Kıbrıs’tan Güney Kore’ye – Özkan Yıkıcı

0
209

Bu yazımı sosyal muhalefet eksenindeki gelişmeler ülkesel sorunlar hamleleri ile yazmaya çalışacam. Alınacak dersler ve siyasal hamelelrin örüldüğü makalemi elbet insanların da duruşlarını da deyerlendirme farkı olacaktır. Konuşulmadan konuşturulmama, öğrenmeden bilimsel olunmayan ve cihalet le kolayca kandırılan, ilgisizliklerle gelenlere engel olunamadığı bizim dar dünyamızda, yaşanan süreçelrin bazı olgularını mutlaka birilerinin de yazması gerekir. Kıbrıs Kore ekseni bizim son muhalif ve sorunsal ikilemlerinin kısa bir dolaşımına girmiş olacaksınız. Özellikle hem son yaşanan sorunlarla muhalefet gelişmeler, iki tarafın da parçalanma ortak gerçeklikleri, bir anlamda örneklem olarak önemli yansıtıcılık olmaktadır. Üstelik işin ironisi de vardır! B.M. sekreteri Güney Koreliyken, kendi ülkesi için laflar etmezken, nedense Kıbrısı konuşması ve görüşmelere katılmasının da paradoksal bir travmatik gerçekliği de vardır…

Kuzey Kıbrıs ikili bir gelişme rüzgarında savruluyor. Yeni ulusal imgeli 29 Kasım katliyamı ile trafik yolundan önemli muhalefet dalgası oluştu. Daha önce de yazdım: 29 Kasım Salı trafik katliyamı öylesi bir simgeler buluşması yaptı ki, sistemin kuralsız yönetim şeklinin resmini ortaya serdi. Taşolcaklarının yıkıcılığı, bozuk ulaşım yol ağı, saati dahi kendine göre ayalrlayamayacak iradesiz yönetim, çalışan işçilik yönüyle kaçakcılıktan, kamyon sürme ehliyetsizliği, yük ağırlığının üstünde yük yüklemek ve karanlıkta uyumsuzluklarla kamyonun öğrenci servisini biçme katliyamı, Kuzey kıbrısdaki kuralsızlıkları, yasadışılıkları ve alt yapı anlayışının yanına çalışma yaşamındaki kaçakcılıktan, ehliyetsizliğe varan çok karmaşalı olguları bir trafik olayında resimlerle ortaklaştırdı. Siyasal iradenin olmadığı, kuralsızlığın ayuka çıktığı ve yasalara karşın yasalara uymayan erkin adeta ihbarlı resmini çizdirti.

Böylesi olay onca gerçekleri kaynaştırınca da alışılmamış öfke de muhalif patlama olarak ilk önce liselilerle sokağa yansıdı. Tartışılacak birçok konu olmasına rağmen, satın Sudileşmesi öne çıktı. Duyulan acı, biriken gerçek örtüsünü kaldırtmaya başladı. Tabi Kamu liseleri sokağa çıktı. Özel liselerin yapısal gerçekliği ayni duyguda buluşma sokakta yaratamadı. Kocaman ünüversiteelerimizin gençliği ise tıpkı her konuda olduğu gibi konulardan uzak kendi dünyalarındaki derebeylik yapısında kaldı.

Liseli tepkisi sendikal belirli kesimelri de sürükledi. Özellikle meclis siyasal partileri sesiz kaldı. Malı kurtarma adına yayınladıkları bildirilerde de olayın tümüne hiç deyinmediler. Kendiliyinden gelen liseli öfke ile buna uyma adına bazı sendikalarla, sokaktaki yurtaş tepkiye katıldı. Böylesi dağınık ve ortak ivmeye gelemeyen muhalefetin de eksiklikleri hep sırıtıyordu. Ayni şekilde koltukta oturup siyasal yönetici olanlar da krizi yönetemediler. Başta açıklama dahi yapamadılar. Ama Sudi eksenli Türkiyeleşme işbirlikci teslimiyetcilik adeta iliklerine dek işledi. Nitekim; muhalefet kırılmaya ve hele hafta içinde eylem dağılımında dahi darmadağınlaşan muhalif ekseni görünce, önce polisle saldırıya, sonra saçmasapan açıklamalarla kendilerini yansıtılar. Normal saat olan Kış saat dilimini dahi “papazın saati” ilan eden Başbakan muhteremler oldu!

