ABD dünya sermayesinin patronluğunu kaybedebilir – Alpay Durduran

0
7

Solun irdelemeleri sonucu iktidarın seçilenlerde değil seçtirenlerde ama seçmende değil seçmeni güdülemeyi başaran sermayedarda olduğu belirtilmişti. Onun için serbest, eşit ve gizli oyla seçimin halkın serbest iradesini temsil ettiğini sanmamak gerektiği iddia edilmekte idi. Örnek olarak bir sermayedarın halkın içinden bir avucu satın alırım gerisini güderim dediğini anlatırlardı. Başka örnekte de siyasetin en çok masraf yapabilenin seçimi kazandığını anlatılır ve istatistikler yayınlanır.

Ancak bir başka gerçek de ABD’de yapılan bir mitingde taşınan pankartlarda görüldü. Pankartlarda “hükümetimizi geri istiyoruz” yazıyordu. Yani insanlar hükümetlerinin kendilerini unuttuğunu ve dünya ile ilgilendiklerini söylüyor ve ülke içindeki sefil kesimleri bırakıp dış yardımlarla dünyadaki fakirlikle uğraştıklarını, hatta ücretli asker gönderip fakirleri kurban ederken sermayenin kârlarını savunuyor diyorlardı.

O zaman ülkeyi kim yönetiyor sorusuna sol “sermaye ile emek çelişkisinin” yanıtı karşılık geliyor. Demokratik bir ülkede özel sektör kamu sektörü verileri ilginçtir. Burada bile özel yatırım devlet yatırımlarını çoktan geçti. Türkiye yatırımlarının yabacı bir unsur olarak sayılması gerekirken yerli saysak bile özel sektör ülkenin politikalarının ezici kısmını belirlemektedir denilebilir.

Dörtlü koalisyon seçmişseniz hayırlı olsun ama kararların çok önemli kısmını özel almaktadır. Ortada didinen bir hükümet çok güçlü gibi görülebilir ama esasında seçimlerde de para konuştuğuna göre siyaset de sermayedarın büyük etkisi altındadır.

Dünyaya değinmek için iktidar yani güç kimdedir ve anlamını anlatmak isterim. Trump “önce Amerika” soğanıyla büyük güç kazanmış sermayedarların temsilcisi olarak dilediğini söylemekten çekinmeyen ve alışılmış terbiyeden de uzak birisidir. İran ve Çin konusunda sert çıkışıyla önce Amerika ihtirasını sergiledi. İran konusu AB ile takışacağını bile bile ilk adımı oldu. Arkasından Çin’i hedef aldı. Ama AB konusu henüz aydınlanmadı ama Çin uzlaşmaya yaklaştı. Bu serüveni izleyecek ve değerlendireceğiz. Çünkü sermaye çok çeşitli çıkarlarla karşı karşıyadır. Her adım birilerini yararlandırırsa da başka birilerini de zarara sokacaktır.

Dev şirketlerin çıkarları önce Amerika politikasına izi verecek mi yoksa önce Fransa diye diklenecek olan dev petrol şirketi ile çıkacak kavga engel mi olacak?

Uluslararası şirketler bir ülkede değil birkaç ülkede siyasete yön verecek kadar güçlenmiş durumdadır. Uluslararası finans da uluslardan çok sermayenin güvenliği için kurulmuş olan ve bir ülkede değil uluslararası etkinliklere kurallar koyan kuruluşlar olarak çalışmaktadır. Trump örneğin önce Amerika deyip ona göre uluslararası düzeni değiştirmek isterse en büyük sermayenin sahibi ABD’nin başkanıdır diye dediğini uygulayamaz. Ona kendi sermayesinin de etkileneceğini gösterecek birileri mutlaka ortaya çıkar.

Çin ile Trump’ın uzlaşmaya yaklaşması Görünmez El’in işi ise şaşmamak gerek.

Sermayenin yarattığı eşitliksiz dünya karıştıkça oturup da kafa yoracak değillerdir. Onlar ilke diye bir şey tanımaz, onlara göre gerçekçi, pragmatik ve pratik olmak önemlidir. Kârdan başka kutsal olan bir şey yoktur.

Onun için ABD devlet olarak olaylara artık müdahale etmekte zorlanıyor ve anlaşılan odur ki devletle sermayeyi birbirinden ayırmak gerekir. Olayları anlamak için çok daha karmaşık ilişkileri anlamalı ve okullardaki şiddeti önlemek için öğretmenleri ve bevvapları silahlandırmalı diyebilen pratik zekâlarla uğraşmaya hazır olmalıyız.

Emek kesimi umut olmak için çocuklarına kapitalist olmalarını sağlamak için fırsat arayan ve örgütlerinden umudu kesen kesim olmaya isyan etmeli ve uluslararası işbirliğini sağlamalıdır. “Kurtulmak yok tek başına, bir orman gibi kardeşçe” örgütlenmelerini profesyonelce yönetip emeğin evrensel birliği için çalışmalıdır. Marks sonunda kapitalizmin dünyayı birleştireceğini, hudutları kevgir gibi delik deşik edeceğini tahmin etti ve sonunun o zaman geleceğini beklediğini söyledi. Belki de zaman yaklaştı. Ancak emeğin yabancı sığınmacıların ülkelerinin iç savaşından veya ekonomik yozlaşmadan kaçarak ülkelerine gelmelerine bile tahammül edemedikleri ve faşistlerle aynı doğrultuda oy kullandıkları bir zamanı yaşadığımızı da görmeliyiz.

Başka değerlerden yola çıkıp temel insan hakları arasına sığınma hakkını da katan insan gibi insanların varlığı yanında sığınmacıları milli hudutları yasadışı yollardan ülkelerine girdi diye kodese atanlar ve ilk fırsatta ellerinden bir şekilde kurtulmaya çalışanlar da var.

Dünyayı birleştirip insanca bir düzen kurulmasını sağlamak için uğraşacağına emek de kısacık ömründe kazandıklarını artırmak ve çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamaktan başka bir şey düşünmemek hepimizi havası kirlenmiş, suları kirlenmiş, toprağı zehirlenmiş ve sera etkisi nedeniyle sıcaklık, kuraklık ve depremlerle yanardağ patlamalarıyla dünyanın yaşanamayacak hale gelmesini sağlayan düzene boyun eğmek durumunda kalıyor olabilir. Stephan Hawking’in işaret ettiği gibi başka gezegen mi arayacağız.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.