Batının gözünde Türkiye-Rusya “savaşı”, Ortadoğu ve Kıbrıs (2) – Halil Paşa

0
167

halilpasaRUS UÇAĞININ DÜŞÜRÜLMESİ BATI BASININDA NASIL YORUMLANDI?

Rus uçağının düşürüldüğü gün İngiltere’nin Bristol şehrindeydim. İlk defa haberi bir Pub’da öğrendim. Ve hayatımda ilk defa Pub müşterilerinin sohbeti bırakarak, bir spor müsabakası dışında baş köşedeki televizyon haberine bu denli dikkat kesildiklerine şahit oldum. Uzak köşedeki televizyonda, BBC’nin, yanarak düşmekte olan Rus uçağının defalarca tekrarlanan görüntülerine sabırla baktıklarını hayretle izledim.

Bir gün sonra Londra’da ücretsiz dağıtılan İngiltere’nin en yüksek tirajlı günlük gazetesi “Metro” ile akşam baskısıyla çıkan “Evening Standard” gazetesi de Rusya-Türkiye arasındaki krize, ön sayfalarında çok önemli yer ayırmışlardı.

“Metro” gazetesinde Türkiye’nin Rusya jetlerini düşürmesinin olası bir küresel savaşın kıvılcımı olup olamayacağını tartışılıyordu.

Olayın gerçekleştiği günün gecesi, 26 Kasım tarihli ve Londra’da yayınlanan ve de başyazısını bu olayın yorumuna ayıran akşam gazetesi “Evening Standard” ise şu mealde bir yorum yapmıştı:

“Rusya, Türkiye’ye misilleme yaparsa, elbette NATO’da, üyesine yapılmış bu saldırıyı kendine yapılmış addedecek. Ancak unutmayalım Soğuk Savaş çoktan sona erdi. NATO, ne Türkiye’nin dengesiz ve İslamcı politikalarının, ne de BM’nin yasak ettiği halde göz yumduğu İslamcı örgütlerden ucuz petrol ticaretinin peşinden sürükleneceği bir örgütlenme değildir. Ve İŞİD şu anda en büyük tehlikedir ve Rusya da bu savaşta Türkiye’den çok daha inandırıcıdır.”

Parayla satılan gazetelerden “The Independent” ve “The Times” ve “The Daily Telegraph” yazarları ise “Putin’in öfkeli” olduğunu ve “Türkiye’ye karşı misilleme tehdidinde bulunduğunu” taşımışlardı köşelerine.

Amerikan basınında “USA Today”, düşürülen Rus jetiyle İŞİD lehinde gelişen askeri ittifakın tehlikeye düşebileceğini duyurdu. “New York Times” ise Suriye’de görev yapan Rus jetinin Türkiye uçakları tarafından düşürülmesini şaşkınlıkla karşılandığını, Ortadoğu’da kimin kiminle ittifak içerisinde olduğunun belirsizleştiğini üstü kapalı bir şekilde eleştiren bir manşet atmıştı.

Alman, Fransız, İtalyan ve İspanyol basını ise ilk günlerde fazla detaya inmeden, yine de ilk sayfalarında Putin ile Erdoğan arasındaki söz düellosuna yer vermişlerdi.

 

DİPLOMASİ SAVAŞINDA RUSYA AĞIR BASIYOR, ANCAK…

Rusya Türkiye’ye göre yalnızca askeri alanda değil, ekonomik ve ticari olarak da çok daha büyük ve çok daha güçlü bir ülke. Diplomatik geçmişi daha eski, siyaseti daha pragmatist, bürokratik deneyimi daha engin ve dış politika stratejisi daha küresel olan Rusya’nın, zaten Sovyetler Birliği zamanından miras kalma bir de muazzam birikimi var.

Bu nedenle hem askeri, hem ekonomik ve hem de diplomasi alanında, daha olay soğumadan çok kısa sürede, Erdoğan ve AKP iktidarına karşı, ezici bir üstünlük kurma yolunu denediler.

Kapışmanın ilk raundunda, küresel algı yaratmakta ibre, Esad rejiminden çok İŞİD’e odaklanan Batı kamuoyunda, Erdoğan’dan daha çok Putin’in lehine gelişiyor. Batılı ülkeler, gerek Türkiye, gerekse Rusya, her iki ülkedeki siyasi rejimlerini demokratik değil de otoriter buluyorlar. Ancak dış politikayı “çıkarlar” temelinde ele almakta en az Rusya kadar deneyimli olan AB’nin ilk kurucusu ve motor gücü olan ülkeler (Belçika, Hollanda, Fransa, Almanya ve İngiltere) ile ABD, Putin’in sıkıştırdığı Erdoğan’ı, tam da şimdi zapt-u rapt altına alabileceklerini mi düşünüyorlar?

