Mısır’dan Zimbabve’ye dünya dönerken – Özkan Yıkıcı

0
45

Teknoloji ile buluşma iyi bir olaydır. Üstelik, teknoloji ile iyi şekilde kulanarak bütünleşme daha da güzel. Fakat, teknolojinin de arızaları veya engelemeleri de mümkün. Her gelişimin ve yeniliğin de eksik veya engelemeleri de birlikte oluşur. Sanırım, ben Cuma günü böylesine teknolojik engele takıldım. Bilgisayarda makalemi yazıp da okumadan gönderdikten sonra, okumaya başlayınca, teknolojik yanlışla karşılaştım. Bilgisayar ufak bir arıza ile makalemin cümlelerini karıştırıp, tam bir “çorba” haline getirdi. Okuduğum yazının ne bütünsel nede ortak bir değeri kaldı. Böylelikle, yazdığım makale de havada kaldı. Tabi ki yazıp gönderdikten sonra okumanın da eksikliği, yanlışla birleşti. Teknoloji bana nadiren kolaycılık değil de bu defa engel yapmış oldu. Öyle bir şeydir teknoloji de!

******

Bilgisayar arızasını giderdikten sonra, yeniden iki gün erteleme ile makalemi yazıyorum. Tabi ki aynisi değildir. Girişte yaptığım Uluslararası kural bölümü ile Soçi zirvesi bölümünü tamamen yazımdan çıkardım. Daha net bilgilerle Mısır olayına  yöneldim. Böylelikle, iki gün erteleme yazım da kendi nasibini de aldı…..

Soşide yapılan zirve ile çıkan sonuçla, dünyada şöylesine bir algı oluştu: Suriyede de savaşın seyrinin değişmesi ile ve en önemlisi IŞİD yenilgisi sonucu nefes alma beklentisi de oluştu. Özellikle, IŞİD yenilgisi ile sıkışan Elnusra örgütleri sonucu, feci haberlerin biraz aralanacağı algısı ponpalandı! Fakat olmadı: hem de tam da Mısır denilen Müslüman ülkede, İslamcı örgütün Müslümanların ibadet kutsal Cuma günü namaz çıkışına katliyamla saldırısı ile haberleştiriliyordu. Olaya nerden bakarsanız bakın, dinselik, insanlık veya Ortadoğu gerçekleri, hepsi harmanlanarak adeta “buyurun Ortadoğu coğrafyasına” diyordu….

Mısırın Sina çöllerinde Sufilerin Camisinde, Cuma kutsal gününde, insanlar camiden çıkarken, ibadetlerini yerine getirip rahatlarken! Karşılarında başka Müslüman bir örgütün resmen kıyımına uğradılar. Hem de “tekbir getirerek” yağdırılan bonba ile kurşunlarla. Kulaklara damıtılan şu “Müslümanlıkta bunlar yoktur, siyasal İslam la demokrasi uyumludur” ezberleri, yüzlerce insanın vahşice katledilmesi ile resmen silikleşiyordu.islam adına, müslümanın katledilerek cenet yolu veya dini ilahilerle saldırmanın tuhaf acı paradoksu ile doğal şekilde yeniden karşılaşıyorduk. Mısırın Sina bölgesinde müslümanın müslümanı hem de siyaset adına, “alahın aşkına” kıydığı bir uygulama ile…..

Duyarlı kamuoyu, ırak ve Suriyede devlet güçlerinin ilgili örgütleri yenerek, nefes aldırtma veya habrlerde en azından terör içerikli faciyaların azalacağı beklentisi oluşturulma çabasındaydılar. Oysa, Suriye yakınındaki öteki önemli arap Müslüman ülkesi Mısır, ayni faciyayı yaşıyordu. Hem de din adına ayni duygularla yapılan ibadet sonrası gerçekleşiyordu.Artık doğalaşan ve anımsadığım günden beri din adına yapılan bu insanlık dışı hareketler, artık doğalaştı. Münferit değil, normal güncel akışın parçası haline geldi. Mısırda resmen insan kıyımı üzerine dinsel siyasal hedefli cihatcı uygulama politikasının ufak bir tekrarı yaşanıyordu…

Ama, birileri hem de ayni düşüncede olanlar, ayni nefreti ve ortaçağ gericiliğini savunanlar “Müslümanlıkta bunlar yoktur” sığıntısına da devam ediyor. Nedense, “bunlar yoktur” diyenler, iyi yerleşen politik örneklem de hala sunamıyorlar. Daha vahimi şu: bu tip yapılanışla din ile siyasetle Ortaçağ karanlkta buluşanlar, en çok küfretikleri kesime değil de “kardeşlerimiz” dedikleri Müslümanları vahşice katlederek politik hedeflerine yürüyorlar. Örneğin, tüm Ortadoğu Müslüman etkin devletlerinde şidet acımasızca sürerken, en tehlikeli düşman dedikelri israile karşı tavır yapılmıyor. Suriyeden Mısıra sıçratılan katliyam veya bölgenin kan gölüyle donatanlar, İsrail gibi baş düşmanla mücadele değil de yerine göre ortaklaşma dahi yapıyorlar. Suriye olayında IŞİD ve Elnusra İsrail ile sınırdaki ortaklaşma bulgular tesadüf değildir….Onun için, Müslüman ülkelerin kendi içerlindeki hem gericileşme, hem de kıyım politik ivmesi yükseliyor.