İktidar yapısını, Türkiyeleşme gerçeklerini hep biliriz. Biliriz de nedense söyleyince de anormal olunan garip travmanın da esiri haldeyiz. İçeleşeip güncel oynamalarla sömürgeleşen ve ilhaklaşan Kuzey Kıbrıs bu muhalif dalganın ilk bölümünde de yetersiz kalıp gerilemeler olmaya başladı. Kendilikli hareketlerin her zaman saman alevi ötesine geçme şansı yoktur. Muhalif ivme geriledikçe de resmi yönetim ekseni ve kuklaları da harekete geçer. Konuyu istedikelri noktaya doğru çekerler. Bizim koltukcular acemi ve işbirlikci silikleşen konumda oldukları için de saçmalama saplantısı ve “Rumculuk” suçlama ruhiyesi hala devam etiğini de bu olayla yeniden kanıtladılar.

Bunlar olup giderken, Kıbrıs görüşmelerinde Erdoğanın da katılacağı bilgisi de ayni yanlışların ağırlığı ile algılandı. Erdoğan Türkkiyesini konuşmayan, Kıbrıs görüşmelerindeki gerçekleri ele alamayan ve en önemlisi kendi görüş koymadan “barış” demenin kırılganlığı yeniden bu adımla ortaya serildi.

Bu konuda bazı uyarıcı şekilde gelecek tutumların anlamını yazacam: Erdoğan ve çevresi ile buradaki işbirlikcileri hep “senesonuna” hedefiyle görüşme kısgacına oynadılar. Hep uyardık: aslında istenilen barışçıl hedef deyil de Türkiye AKP stratejilerinin hesapları olacağını ısrarla yazdık. Sansürlü açıklama ile yetinilmemesini ve pratikle birlikte öteki hamlelere dikat edilmesini bağıra bağıra yazdık, söyledik. Ama Sonn Erdoğan katılım gerçeği, birielrine “çözülüyor” imajına yönelti. Halbuki Türkiyenin Kıbrıs politikası kadar, öteki yan yana koyulcaak başka gelişmeler de vardır.

Erdoğan kimine göre beşli, kimine göre çoklu konferansa katılacağını açıklarken, masadaki etkisini de birlikte düşünme basitliği dahi çoğu çevrede düşünülmedi! Ayrıca, Erdoğan ayni zamanda şu başka hamleleri de yaptı: Baştan beri hedefi olan başkanlık yapısının anayasal metnini meclise gönderdi. Böylelikle hem Kıbrıs masasında hem de başkanlık yasalaştırma yolları kesişen zaman dilimine düştü. Ayrıca; Suriye politikasında Rusya ile garip ve çelişkili ilişkiler meydanda yansırken, yeni ABD RUS hamlesi de bekleniyor. Halep kentinin artık cihatcıların elinden Suriye kuvetlerine geçişle konu daha bir Türkiyeleştirme noktasına da kayıyor. Sadece bu saydığım anlık hamleler belli ki masamız öyle Kıbrıs Türklerinin çıkarları gibi mucizeli laflarla geçmeyecek. Bu denklemi iyi okuyalım. Üstelik giderek Kıbrıs AB toprağı iken Türkiye Avrupadan uzaklaşır, İngiltere de çıkmaya doğru giderken, AB hesabının nereye oturacağı da başka soru. Bu gerçeklikleri masaya bizim adımıza oturanların nedenli farkında oldukları da başka ironi….