Belki de…

 

KIBRIS’A S-300 FÜZESİ YERLEŞTİRİLMESİNİ SAVAŞ NEDENİ SAYAN TÜRKİYE YOK ARTIK

Askeri açıdan Türkiye karşı bir misillemede bulun(a)madı Putin. Ama Suriye’deki üslerine S-400 füzelerini yerleştirdi ve Türkiye hava sahasının derinlerini, Kıbrıs coğrafyasını da içine alacak şekilde askeri açıdan tehdit eder duruma geçti. 1990’lı yıllarda Kıbrıs’a S-300 füzesi yerleştirmeyi düşünen Kıbrıslı Rumlara, daha olay düşünce safhasında iken “savaş nedeni sayar vururum diyen eski Türkiye” şimdilik ortalarda yok.

Eh güçlünün de güçlüsü vardı. Türkiye’nin gücü, Kıbrıs Cumhuriyetine, Rusya’nınki Türkiye’ye, “ağız dalaşanı bırakın” diyen ABD’nin ki de Rusya’ya yetiyordu.

Varın kendilerini istemleri dışında aniden bu “savaş oyunu”nun içinde buluveren ve fakat adada hala çözüm yapmak için birbirleriyle didişip duran Kıbrıs Cumhuriyeti ile KKTC’nin yerini ve gücünü de siz tahmin edin.

 

KİŞİSELLEŞTİRİLEN SAVAŞ SÖYLEMLERİ

Putin delillerle Erdoğan’ın İslami örgütlerle petrol ticareti yaptığını, bu işten kendi çevresine ve dahi ailesine kazanç sağladığını, yakında bunu delilleriyle dünya kamuoyunun önüne sereceğini ilan edince, Erdoğan ise delillerle açıklamazsa Putin’in siyaseten ahlaksızlık ve alçaklık yapmış olacağını söyledi. Erdoğan Televizyonlara yansıyan konuşmasında İŞİD‘le yasadışı petrol ticareti iddiasını kesin bir dille reddederken, aynen şöyle bir söylemde bulundu:

“IŞİD‘le petrol ticareti yaptığım ispat edilsin istifa ederim ama Sayın Putin’e soruyorum “Sen bu makamda durur musun?”

Hemen arkasından Rusya Erdoğan’ın bu açıklamasına cevap teşkil dercesine, uydu görüntüleriyle Türkiye’ye İŞİD petrolünün nasıl aktarıldığına dair bir takım görüntülerini, dünya basınıyla paylaştılar. Yaptıkları yorumda Erdoğan’ın başta oğlu ve AKP hükümetinde Enerji ve Tabii Kaynakla Bakanı olarak yer alan damadı olmak üzere ailesi ve yakın çevresinin de bu petrol ticaretine dahil olduğunu duyurdular. Takip eden günlerde benzer açıklamalar ve yorumlar, bazı Avrupa gazetelerinin sayfalarında da yer buldu.

Sonraki günlerde ise Rus bakanlar, Suriye’de savaşan radikal İslamcı gruplara askeri eğitim ve lojistik destek verildiğine dair uydulardan elde edilen birtakım görüntüler de yayınlayacaklarını açıklayınca, artık iki ülke arasındaki gerginliğin kısa sürede bitmeyeceğini tahmin etmek şimdilik zor değil.

 

RUSYA SURİYE POLİTİKASININ, BATI’YA AKP’den DAHA YAKIN OLDUĞUNUN MESAJINI MI VERİYOR?

Türkiye’de mevcut siyasi iktidar erkinin, İŞİD petrolünün pazarlayarak, hem İŞİD’e mali destek ve hem de siyasal yandaşlarına ve akrabalarına servet kazandırdığını öne süren Putin, Rus jetlerinin düşürülmesinin altında yatan nedeninin, bu ticaret yollarının engellenmesine karşılık Türkiye’nin bir misillemesi olduğunu ortaya atıyor. Bununla da kalmayıp, Erdoğan liderliğindeki yönetimin radikal İslamcı örgütlere silah ve lojistik yardımlarda bulunduğunu da iddiaları arasına ekliyor.

Böylece de NATO ve ABD’ne, asıl ittifak yapmaları gereken siyasi gücün de Türkiye değil kendileri olduğunu mu anlatmak istiyor?

Belki de…

 

ABD VE AB ÜLKELERİ, DOĞU AKDENİZDE “RAKİP” İSTEMİYOR.

