İzlerken, kaçınılmaz düşünme tetiklemesi – Özkan Yıkıcı

0
33

Gün Perşembe. Gecenin saat bakımından ona doğru gidiyorum. Klavye başında yazarken, TELE bir ekranında İprahim Varlı ve Mahirden çağlara üç katılımlı dünya yorumlu prokramı izliyorum. İşlenen bir konu beni düşündürdü! Düşündürten başka ek haberler de zaten Türkiye üzerinden adamıza şöylesine geldi. Şöylesine geldi diye yazıyorum; Çünkü: bizim bol medya yayınlarımız bunları dahi yazmıyor. Doğan Medya gurubunun tarihe karışıp, kurumlarının Demirören kesimine doğru kayışı, internet yasaklı yasanın geçmesi gibi gelişmelerin, buraya da direk yansıyacağı kesin: Tıpkı Anti Kürt paranoyasının Nevruz günündeki kitap dağıtma yasalığındaki yaşanan polis saldırıları ve ardından gelen önemli yalaka savunma duruşları gibi…..

Tüm bu karışıklıkta, prokramda Gökyüzündeki gelişmelerdeki bir tartışma beni düşündürtme moduna soktu. Aslında, katılımcıların önemli bir eski yüzleşmeme durumunu da hatırlatmak zorunda braktı. Gerçekten, insanlar unutsa veya doğal karşılasa da gün gelir tekrardan düşünmek zorunda kalma tehlikesi hep vardır…..

Gün Perşenbe: gece gelişiyor. Aslında Çarşanbanın yorgunluğu ile Perşenbe prokram sonrası yaşadığım bazı durumlar sonrası, izleyecek aradaki bu prokram olmasa, belki de bilgisayar başında uyuyacak veya yatağa girip rüyalarla yorgunluklarımı atma sürecinde olacaktım. Fakat, hem kendimi yenileme, hem de yazma ile prokram yapma nedeniyle mutlaka takip edrek bilgielrle donatma anlayışım sonucu, Tele Bir prokramı Gökyüzünde yaşananları da önemli Türkiye aydın gazetecilerin katılımıyla izliyordum. İşte, bu prokramtdaki bir bölüm beni düşündürtü!******

Konu yine Afrin. Aslında Afindeki arka kapılardaki kalanlar değil! Görünüp de yaşanan gerçeklerin konuşulmak istenmeyen acı görsel görüntüler olmaktadır. ÖSO Afrinda yağmalamalar yapıyor…. Türkyüyide resmi devlet ekseni zafer şarkılarıyla yeni meydan okumalar yaparken, birçok yayında Afrindeki yağmaların resimleri yayınlanıyordu. Prokram kaçınılmaz olarak bunu da işliyordu. İlginç bazı resimler, Traktörle çekilen Mersedes araba veya evlerden alınan televizyondan öteki eşyaları yansıtan resimler günlerdir yayınlanıyor. Birileri zaten uyardıkları ÖSO hareketinin tam da kendini yeniden kanıtladığını da ekliyordu. Üstelik, tekrardan ÖSO içindeki Uygurlara varan cihatcı gerçeği de yeni bilgielrle yeniden diziliyordu.

İş savaş, yapılan yağma ve sık sık yaşanma gerçekleri olunca, salt Afrin değil hemen kısa zaman öncesi, ayni örgütlerin Halep kentini alırken ki yağmalar da akla geldi. Sanayi tesislerinin parçalarının dahi nasıl yağmalandığı haberleri de gelip dile kondu. Savaşın çirkin yönü ile katılanların siyasal duruşlarını yeniden konuşulur hale geldi. Tabi, ne acıdır ki direk Destekcisi olan ve örgütleyen Türkiye medya ekseni ile Alt yönetimli Kuzey Kıbrısta medya ile politik eksenler bunu söylemekten kaçındılar. Gerçeklerin acı bıçak keskinliğinin beraberinde söylenmedikçe olmayacak suskunluk dönemine girildi…..

Savaşlar, işkaler ve yağmalar…. Katledilenler ve biriken acılarla oluşan çaresiz öfkeli çığlıklar… Afrinde şimdi konuşulan olay öyle gizli sırlar veya masa arkalı anlaşmalar değil: konuşulan, göstere göstere yapılan yağmalar oluyor. Bunları söylemek, yazmak dahi tehlikeli olan koşullar yumağından geçiş ise daha da yeni paranoyal çılgınlıkların da davetini çıkarmaktadır….

Belirttim: konuyu biraz konuşanların aklına hemen Halep de geldi. Yine, Cihatcıların kutlama şenlikleri ile zafer çığlıkları atılan yerlerde, birileri de tüm dünyaya Halepteki sanayi tesislerine varan yağmaların resimlerini yayıyordu. Hala, bu yüzleşme yapılmadı. Ama, yapılanlar kafalarda kazındı. Eğer, öyle Uluslar arası hukuk falan varsa, kurdurtulan yargı organlarında yağmaların da yargılanma gereksinimi vardır. Şimdilik, Halep ötelenirken, Afrindeki yağmaların bir kesimce duyulmayarak geçiştirilmesi veya bahanelerle saptırılıp ötekileştirme düşmanlıkla tarafları gözünde savunturmaları da mümkün….

Afrin, Afrinlilerin olacak sözleri ile oluşan kaçışlarla, yağmalar döngüsünü dinlerken, devamında Suriye gerçeğindeki öteki yağmaları da dinlerken, Türkiyenin önemli aydın gazetecilerinin bir eksikliğini de hep hisetmekle de kendi kendime kalıyordum. Sanırım, ayni koşulu Kıbrıs için uyarsam, birielri hemen hidetlenip, yanında olsam bana saldırıp veya küfredecektir. İşte temel eksik bu. Bazen taraftar yaptı diye görmemek, bazen de kendin yapınca hiç konuşmama ikilem kısgacı, bu tip savaş sonrası yağmaların tekrar tekrar olmasının da kolay sonucudur. Hele de ganimet ruhlu, fetih sarhoşluğu ile ötekinin olanı elde etme hakları, bu tip olayların tekrar tekrar yaşanmasına neden olunmaktadır. Hat ta, savaşta fetedilen yerlerdeki yağmaların, ganimet paylaşım, savaşla elde edilen hak kültürü kökleşmesine neden olmaktadır. Sonrası mı: bunları hiç yapmamış gibi de kendi kendini öven insancıl övgülerle çok “iyi” insan olma probagandasına kaptırıp kandırmak kalıyor.

Tekrar yazacam! Birileri kızsa da bazıları zamanı değildir dese de her zaman geç kalmanın acı sızısıyla tekrardan uyarmak da gerektiğine inanarak belirtiyorum. Eğer, Kıbrıs ve Türkiye ve Hat ta belirli yüzleşme yapsa da Yunanistan bu konuda gereken yüzleşmeleri tamamlamadıkça, ayni kötü yanlışları hem zafer, hem başarı, hem de yapmadıklarını söyleyen, dönemsel algı probagandası olarak devam edecektir. Şimdi birielrine hem de Kuzey Kıbrısta Afrin yağmasını söylerseniz, önemli kesim içten gelen duygularla yanlış olduğunu söylermi? Çünkü belki söylerken, benzerinin zamanında kendi çevrsinin de yaptığını da karşısında görme tehlikesi vardır. Demek ki bazı kavramın şunun bunun yaptığı veya yaptığı halde yapmadı demekle olmuyor. Olan, ayni yanlışın yapıldığı gerçekleri daha derinden tekrarlanmasıdır.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.