Kıbrıs tıpkı son 29 kasım olayı gibi görüşmelerde de özellikle kuzey kesimi barış isteyenlerin ne istedikelrinin boşaltıp aslında Kıbrıs gerçeklerinden uzaklaştığını anlıyoruz. Zaten masada olanlar ve şimdiye dek yapılanların nedenli Kıbrıslılaştığını da anlayarak çözümleme yapma olasılığımız vardı. oO da olmadı. Takınılan kelimeleri tekrarlayarak, anlamsız umutlarla yükselip silinmeye devam ediliyor. Muhalif ve deyişim ivmelerini gayet iyi açıklayan sosyolojik ve siyasal gerçeklikler böylesine kolay sıralandı….

Peki bu makalaye niye Güney Kore’yi de koydum? G. Korede haftalardır hem de hafta sonu özellikle yüzbinlerce insan sokağa çıkıp protestolar yapıyor. Bu hiç duraksamadan, hafta sonu gelince G. Kore kent sokakları yüzbinlerle doluyordu. Oysa garip deyimli: Kuzey Kıbrısda hafta sonu denilince siyaset donar, muhalefet ivmesi sıfırlanır ve halk duyarlılığı ilgisizlik eksenine dek gelir. Oysa tüm dünyada hat ta Türkiyede en büyük protestolar hafta sonu gerçekleşir. Birileri bunu bir düşünsün!

  1. Kore eylemlerinin nedeni ise bizdekinin doğal olduğu paradoksu vardır. Başkan Pankın yakın arkadaşı, arkadaşlık ilişkilerini kulanıp, devlet içi çıkarlar sağladı. Başkanın tanıdığının yönetimde olmayıp onun yakınlığını kulanmasına halk tepki gösterdi. Oysa özellikle bizde brakın yakını, partinin köy örgüt üyesi sizin işe alınmanız, ihale durumu ve nice yönetim ilişkilerine direk müdahale etme olanakları normaleşti. G. Koredeki olayın nedeni, bizde olmazsa olan işleyen kuraldır.

Sonuca gelelim: Halk haftalardır gösterdikleri yoğun tepki ve polist saldırılarına yılmayarak yanıt vermeleri sonucu, kamuoyu da desteği vermeye başladı. Giderek muhalif ivmenin talepleri karşılık buldu. Muhalefet vekilerden önce savcılık başkanın da olaydaki durumu için sorgulayacağını açıkladı. Ardından vekiler imza toplayıp soruşturma bitinceye dek başkanın görevinin askıya alınması veya erken seçime gidilmesini önerdiler. Mecliste başkanın partisinin gücü malum. Üstelik başkanın görevden alınması için 3.2 evet oyu isteniyordu. Buda iktidar partisinden evet oyu verecek epey vekil isteniyordu. Fakat, parti bağları ile halk muhalif gerçeği kırılması ile resmen öneriye dahi iktidar partisinden evet deyip imza atanlar olunca, beklenen sayıdan fazla oyla başkan görevden alınsın kararı da parlementodan çıktı.

Buyrun size G. Kore! Çoğuna sorarsanız bizden “daha az demokratik ülke” diyecek çok insan vardır. Üstelik başkanlık rejimi ile yönetiliyor. Peki en basit olayda dahi yandaşların yönetim işlerine karışıp çıkar sağlanan Kuzey Kıbrısa bu gelişme bir anlam ifade ediyormu? Elbet etmiyor. Etse, sokakta öfkeyle insanlar tepki korken, Serdari hamaset politikasıyla DAÜ yönetim sekreterliği için 13 Bin TL maaşlı yandaşını önerirmiydi? Siyasi iradesi olmayan ve gerçekleri konuşamayan yapımızla nasıl demokratik olunduğunu da son olaylar neyazık ki bize yeniden anlatmaya yetmedi. Eksiklikleri ise yukarda zaten özetledim. Daha tepkilerle buluşacak partiler olmayan, sendikalar miting dağılımı veya güvenliğini alamayan bir aşamada. Acı gerçeklerin resmi de böyle.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.