Beş yıldızınız batsın!.. -Halil Paşa

0
39

BAYRAMIN İLK GÜNÜNÜ ŞOK VE ACI BİR HABERLE KAPAMAK

Bayramın birinci gününün akşamıydı. Cep telefonuna gelen mesaj üzerine bana doğru koşan Figen’in telaşlı sesinden bir şeylerin kötü gittiğini anlamam zor olmadı. Yıllardır İngiltere’de yaşayan ve Kıbrıs’a tatile gelen arkadaşlarımız az önce kaldıkları beş yıldızlı otelin havuz başında, birlikte tatile geldikleri annelerini kaybetmişlerdi. Mesajda, şokta oldukları yazılıydı. Otopsi yapılmadan cesedi yurt dışına çıkarmak mümkün değildi. Bunun için kendilerine yardımcı olup olmayacağımızı soruyorlardı.

Aslen İranlıydılar. Karı koca İsveç’te dişçilikten mezun olup, 20 yılı aşkın bir süredir İngiltere’de diş hekimliği yapıyorlardı. Kadının şimdi ölen annesi, yaşamları boyunca hep kendileri ile birlikte yaşamış, çocuklarını büyütmüş, onlar işteyken yemeklerini yapmış, evi çekip çevirmişti. Yani evin, ailenin ayrılmaz bir parçasıydı. Otele vardıklarının ikinci günü, yani bayramın ilk gününde, anneleri, KKTC’nin beş yıldızlı otelinde değil, Mağusa hastanesinin morgunda cansız yatmaktaydı. Tatilleri unutamayacakları bir felakete dönüşmüştü.

KKTC’DE OTOPSİ

Bu arada KKTC’de otopsi yapan yalnızca bir doktorumuz olduğunu öğrendim. Devletimizin başka otopsi yapacak doktoru yok!

Şunu da yazmış olayım. Belki tanıdıklarım, belki de hastane yönetiminin hızlı hareket etmesinden olacak… Cuma akşamı ölen arkadaşımızın annesinin, Cumartesi günü otopsisi yapılıp raporu yazıldı. Ancak Pazar hem hafta sonu hem de bayramdı ve yapacak pek bir şey yoktu. Ceset morgda, arkadaşlarımız da beş yıldızlı otelde acı içinde beklediler. Pazartesi Rum tarafından bir firma gelip işlemleri halletti. Aile, cesedin İngiltere’ye Güney’den gönderilmesi daha ucuz olsa da, yaklaşık dört bin Euro ödeyerek, Kuzeyden, Ercan’dan göndermeyi tercih ettiler. Nedeni bürokratik işlemler ve Kıbrıslırumlar’ın ikinci kez bir otopsi daha yapıp hem cesedi bir daha parçalayacak ve hem de işlemlerden dolayı cesedin İngiltere’ye naklinin gecikme ihtimaliydi.

BEŞ YILDIZLI OTELDE ÖLÜM

Aileyi 12 yıl kadar önce İngiltere’nin Colchester kasabasında tanıdım. Son birkaç yıldır arkadaşlarıyla tatillerini Güney Kıbrıs’ta geçirmişlerdi. Figen’le ben ısrar edince, bu yıl Kuzeyde yapmaya karar verdiler. Londra’dan Larnaka’ya uçtular ve sınırı geçip Karpaz’da Bafra’da beş yıldızlı otellerimizden birisinde 10 gün konaklamak üzere, toplam 8 kişi gelip yerleştiler. Otele vardıklarının ikinci gününde Otelin havuzunda birlikte yüzdüğü kızına nefes almakta zorlandığını söylemesi üzerine, kızının “imdat” sesine orada bulunan müşteriler ve aile üyeleri yetişti önce. Anne, hemen havuz başına çıkarıldı. Nefes almakta zorlanınca yere yatırıldı. Sekiz kişilik ailenin yarısı diş doktoruydu. İlk müdahaleyi de aile fertleri yaptı.

71 yaşında olan annenin, havuz başında nefes alışverişleri giderek azalırken, ilk 10-15 dakikada ne bir ambulans, ne de bir sağlık görevlisi gelmiş değildi! Ailenin bana otel yönetiminden iki kişinin yanında anlattığı üzere, sağlık görevlisi olay yerine ancak 15 dakika kadar sonra gelebildi. Bu arada otelin anlaşmalı olduğu meşhur özel hastanemizin ambulansı otelde olmasına rağmen, bilinmeyen bir nedenle 25 dakika sonra hareket edebildi. “Halbuki 112 aransa, Mehmetçik’teki sağlık ocağından ambulans 5 dakikada otele varırdı” dedi bana  morgda görevli Mİ isimli polis memuru.

