İstanbul’dan izlerken – Özkan Yıkıcı

0
54

Hafta başından beridir, istanbulda hastanede bulunuyorum. Pazartesi ile başlyan sağlık operasyonumla, adeta bir odada kalmak zorunda kaldım. Eskiden arkadaş gibi taşıdığım radyom, bu defa bana pek faydalı olmadı. Ancak, teknolojinin Bilgisayarı o boşluğu doldurdu. Onu da ancak, Çarşanba günü kulanma olasılığına ulaştım. Garip işlerdir bunlar. En normal olması gerekenin, kolayca anormeleşmenin de örneklemini yaşadım. Sonuçta, istanbuldan, hastane içinden, dünya ile alakadar olmakla da zaman buldum. Ancak, medya durumu ve tek eksenli yayınlar adeta sıkıcı şekilde de peşimi brakmadı. Radyom dahi bana bu defa gereken arkadaşlığı yapamadı. Çünkü, gerçekten onca istasyona karşın, değişik şekilde müzikten öteki yayınlara katgısı olamadı!

*****

Yine de istanbuldan izlenimler yapmaya devam ediyorum. Orhan Veli gibi “istanbulu gözlerim kapalı” dinlemiyorum! İstanbuldan hastane içinden izlemekle yetiniyorum. İstanbulu gözlerim kapalı dinleyerek şarkılar mırıldamıyorum! Livaneli veya Karacanın sesleriyle de Orhanın şiirini birlikte ezgiyle dinlemiyorum. Ben, olanaklarla istanbuldan izlemeler yaparak, gelecek haberlerle kendimin de dünyasına bakıyorum. İstanbulu dinlemek değil de izlemekten geçiyorum. Cumartesi günkü Boğaz gezintisi de olmasa, Pazartesinden beridir hep hastane içinde dolanıp, operasyondan operasyona geçiyorum…

Orhan Veli istanbulu gözleri kapalı dinleyerek, Livaneliden Ceme dek eserler besteletirdi! Vedat Türkali ise “Bekle bvizi İstanbul” şiirini yazarak, yarının İstanbul umudunu sözlendirdi! Edip akbayramdan Onur Akın da bu şiirle Bekle bizi istanbulu türküleştirdi. Yıkılan ve yağmalanan istanbulun Kırklarının resmini cizdi. Sanki Bu günün simgesi gibi oldu. Bundandır ki Orhan Veli veya Vedat Türkalinin şiirleri hala İstanbul için geçerli sözler olup, sanatlaşarak geleneksel kültüre eklendi…..

İstanbul Eylül ayını tamamlıyor. Baharın sonu denilip, adeta, bozulan iklimlerin resmini de çekiyor. Hem yoğun yağış, hem ansızın çıkan ısıtıcı güneş, birlikte nasıl bir iklim katliyamının yaşama düşen yoğun damlaları oluyordu. Hayat ise devam ediyor. Endişeler, koşuşmalar ve durmadan siyasal haber yapıp, adeta “otosansürlenme” doğalaşan ağların içinde yumaklaşıp, kör düyüm haline getirilmektedir.

Kuzey Kıbrısın alatürkalı, silik ve bol sözlerle, anlamını söyleyenin dahi inanmadıkları gündemler şimdilik bana uzak. Arada sitelere girip, Kuzey Kıbrıs gelişmelerine bakınca, pek de doyurucu haber de bulamıyorum. Zaten, sağolsun, bizdeki habercilik, makamsal demeçlerle ve karşılıklarla, çizilen sığ çizgi içinde habercilikle kısgaca alınmanın yetersizlikleri ile yetiştik. Konuşmama ile çıkarın nasıl bütünleştiğini de bedel ile normaleştirdik. Oysa, ben burada belirsizlikle konuşulan yeni Eğitim sürecinin, orada da tartışılmasını beklerdim. Çünkü, aynen, oraya da yansıyacak bu “yaz boz” tutumu en başta öğrencielrden başlayarak, yarınların belirsizleşmesini de taşımaktadır. Fakat, eminim ki tıpkı değişen müfredat gibi, son eğitimdeki başta sınavlarla alakalı gelişmeler de “aman ha dokunma” kültürü ile Kuzey Kıbrıs için oldukça yabancı kalmaktadır. Belki birkaç öğretmen sendikası uyarı olarak demeç veriyordur! Buna da kaçış düşüncesi ile “bu sendikalar da çok oluyor” saldırısı da kitlesel karşılık da bulacaktır.

