Müzakere sürecinde Akıncı ve Talat “farkı” 2 – Halil Paşa

0
191

halilpasaSİYASAL ÇÖZÜM MÜ, SİYASAL ALGI MI?

Geçmişte Talat, Hristofyas ile müzakerelerde uyum içinde gözükmeye, RTE ve dönemin AKP’sinin Kıbrıs Dış Politikasıyla uyum içinde görünmekten çok daha az özen gösteriyordu. Talat liderliği süresince Kıbrıs Sorununu çözmek için sanki de Hristofyas değil de Erdoğan’ı ikna etmeyi görev bildi. Pek çok olayda soldan eleştiri alırken, sağdan, “Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin çıkarlarını savunduğu” için de zaman zaman takdir aldı. Ancak yazınsal, görsel, işitsel ve dedikodu medyasında çizdiği görüntü bu oldu ve sonuç da hem çözüm için umutlananlar hem de kendisi için hüsran oldu.

Nasıl mı?

Kıbrıs Türk Cemaati içerisinde Annan Planı döneminde zirve yapan çözüm umudu dağıldı ve söndü. Öte yandan Talat’a kayan bir kısım sağ kesim oylar bir sonraki seçimde “orijinali varken kopyasına oy vermekten” vaz geçmeye karar verdiler ve Eroğlu ilk turdan lider seçildi.

Akıncı ise bugünlerde liderlik ettiği görüşmelerde “önce bu yılın Kasım ayında” referandum var dedi. Daha sonra ilk dediğini unutup referandumun “gelecek yılın bahar aylarından birisinde” yapılacağını nutketti. Bu arada “47 yılda hiç bu kadar çok çözüme yanaşılmadı” diye de bir demeç verdi. Böylece Kıbrıs sorununun çözümünde, Ansatasiades ile medya önünde çatışmaya girmeden, Talat’dan farklı olarak “umud” faktörünü hep canlı tutmaya özen gösterdi. Böylece Akıncı, Talat’ın Hristofyas ile kavga ettiği o günlerin tersine, Anastasiades ile “iyi niyetli” bir diyalog içinde olduğunu göstermeye ve bu yönde bir siyasal algı oluşturmaya dikkat etti. Ve hala da her iki kamuoyunda bu siyasal algı azalarak da olsa sürmeye devam ediyor.

Akıncı, RTE ve dolayısıyla da hala yönlendirdiği AKP’nin “Türkiye’nin milli davası” diye sunduğu Kıbrıs politikalarına, belki da karşı tarafla sertleşme ve erkenden karşılıklı suçlama oyununa düşmemek için, atıfta bulunmamaya çalıştı. Çözümün esasına ilişkin olmasa da, bazı siyasi adımlar (Derinya Kapısının açılması, telefonların birleştirilmesi vb) atılması için uğraş verdi ya da vermeye çalıştı.

Ama bilindiği üzere hiç birisi de henüz gerçekleşmedi.

Öte yandan seçildiği ilk gününde, RTE’nin “ağzından çıkanı kulağın duysun” şeklindeki kaba ve hakaretamiz üslubunu, “kendi ayakları üstünde duran bir yaşayabilir bir ekonomi” arzusu ile cevaplayarak kendi lehinde, hem Türkiye hem de KKTC kamuoyunda “mazluma karşı duyulan o sempatik algıyı” yaratabildi.

Halbuki Talat, liderliği döneminde, TC Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın Lokmacı Barikatı’nın açılışı konusunda gerçekleri söylemediği ve gizlediği suçlamaları karşısında sus pus olmuş, özellikle askeri garantiler konusu her açıldığında Türkiye’nin politikacısı gibi öne atılmış, dahası Hristofyas’a, AKEL’e ve genel olarak Kıbrıslırumlara yönelik suçlamalarda bulunarak, “nefes almamıza bile tahammül edemiyorlar” diyerek Denktaş gibi “blame game” politikasına yönelerek müzakereleri sertleştirmişti. Nitekim Hristofyas da Talat’a yönelik olarak “askerin elini öptü” demeciyle çözüm sürecinde hem liderlerin basındaki ilişkilerini hem de çözüme ilişkin nükseden umutsuzluğun pekişmesine yol açarak, “karşılıklı suçlama oyunu” siyasetinde meslektaşı ve esi yoldaşı Talat’tan hiç de geri kalmamıştı.

Dahası Talat liderliği sonrası dönemde bile Türkiye’de Gezi Parkı olayları sürerken, RTE ve AKP lehindeki siyasal demeçleriyle Kıbrıslıtürk aydın ve demokrat kesimlerin tepkisini toplarken, Akıncı daha geçtiğimiz günlerde “bir insan olarak yaptıkları haber nedeniyle gazetecilerin hapsedilmesine karşıyım” demeciyle, RTE ve AKP’ne rağmen, Can Dündar ve Erdem Gül’e destek vermekten çekinmedi.

Öte yandan Akıncı ile Anastasiades ikilisi, eski yoldaşlar Hristofyas ile Talat’ın tersine, şu ana kadar, yeme-içme, tiyatro ve müzik vb. etkinliklerde birlikte mütebessim pozlarla medyada olumlu bir siyasal algı yaratmış durumdalar.

Ancak Akıncı da, Kıbrıs Türk Liderliğinden miras, Kıbrıs’ın bölünmesine ve insanların yerlerinden edilmesine ve pek çok acılara neden olan savaşların zafer bayramı olarak anıldığı, ayrıca Türkiye’nin milli törenlerinin askeri törenlerle kutlandığı, kokteyl, yeme ve de içmelerle taçlandırıldığı geleneksel milliyetçi ritüellerinden kaçamazdı. Zaten kaçmaya da niyeti yoktu.

 

Adada karşılıklı milliyetçilik üzerinden düşmanlığı provoke etmesine yardımcı olsa da askeri törenlerde KKTC’nin yüceltilmesi ile ilgili nutuklar atmaktan, RTE ile mütebessim pozlar vermekten geri dur(a)mayan Akıncı, bu şekilde Kıbrıs Türk liderliğinin geleneğini de bozmamış oldu. Bu nedenle onu da öncellerinden ayıracak çok önemli bir siyasi yanı yoktur.

Dahası Türkiye’deki seçimlere denk getirilerek açılışı yapılan suyun Kıbrıs’a getirilmesiyle ilgili törenlerde, AKP ve RTE’nin kendisinden istediği siyasi protokole uymakta tereddüt dahi edemedi. Derinya Kapısının açılmasına kendisinden umulan siyasi iradeyi ortaya koyamayınca, olayda CTP-UBP hükümetine de sorumluluk yüklenmesiyle arka planda kalabildi…

Bu ikinci makalemizin alt başlığı yukarıda görüleceği gibi “siyasal çözüm mü siyasal algı mı?” şeklinde.

Böylece bir çok olayı alt alta koyduğumuzda, kronolojik bir sıralamaya tabi tuttuğumuzda, şu ana kadar siyasal çözüm değilse de (müzakerelerde gelişmelere ilişkin bilgi verilmeyişi nedeniyle-hp) çözüm lehinde medya ve kamu oyunda siyasal algı yaratmakta, Akıncı’nın Talat’ın oldukça önünde yer aldığını söylemek mümkün…

Önümüzdeki yazıda bu konuyu Kıbrıs Sorunun çözümü bağlamında irdelemeye devam edeceğiz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.