Krizlerle dans ederken – Özkan Yıkıcı

0
44

Yeniden yaşanarak anladım ki “en anormal koşul süreklenip doğal hale gelince, bu normal yaşam gibi algılanıp sürdürülmektedir”! Anormal denilenin, yaşanarak nasıl doğalaşıp normaleştiğinin kanıtlarıyla yaşamımız dolup düğümleşti. Salt özel veya genel değil, her alanda krizler ve sterslerle dolu günümüz, normal şekilde akıp gitmektedir. Sanki, yaşanılan krizlerin hiç birinin farkında değilmişiz gibi olduk. Yaşanarak yeniden şu öğreti de tekrarlandı: salt tek kriz değil, hem krizlerin değişik şekilde oluşu, bunların da yönetilemeyerek belirsizliklerle dolu önümüzün olmasının da çakıştığı önemli durumda da bulunuyoruz. Bulunuyoruz da bunları dahi artık, ö denli doğalaştı ki farkına dahi varamadığımız bütünsel gerçekler de örtülüyor….

Krizlerle dans ediyoruz! İşin ne abartısı var, nede konuşmak için konuşulma durumu söz konusudur. Dünya yaklaşık 10 yıldır genel ekonomik krizi yaşamaktadır. Ağırlıklı olarak Finansman alanında etkielri ağırdır. İşin burasını daha da kötü etkileyen tavır ise “Krizin yönetilemediği, gelecek için yeni toparlama prokramının da şekilendirilemediği” da net olarak ortaya çıkıyor. Kriz varlığı çeşitli kelimelerle geçiştiriliyor! “Teyet geçme, batma, bunalım, fırsatı değerlendirme” gibi kelimelerle etiketlendiriliyor! Her krizin iflas eden ile fırsatı kulanıp kazanan ikileminden dahi olay soyutlandırıldı! Krizin genel varlığı dahi popilizim ve öteki tutumlarla hep örtülüyor. Kimisi de utanmadan, Krizden nasıl kar sağlanıp, ötekileri mahvederek “kazandıklarını” kar hanelerine yazıyorlar…. Ama acı gerçek şu: sistemin geneli, ne krizin çözümünü, ne yöneterek hafifletmesini ve nede gelecek çıkışla yeni politik öngörüsünü hala net olarak ortaya koyamadı! Kısacası, sistem ne krizi yönetiyor, nede yeni reçetesi ile geleceğin ışığını çakamıyor! Zaten bunun en acı göstergesi, krizi konuşturtmayarak, özellikle kitlesel etkilerini de gizleyerek, sanki normal koşullar varmışcasına demeçler ve algılar operasyonlarına devam edilmektedir….

Elbet, ekonomik kriz olunca, çıkış noktası olmayınca, krizden beslenen kesimler kadar, krizi kulanarak politika yaparak kazanç sağlayan kesimler de güçlenmektedir. Sistemler veya dar anlamda devletler, kriz döneminde başarısızlıklarını hep savaş veya krizlerle politik yönelişler yaparak, nefes alma ile kar sağlama yoluna kolayca yönelinir. Boşuna değil, genel Kapitalist ekonomik kriz ile ağırlıklı olarak bölgemizde tırmandırılan savaşların çakışması boşuna değildir! En ufak sorgu ile bu bölgesel oluşturulan ve ülkesel olarak sunulan sıcak çatışmalarda ne ararsanız var: Uluslar arası güçelr, bölgesel merkezler, ülke içi ayrışlar ve giderek ufak ufak yerel olgular, hepsi harmanlaşıp bu savaşta rollerini alıyorlar. Sanırım Suriye haritası bize gereken her açıklamanın damıtılmış şeklini gösterir. ABD Rusyadan başlayan, Türkiye iran ve Sudilerin bölgesel güçler olarak ve Suriye içindeki mezhepselikten etnik farklılıklara dek her türden olguyu bulmanız mümkündür. Her kesim kendine göre itifak ve karşıt oluşturdu. Kriz dönemli ve kırılganlıklarla dolu bu yumakta, dün dostluğun bu gün öfkeli karşıt olmasını da yakalarız. Dün eğer başarılı olunsaydı, IŞİD iktidarlı batı Türkiye destekli IŞİD Elnusra kardeşliği ile karşılaşacak ken, başarısızlık ve denklem sonucu ayni örgütler bu gün düşman olarak ilan ediliyor. Sanırım, hiç uzağa gitmeden, Türkiyenin Suriye politikasıyla bunları birkaç yıllık gelişmelerde yakalamak kolaydır. Dün idlipe sokularak Esatı devirecek güçelre karşı, şimdi Türkiye yıkacağı kesimlerle birlikte desteklediği yapıya karşı idlipte operasyona başladı…..