Antlaşmalı hastanenin çok genç sağlık görevlisi oraya geldiğinde, anne de artık nefes alıp vermede zorlanıyordu. Ailenin hekim olan üyeleri sağlık görevlisine, fenalaşan hastaya acil oksijen takılması gerektiğini söylemişler. Oksijen tüpü bulunmuş, maske bulunamamış. Maske bulunmuş, kabloları uymamış. Sonuçta hastaya 25 dakika geçmesine rağmen oksijen verilememiş. Bu arada annenin nefes alıp verişleri durunca, elektro şok cihazı gerektiğini söyleyen ailenin doktor üyeleri, böyle bir cihazın da ortada olmadığı görmüşler.

Otelin bahçesindeki özel anlaşmalı hastanenin ambulansı, tam 25 dakika sonra otelde hastaya ulaşabilmiş!. Anne ambulansa yerleştirilirken, yarısı doktor olan aile bireyleri artık hayat belirtisi olmadığını söylediler.

AİLE: “MÜDAHALEDE GEÇ KALINDI, ALET DE YOKTU TECRÜBELİ SAĞLIKÇI DA”

Adamıza turist olarak gelen arkadaşlarımızın, bana ve Figen’e anlattığına göre: Annelerine müdahale etmeye çalışan anlaşmalı hastanenin genç sağlık görevlisi, telaşla davranıp nefes alamayan annenin damaryolunu açmaya çalışmış, aile bu hareketin gereksiz ve yere düşen iğneyi alarak itirazlarına rağmen hastaya takmasının ise acemiliğin ötesinde bir şey olduğunu söylerken oldukça kızgındılar. Bu arada son çare alet olmadığı için, elle kalp masajını denemeye çalışırlarken malum hastanenin sağlık görevlisi onları durdurmaya çalışmış.

Eğer ilk anda ambulans gelmiş olsaydı, ya da hastaya oksijen verilmiş olsaydı, ya da bilinçli ve tıbbi aleti bulunan bir sağlık görevlisi olsaydı, kesinlikle annelerini kaybetmeyeceklerine inanıyorlardı.

BEŞ YILDIZLI OTELİN YÖNETİMİ DE ÜZGÜN AMA…

Bu konuda otel yönetimi oldukça üzgün. Onlar da sağlık görevlisinin geç kalmasından, oksijensizlikten, ambulansın geç gelmesinden şikayetçiler. Ancak şikayetçi olmaları, arkadaşlarımın ölen annesini geri getirmiyor.

Bu arada yazmış olayım. Otel yönetici olan arkadaş anlaşma yapılan özel hastaneyi olaya müdahalede geç kaldıklarından (kanımca kusurlu ve ihmalkar da bulduklarından) dolayı sözleşmeyi feshettiklerini söyledi.

Aile otel yönetiminin çok üzgün olduğunun ve kendilerine yardım için çırpındıklarının farkında. Bize de söylediler. Ancak ölen de geri gelmiyor. Bu konuda ihmali olan kim? Sonuna kadar araştıracaklarını hukuk sürecini zorlayacaklarını söylüyorlar.

“Annemizi geri getiremeyiz. Ama bu ülkeye gelen başka turistlerin de böyle bir olay yaşamaması için de bunu vicdani bir gereklilik görüyoruz” diyorlar.

AİLE TATİL İÇİN BİR DAHA KIBRIS’A GELMEK İSTEMİYOR

Annesini kaybeden kız kardeşlerden diş doktoru olan Nadya, “Halil özür dilerim ama bir daha bu adaya gelmek istemiyorum” diyor. Halbuki daha önce bana Kuzey Kıbrıs’ta bir ev satın almayı düşündüğünü söylemiş, Figen’den bu konuda yardımcı olmasını bile istemişti. Şimdi KKTC deyince kafasında beş yıldızlı otelin havuzunun başında can çekişen annesi ve çaresizliğinin canlandığını söylüyor.

KONFOR VE LÜKSE YARTIRIM VAR SAĞLIĞA YOK!

Annesi ölen turist kadın şöyle demiş Figen’e:  “Otele ilk geldiğimde çok konforlu ve lüks bulmuştum. İhtişamı gözümü kamaştırdı. Bu bizim rüya tatilimiz olacak diye düşünmüştüm. Ama annem bu otelde bir oksijen maskesi ve bir elektro şok cihazı bulunamadığı, ona zamanında müdahale edecek bir doktor olmadığı için öldü. Şimdi keşke bu kadar lüks yatırıma harcanan para, insan sağlığına harcansaydı diye düşünüyorum. Bu nedenle bu konfor, bu lüks ve bu ihtişama bakınca, artık tiksiniyorum. Bu benim en samimi duygu ve düşüncelerim…”

EKSİK KALSIN BEŞ YILDIZINIZ

Adını KKTC koyduğumuz bu adada turizmi de yüzümüze gözümüze bulaştırdık!.