Gerçekten Türkiye son dönemde eğitimdeki sınavlar olayı, müfredat değişimleri ile “yaz boz” tahtasına devam ediyor. Belirsizlik le tedirginliklere makamlardan gelen çelişkili açıklamalar da tuz biber erkek artırılıyor. Ben bu konuda en deneğimli yazar olan “Abas Güçlüğü” dinledim! Eğer, oda belirsizlikten söz ediyor ise önerilerin çelişkilerini gayet basit şekilde söylüyor ise demek ki gerçekten kağoslu bir belirsizlik oturdu.

Sahi, Kuzey Kıbrıs öürencileri de Ünüversitelere girişte YÖK kuralalrına göre yapılıyor. Kuzey kIbrıs eğitim müfredatı da Türkiye eksenlidir! Bu neden bizi hala ilgilendirmiyor? Çünkü,kurulan sistemin özü bu!……

İstanbulu izliyorum: Eğitimdeki okul açılışı ile yaz bozun olması, geleceğin belirsizleşme gerçeği arasında, hastane odamdan medya içinden gereken katgıları arıyorum. Ayni açıklamalar peşpeşe yapılsa da yarını konuşan pek yok! Benzeri, yeniden artırılan vergielrle yaşanıyor. Her deşme ardından daha başka bilgielr de yakalanıyor. Aslında, Torba yasa olayının özü de bu! Hepsini bir torbaya koyarak, bunu ayıklayıp öğrenene dek iş işten geçmektedir. Nitekim, Y.40 Taşıt vergi artışının bazısında Y.66 dek ulaştığı, ancak torbadan bilgiler çıktıkca anlaşılıyor. İşin gerçeği, Bütce açığı nedeniyle bunun değişik şekilde geleceğini Türkiyenin önemli iktisatcılarından Mustafa Sönmez uyardı! Ama, olayı Güvenlik denilip, adeta konuşmanın da sınırı kondu. Oysa, Çiğdem Toker vergi artışıyla sağlanacak 28 Milyar olayının, ancak 8 miktarının Güvenliğe gideceğini ve ötekinin yerinin açıklanmadığını da yazdı. Bu dahi pek kıyaslanıp tartışılmıyor….

İstanbulu izliyorum! Bir hastane odasından, elimde bilgisayarım ve pek izlemesem de radyodan televizyona olan kaynaklarla, boş günlerimi doldurmakla meşkuliyetimi zorluyorum. Beklenti ve izlemek kısgacında, bazen adeta kendi kendim le yüzleşiyorum. En kötüsü ne mi? İnsanların yaşarken, yaşadıkalrını konuşmama ile unutmalarıdır. Bana her yaşadığım olay unutsam da bana acı yaşamın yüzüme vuran keskin bıçağını hisediyorum….

İstanbulda bulunuyorum. Müzik esrumanlarım yanımda yok ki yaşadıklarımı tınlaştırıp ezgi yapayım! Bir tını ile kendimi rahatlatma koşulum eksik. Ama, kendime olan kendi saygım ile okuyucularıma da buradan izler yazmak da görevim haline geldi. Ben İstanbul hastanesinde otururken, ırak Kürt fitilinin çekimi ile yeni altüstler tortularından çıkacak belirsizlikler yaşanıyor. İspanyanın Katalonları bağımsızlık referandumu uğraşında. ABD li Trump dönemi yeni bakan istifasıyla adeta dünya hegemonist siyaset kırılganlıklarının sarsıntıları da devam ediyor. Kuzey Kıbrıs için doğrusu merakım pek yok. Arada arayan dostların sesleri ise bana en azından oluşan boşlukta yeni bir nefes gibi geliyor. Ama, yarını soracak olursanız, doğrusu önümüzü göremiyoruz! Oluşan ve durmadan beslenen sis, yakındaki yolun dahi anlaşılmasını engeliyor. El yordamıyla yarına ulaşma umutlarını yeşerterek, gerçeklere doğru yelken açmanın çabasından da başka bir çare de kalmıyor.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.