Başka bir açıdan bakacak olursak; Kriz dönemli koşullarda politik bazı kulanım silahları da geliştirir. Yine uzağa gitmeyelim: Salı günü 10 Ekim Ankara katliyamının yıl dönümü oluyordu. Bu olayın kriz dönemli krizle yönetmenin önemli bir örneklemi oldu. Bu katliyamla Türkiyede resmen Barışçıl güçlere önemli bir darbe vuruldu. Zaten, olay sonrası Davutoğlunun dediği gibi “bu katliyamla oy artışımız da oldu” tespiti oldukça çarpıcı gerçekti! Aslında verilen mesaj net: kriz ve belrisizlik, korku ve baskıyla bütünleşince, kulanılan yöntemle kitlesel karşılık da bulma olasılığı hep vardır. Salt Türkiye için konuşmayalım: Özellikle girilen ekonomik krizden çıkılmadıkça, kemer sıkmalarla, fırsatlar kulanılıp karlar eklenirken, sol seçeneksizlik de belirginleşince, sistem yeni politika açılımı yaratamadığı için de etnik ırkçılık “faşizim” kitlesel karşılıklar da bulmaktadır. Boşuna değil, dinsel gerici olgular, etnik ırkçı faşist düşünceler artık kitlesel karşılıkla oya, devlet yönetim şeklerinde uygulama biçimi haline geldi. Ortadoğuda resmen gericilik salt siyasal değil sosyal geri dönüşüm noktasına dek gelip kendine has siyasal kurguları da gerçekleştirildi. Siyasal İslam veya radikal öteki şekli ile artık normal seçkiler haline sokuldu. Ayni şekilde batıda da yumuşatılarak “yabancı düşmanlığı” imgesi ile faşist partielr de artık seçimlerle dahi seçenek haline geldi. Bunlar, krizlerdeki yönetememe ile egemen sermaye kesiminin yöneldiği siyasal seçkiler olarak da bütünleşip, krizlerle sistemi idare etme yöntemi olarak kulanılmaktadır….