Ancak konu yalnızca İŞİD’e ve radikal İslamcı örgütlere karşı savaşla sınırlı olsa, Rusya’nın işi kolay olacak. Elbette durum Ortadoğu coğrafyasındaki radikal İslamcı şiddet örgütleriyle sınırlı değil.

Her şeyden önce Rusya, Sovyetler Birliği’nin dağılmış olmasına rağmen, o mirastan aldığı en büyük pay nedeniyle de süper güç olmaya devam ettiğini kanıtlamak istiyor. Bu nedenle dünyanın pek çok ülkesinde bir zamanlar kurduğu hegemonya ilişkileri yeniden kurmak, kendisine hem askeri üsler ve hem de ekonomik ve ticari ilişkilerle üstünlük sağlamak peşinde koşuyor. Bu nedenle Suriye’deki askeri üslerini kalıcı kılmak, Doğu Akdeniz’de süper güç olarak kendisine yer açmak arzularını pek de gizlemiyor.

Ancak henüz soğuk savaş döneminin refleksleriyle, ABD ile Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı geçmişten gelen geleneksel siyasal ittifakın ağır bastığı günümüz koşullarında, Rusya’nın kendisine siyasi müttefik yeni müttefikler bulması gerekiyor. O da bu nedenle İŞİD ile savaşırken, Esad rejimi ile de dayanışıyor. Ayrıca bölgedeki Sünni örgütlere karşı Esad rejimine bilfiil askeri destek veren İran ile de paslaşıyor.

Bu nedenle ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri bir yandan Rusya’nın İŞİD ve benzeri radikal İslamcı örgütlere karşı savaşına ses etmezken, öte yandan, pek güvenmeseler de, “Türkiye’nin hava sahasında egemenlik hakları vardır” mealindeki açıklamalarla da, Rusya’ya da bölgede “istediği gibi at oynatamayacağını” bildirmek mi istiyorlar?

Belli ki Ortadoğu coğrafyasında İŞİD ve radikal İslam’a yer bırakmamakta ortaklaşan, Rusya, AB’nin “güçlü” üyeleri ve ABD, sonrasında şekillenecek olan Ortadoğu coğrafyasında hakimiyet kurmak için de birbirleriyle de alttan alta mücadele ediyorlar.

 

ORTADOĞU’DAKİ ALT ÜST OLUŞ, DEĞİŞEN DÜNYANIN HABERCİSİ Mİ?

Türkiye-Rusya arasındaki bu “savaş”tan elbette Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar da, en çok da Türkiye’nin etkilendiği ölçüde etkilenecekler…

Peki Türkiye’nin Dış Politikasında en uzun süre ve en geniş yeri kaplayan Kürt ve Kıbrıs sorunları, sınırları çizilecek yeni Ortadoğu coğrafyasından nasıl etkilenecekler?

Kim bilir?

Belki de hemen yanı başımızda yaşanan bu savaş, salt Ortadoğu bağlamında, Türkiye-Rusya savaşından, Amerika, Avrupa, İran, Rusya ve de Çin arasındaki küresel çekişmelerin ötesinde etkilere sahip olacaktır.

Demek istediğim şu ki; belki de, 21.yüzyılda ulus devletler ve kapitalist ilişkilerin yeni bir dünya rejimi ile değişmeye, dönüşmeye ve başka bir şey olmaya doğru yol aldığını öngören Immanuel Wallerstein’ın, o ilk alt-üst oluş evrelerinden geçiyoruz…

Çünkü bu yüzyılın ikinci yarısındaki dünya, yine bu yüzyılın ilk yarısında şekilleneceğe benziyor.

Belki yakın zamanda, kafamızı ganimet toprakların nasıl bölüşüleceği ve hangi ülkenin ne kadar askeri-tankı-topu-tüfeği ile yaşamımızın garanti altına alınacağından fırsat bulur da dünyanın nereye doğru evrildiğine de Kıbrıslıtürk cemaati olarak daha çok ilgi duyarız…

Zaten Kıbrıs Sorununu şimdilik Kıbrıslılar çöz(e)meyeceğine göre, sanırım bu adaya çözüm de, dünya nereye doğru yol almaya karar verdiğinde gelecek…

Daha Ortadoğu’da sınırların nasıl çizileceğinin, Filistin Sorunun nasıl bir çözüme kavuşacağının belli olmadığı bir anda, adamız da bu sorunları çözmek için, savaşan ülkeler için denizin üzerinde bir uçak pisti, füze rampası, dinleme istasyonu olduğu sürece…

Çözümü de Wallerstein’ın “yeni dünya”sına kadar erteleyebiliriz…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.