Çünkü beş yıldızlı, al benili, ihtişamlı, her yanından gösteriş, lüks ve konforun aktığı, kumarhane izinleri ile donanmış devasa beton blokların bize para getirecek yanı ile ilgilendik. Aç gözlülük yaptık yani!

Açgözlülük!

Yabancı sermaye gelsin ve her yanından lüks, gösteriş ve ihtişamın aktığı beton bloklar diksin diye, kendi vatandaşımızın denize ulaşamamasına gözümüzü kapadık. Acapulcodan Elexusa, Kaya Artemis’ten Limaks’a, Cratos’tan Çıkarma Plajına, kendi halkımıza, kendi denizimizi kapatmaya aracı olmaktan hicap duymadık. Bu yasatanımazlığı kimi hazırladı, kimi hükümet olunca göz yumdu, kimi de hükümet ortağına sırtını dönüp görmezden geldi. Biz ise hepsi de aynı siyasal partiler, dahi aynı politikacılar olan bu insanları, yıllarca seçmekten bıkıp usanmadık.

Kendi halkımızın bile bu kumarhanelere girmelerine (güya yerliye yasakmış onu bile denetleyemiyoruz) göz yumduk. Böylece kumar alışkanlığı kendi cemaatimize de yayıldı. Aile faciaları ve hırsızlıklara yol açtı. Siyasal yönetim bütün bunları görmezden geldi.

Şimdi kumumuz kirlendi. Denizimiz kirlendi. Kimi beş yıldızlı inşaatların, maliyet düşsün diye rastgele yığdıkları molozlarından kirlenen çevrenin, çalışmayan arıtmalarından etrafa yayılan pis kokuların içerisine battı kendi insanımız! Hala hükümetin bir ortağının deniz kenarlarında kalan son beş on dönümü de yabancı sermayeye peşkeş çekerken, diğer ortakların arkasını dönüp görmezden gelmeye çalıştığı “uyumlu” çalışan bir hükümetle karşı karşıyayız…

Bu ülkenin denizini de, çevresini de, Girne’sini de, Lefkoşasını da biz mahvettik.

Biz Kıbrıslıtürkler ve seçtiğimiz siyasal partilerin politikacıları, onlar tarafından emirle çalıştırılmayı benimseyen bürokrat ve teknokratları.

Ne beş yıldızlı lüks otellerin, ne çok katlı binaların, ne lüks kumarhanelerin, alt yapısız yurdumuza faydadan çok zarar getireceğini bir türlü kabullenemedik. Vahşi kapitalizmin parası, kar maksimizasyonu, sınır tanımayan “ekonomik büyüme” çürümüşlüğü sindi üzerimize…

Her yeri, her şeyi, yaşamı, Gayri Safi Milli Hasıla, kişi başına düşen gelir üzerinden görmeyi huy edindik!.

Bir ülke ekonomisini plansız programsız, nüfus kontrolsüz, alt yapısız, öngörüsüz bu şişirip büyütmenin, insan yaşamına zararlarını ne zaman anlayacağız?

Ben ve eşim, bayramın ikinci, gününden itibaren, Girne’den kalkıp, Mağusa Morgu ile beş yıldızlı otel arasında gidip gelerek, Nadya ve Amir gibi dünyalar iyisi iki doktor arkadaşımızın acılarına ortak olup hafifletmek, böyle bir ölüm olayının utancında, kendi ülkemden soğumalarını önlemek için çırpınıp durdum.

Şimdi de durmuş olayın vehametini yazıyorum…

KATI OLAN HER ŞEY BUHARLAŞTI ŞİMDİ ÜZERİMİZE YAĞIYOR

Artık; temiz havayı teneffüs etmek, altın sarısı kumlardan kristal berraklığında masmavi sulara dalmak,  denizden karaya esen poyraz ve karayelle canlanmak, okullarına, hastanelerine ve yasalarına güven duyulan bir devleti arkasına alarak yaşamak ve kanaatkar ve de birbiri ile yardımlaşıp birbirine güvenen bir cemaat uyumunda olmak ve hatta Nadya ve Amir gibi denizaşırı dostlara sahip olmak…

Demem o ki adanın Kuzey coğrafyasında insan ve doğa ağırlıklı yaşam tarzından uzaklaşırken Türkiye’den ithal vahşi bir kapitalizmin saldırısını karşılayamayacak alt yapımızla, her gün daha bir bozuyoruz doğamızı, yaşamı ve değer yargılarımızı…

Marks’ın sanayi devrimi ile feodal ilişkilerin parçalanmaya başlayıp toplumsal değerlerin de değiştiğini anlatmak için; “katı olan her şey buharlaşıyor” diye betimlediği o veciz sözü, son birkaç yıldır birer felaket olarak üzerimize yağıyor…

Elbette bu adayarısında edilgen olmayı içselleştirmiş, hükümetlerin ve emirlerine amade kıldıkları bürokratlarının sayesinde…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.