da saçmalama lakırtılarına kalan yerden devam ediyorlar. Örneğin “TC yardımlarını daha verimli kulanalım* Reforum yapalım” gibi anlamsız ve işbirlikci yapıya dokunmayacak lakırtı muhalefeti yaptılar. Akademisyenlere yer verecek değilim. Onlar, kahvedeki sohbetlerin de gerisinde kaldılar…

Arada eski dedikleri “politikacılara” da yer verdiler. Onlar daa sanki günümüzde olanın katgıcıları değilmiş gibi de atıp tutular. Reforum dediler ve Türkiyesizz olmaz vurgusu geliştirdiler. Ekranlar da hep bunları tekrar tekrar belirti. Sokak yayınlarında da marazi ve çaresizlik sözleri sıkışması dışına çıkılmadı. Ama, ek mesayi gibi dokunuşlar da olunca, krizin kendisine laf edemeyen sendikalar da ayağa kalktı. En ilginci şu: gerçeklerle konu konuşulmamanın paradoksal yansıyışı daa net şekilde tekrarlandı! Türkiye ile görüşerek ve onların önerileriyle bu krizden çıkmak gerekir! Unutuyorlar ki K. Kıbrısta yaşanan kriz nedenleri tamamen Türkiyenin dedikleri ve yaptırdıkları sonucu gerçekleşti. Türkiyeleşen K. Kıbrıs, sonuçta bütünleşmenin yansıtıcı depremlerini yaşıyordu. Boşuna değil her konuda bu temel noktayla yaptığımız tüm uyarılar bugün gerçekleşti. Ama, gerçekler değil de işbrilikcilikle elitleşme oluşma gerçeği bu denli basit sonucu dahi konuşamama koşulunu yaratı.

Son bir söz de eski kendine Başbakan ünvanını alıp sarımsaklı atışlar yapan Ferdi hazretlerine! Önce kendi dönemine ve uyguladığın prokramla, dolaşan helimler olayı ile şanpanyalı yasadışı otel açılışına bak. Hani sarmusakla karıştırıp çiğnediğin reforum dediğin ve ingiltereden Teçırcı uzmanlarla sterlinelrle yıkadığın kamu reforumu var ya! O Kosovaada uygulandı! Bol atış yapıp sana olanak sunup konuşturan medyacılar la Kosova ile kıyasla buralara neleri önerdiğinizi eğer dürüsçe sorgulamak isterseniz araştırın! Nedense, bugünkü K. kIbrısı yapılandırıp onursuzlaştırıp elitleştirenler, hep karşımıza çıkarılıp boş yalanlarla hala konuşuyorlar. İşte Lakırtı ve takıntı kültürün siyasiyasiyasalaşmış yüzü böyle! Kamuoyu hep çıkrı koruyarak, bu yaşamla devam isedikçe de gerçekler hep böyle yakarak gelip geçecek. Biz ise başka dünyalarda lakırtı yapıp oyalanıp, sonrasını öngremeyecek derecede körleşmekle yetineceğiz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.