Krizler salt genel veya bölgesel değil, bunların ülkesel veya gidrek özel yansımalarıyla da bizi kuşatıyorlar. Karşılığı olmadığı için de bunları yaşayarak kanıtladık. Sanki, dünya ve biz ayni koşullarda senelerdir yaşıyormuşcasınayız. Buna sağ olsun Medya yayınları da oldukça katgı yapıyorlar. Öğretilerle bunların normal ve hat ta geleceğin yararına olduğu da öğretielrek nesiler yetiştiriliyor. Ürünleri ise en başta seçilen liderlerden, kulanılan dile de politik eksende yansımaktadır. Buşlu Amerika veya şimdiki Trumpu kimlerin destekleyerek iktidar yaptığı dahi konuşturulmayarak örtülmek isteniyor. Göstere göstere yaşanan Türkiyedeki aKP dönemi de olayın yakın yaşanan kanıtıdır. Salt iktidar veya politik değil, sosyal değişimler ve krizlerle kitleler yönetilerek bunlar daha da kökleştiriliyor. Sadece son Ortadoğuda başlatılan ve adına “özgürlük ve barış” denilen yetişen ve oynayan aktörlere bakın: IŞİD, Elnusra gibi yapılar bölgemizde oluştu* Din inanılmaz politik bir esruman haline sokulup, Mezhepsel ayrımlar kırılması ile hegemonyacılık oynanıyor. Uluslar arası güçelrin itifakcılarına bakın! Bölge koşullarına demokrasi Sudilerle, Türkiye ve perde arkasında İsrail merkezli işbirliği ile gelecekmiş! Bunun lideri Buş ve şimdi Trump oluyor. Siyasal İslam adıyla kurgulanan yapılar ise şimdiden iflasını ilan ediyor. Fakat, her çaba yeni savaş ve krizlerle bezeniyor. Bundandır ki her krizin kulanılan yüzü ve arka penceresinin olma ikilemi hep karşımıza geldi. Kutsal denilen itifaklar ise ansızın ayrışıp düşmanlaştı. Esat Eset olup yeniden Esata doğru kayıyor. Fakat, devlet idolojileri hep dış politikayı iç politik çıkarlarla da örtüştürdüler. İç politikadaki aşmazlarını, dışa yönelik krizlere oynayarak başarıyla örtme yoluna hep giriyorlar. Özellikle yaşanan dış politik gelişmeleri sorgulayamayan ülkelerde, ne zaman sıkışılsa, hemen dış politik olgusunu kulanıp “dışa karşı birlik” naralarıyla lehlerine çevirir. Boşuna değil: ben hep şu uyarıları yaptım: Türkiye Kıbrıs konusunda, Kıbrıslılar da Türkiye gerçeği ile yüzleşip, gerçeklerle karşılaşmadıkça bu eksiklik karşılarına hep olumsuzluk olarak gelecektir. Nitekim, hiç uzağa gitmeyelim: Tam 10 Ekim günü Türkiyedeki Ankara katliyamının anısına olan zamanda Sözcü gazetesinde Soner Yalçını okudum! Soner Yalçın iç politik konularda Erdoğana en karşı olduğunu söyleyen yazarlardan birisidir. Fakat: iş Suriye müdahalesi ve Kürtler olunca, hemen Kıbrıs sosunu da katarak, “birlik olma ve Mehmetcik adına” genel politika ekseninde hemen buluştu! Ayni tutum; Kılıçtaroğlunda da olmadı mı? Suriye politikasına veya ırak olaylarına karşı gibi olurken, meclise gelen dışa asker müdahale olayına hemen istenen onayı verdi! Bunlar dilerim birilerine bir şeyler anlatır….

Ayni durumu daha da acemilikle burada eski bir üst birokrat konuşmasında yaşadım: müdür olmak için her türlü yalakayı yapan, sırf birielrine de mesaj olsun diye camiye gidip namaz kılan zat! Bana sıkılmadan şunu söyledi: “Erdoğanı alkışlıyorum* Benim düşündüğüm gençlik dönemi gibi, Amerikaya karşı duruyor” dedi. Bu politik koşullar ile alınan karşılıklarla eğer krizlerle destekler artıp algılarla bunlar destekleniyorsa, elbet uygulanması devam edilecektir. Aslında, hem krizler var, hem de kırılganlıklar da artıyor. Belirsizliklerle dolu, boşlukların yeni fırsatlarla kaynaştığı belirsizliklerde, birielri de ordan oraya savrularak fırsatı değerlendirmek istemesi de gayet doğaldır. Çevremizde olan da bu. Ama en gerçekci duruma bakın: Rusya hem Türkiye hem de Sudilere füze satıyor* ABD hem Sudilere hem de krizleştirdiği Katara yüklü miktarda silah satıyor. Basit soru: bu krizden hangi sermaye kesimi kasasını doldurdu? Ayni ülkeler neden her güçten silah alıyor? Genele gelelim: kriz ve yönetimle yeni krizerle yol alınırken, kimler kazanıp hangi siyasal noktaya geldik*

Konuyu fazla boğmadan da ben yazımnı buarada bitireyim. Yalnız, onca konuda brakın çareleri, toplantı dahi yapamayan güçler, birbirini kaydırmaca oynuna sokanlar, durup da Kıbrısta hiçbir yeni kıpırtın yok ken, neden burada ortak müdahale yapsınlar.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.