Bunun temel noktası ise artık imkar edilemez konumdadır. Sudielrle kimin işbirlikci olduğu, Elnusradan IŞİD dek kimlerin örgütlediği artık bilinip de bilinmemezliğin örtemiyeceği derecede ortada. Emperyalist ülkeler, Ortadoğu ve daha geniş coğrafyayı hegemonya altında tutma, solu ve ulusal hareketleri ezmek için hep dini Sünni merkezli yapıları örgütleyip desteklediler. İşleri bitince de onları ya serseri mayın gibi serbesleştirip meydana saldılar veya onları toparlayıp başka yerde kulanmaya devam hızına girdiler. Elkaydeden IŞİD konumuna dek ayni senaryolar devam ediyor. Mısır adeta son Sina katliyamı ile bize sadece bu genel oyunun ufak sahnesini oynadı…..

Tesadüfe bakın; olay tam da İsrail sınırına yakın yerde gerçekleşti. Tıpkı dün Suriyenin güney sınırında israilin ısrarla Suriye devleti yerine Elnusra IŞİD seçkisinin olması gibi..

*****

Ortadoğunun klasik yeni kültürler çatışmalı versyonların örneklerinden sıyrılıp,Afrikanın güneyine doğru yolanalım. Bir zamanların ırkçı, sonra herkesin beklentiye girdiği ve giderek unutarak ne olduğunu konuşmadığı sömürgesel adı Rodezya ve kurtuluş sonrası Zimbabeye ulaşalım….

Zimbabe, kendi kurtuluşunda önemli rol alan Robet Mugavenin siyasi yaşamına son verdi. Pek de normal şekilde olmadı. Ordunun hareketi ve bazı dış güçlerin müdahalesi ile birlikte Mugave sonunda teslim olup istifa yaptı. Bir anlamda kurtardığı ülkenin, yarınlarına başlangıçta önemli taşlar döşerken, şimdi adeta sorgulanan lider olarak devrildi. Burada herkese kısadan hisse düşüyor!

Şimdiki adı Zimbabe, Britanya kralığı tarafından sömürgeleştirildi. Öylesine vahşice sömürgeleştirildi ki ülke adı dahi, sömüren şirket adıyla “Rodezya” konuldu. Elmas zengini ülke, maden  şirketlerinin kısgacına girdi. Belirli dönem bağımsızlık adıyla, ırkçı “Rodezya” olarak kabulendirilme uğraşları oldu. Halk mücadele yaptı. Elbet, klasik doğruyla, bu işi de Sosyalistler yapıyordu. Robert Mugave de bu hareketlerin liderlerinden birisi oluyordu. Hapse ve diğer kötü uygulamalara da uğradı. Sonuçta: 1980 yılında ülke Zimbabe adıyla bağımsız ülke haline geldi….

Mugave, ilk başlangıçta eğitimden sağlığa varan önemli sosyal politikalarda başarılı oldu. Tarımda önemli üretim adımalrı da gerçekleştirdi. Bir çok ülkeden aydın ve sosyalistler katgı adıyla Zimbabeye ulaştılar. Önemli yol aldılar. Bazı sol iiçi çatışmalar ise miğde bulandırıyordu. Doksanlar krizi ise soruları oluşturdu. Özellikle İMF yönelişi ile öteki bazı adımalr krizi tetikledi. Mugave bunu örtme adına beyazların elindeki büyük toprakları alıp siyahların eline vermek istedi. Bu politika batı sistemle karşı karşıya daha sert şekilde kendini getirdi. Plansız ve dengesiz yapılan bu uygulama ise tarımda olumsuz etkiler yaptı. Tabi, konulan teknolojik anbargo ile zengin elmas yatakları da işletilemedi.

Krizler zaten eylim olan Çine doğru ivmeleri kaydırtı. Fakat, Mugave artık iktidar olayında sorunlar oluşturma dönemini de hızlandırdı. Hele de yardımcısını görevden alıp eşini başkanlığa hazırlama hamlesi, kendi sonunun da tamtamlarını çaldı. En yakını ordu harekete geçti, kendini destekleyen ZANU partisi de desteğini çekince, ülkenin bağımsızlık liderlerinden Robert Mugave, iktidarı kötü şekilde kaybetti!

Olayda bir takım nedenler sayılır. Çin ile olan son çelişkilerden, eşinin yaşam şekli ile oluşan içsel sorunların toplamında, yenilemeyen ve yerinde iktidarı brakma konumuna gelemeyen Mugave, kahramanlıktan ve başarıdan şimdi bir çok suçlama ile görevden hem de yakınlarınca alındı. Bu herkese önemli dersler verecek bir siyasal serüvendir.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.