Hastanenden yazarken – Özkan Yıkıcı

0
63

Yeni göz operasyonu için İstanbul’da bulunuyorum. Hatta Salı günü önemli ameliyatı da geçirdim. Riskli bir döneme doğru gidiyorum. Ancak, etrafı da izlemeden edemiyorum. Şimdi, yazıyı yazarken dahi, televizyon izlememe konumda oluşum, dışarının, adeta sendrum denecek iklim koşullarını yaşadığı zaman içinde bulunuyorum. Resmen, İstanbul yanlış kentleşmenin, bozulan iklimlerin, direk yaşamsal örneklemini yaşıyor….

Hastanene için geldiğimden dolayı, yanımda bilgisayarımı ve radyomu da aldım. Biraz strest atmak, oyalanmak ve dünyadan kopmama adına böylesi araçları da yanıma aldım. Fakat, gerek odamdaki televizyondan, gerek se karıştırdığım ufak radyo ile önceki gelişlerle şimdikinin de farkını neyazık ki yaşayarak yeniden anladım. Radyoyu karıştırırken, hep ayni içerikli yayınlarla dolup taştı. Bildiğimiz Türkiyenin kendisini ufak radyoda istasyondan istasyona geçerken, kanıtlarıyla birlikte yaşadım. Televizyonu izlemek için ise doğrusu yayın bulamıyordum. Tektük dinlediğim kanalların da bağımlı olunan Dijitürkte olmadığı için de onları da bulamadım. Ama, bu tektiplilik ile nasıl bir ülke oluştuğunu da yeniden hastane içinde yaşayarak anlıyordum. Anlıyordum da eskiden beri savunduğum sağlıktaki kamu özel farklılığının da sonuçlarını kendimle birlikte yaşadım.

Kar amaçlı şirket yatırımları ile piyasadan kar amaçlı görüşlerle biçimlenen teknolojik sağlık adımları, herkese ulaşamama acı sonuç kadar, gereken kamusal özenin de insana ulaşamamasını da gördüm. Gerçekten, kamusal anlamda sağlık olsaydı, bugün ufak adımlarla atılan gelişmeler veya ilaç tekelerinin kar hırslarıyla piyasalaşrtırmalar insana yönelik sağlıktaki gelişmeleri nasıl engelediğini de yaşayarak yeniden öğrendim.

Burada sokağa çıakrsanız, hele Taksime kısa zaman öncesi gelip gelmeyenlerin gelmesi halinde, nasıl değişim olduğunu hemen anlar. Özellikle adeta yeni siyasal tiplerinin nasıl yerleştiğine tanık olacaklardır. Burada Kürdistan referandumu nedeniyle, yeniden bildik anlayışlar, radyolardan televizyonlara tek sesle haykırılıyor. Bunlar nasıl yarınların da soru işaretleri. Dediğim gibi; Türkiye zaten Kıbrıs gibi konularda yüzleşmedikçe, bölgesel her olayda ayni yanlışa düşmeye adaydır. Konuşmak isteyenin çekindiği, güvenmediökçe fısıltı dahi yapmadığı acayip bir birikim insan gerçeği vardır. Tabi merakım da oluştu! Bizde de savunulan Sudi saat olayına Türkiye Danıştayı ters karar verdi! Bunun anlamı elbet düşünülmelidir.

İstanbul iklim bozulmasını ve plansız kentleşmenin günlerini yağış ve sıcakla birlikte yaşıyor! Çelişkilerle dolu ortamda, oluşan yaşam akışkanlıkla işler devam ediyor. Şimdilik Barzani ve eğitimde yeniden yazboz tahtasının kendine has gündemi oluştu. Bilmem, Kıbrısta özellikle yeni dönemle gelen direk bizi de etkileyecek konularda hala sesizliğin ne derecede olduğunu tam bilemiyorum. Ama, dün başarı denilen her şey, birden ya başarısızlıkla sil baştan oluyor veya “yanıldık la” geçiştirilip yeniden başka adımlar atılıyor. Bereket Kürt referandumu geldi de birçok partiyi yeniden dışp politika işdahı ile buluşturdu!

Hastahane odamda gözümün biri kapalı, yazıyorum. Hem kendi yarınımı düşünürken, bir de olaylardan kopmamaya çalışıyorum. Zaten, istesem de kopamıyorum. Radyoyu açınca veya şu anda bağlantıları kesilen televizyon yayınları dahi bana birçok mesajı vermeğe yetiyor. Bir de arada duyduğum dünkü dost B Barzani sözleri, veya Musul Kerkük alma konuşmaları da sadece tuhaf ironi olup geçiyor. Ama, kamuoyu resmen buna hazır duruyor. Boşuna değil TBM toplantısında CHP dahi teskereye oy desteği vermesi boşuna olmadı!

Neyse, bana telefon açıp halhatır soran dostlara selamlar. Elbet, önceki yazımda belirtiğim gibi, böylesi günler, insana istemese de duygusal bakışı da getirir. Bakalım, bu İstanbul günlerinden nasıl sıvışıp, yeniden yaşama başlayacam!

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.