Karanlıktan kabusa doğru mu gidiliyor? – Özkan Yıkıcı

0
168

Gerçekten son günler oldukça tehlikelerle dolu yolların siyaseti hapsetmesini yaşıyoruz. Oluşan belirsizlik ve bunu giderek örten karanlık; ışık tüneli yerine, yeni yeni kabuslarla karanlığı daha da derinleştirmektedir. Hem krizlerin tırmandığı, baskıların katliyam ile yasaklarla donatıldığı güncel yaşanlarından geçiyoruz. Probaganda algı operasyonları, hemen peşinen konulan yasaklarla konuları tartıştırmama tavırları adeta olanları dahi anlamadan yaşamanın sığlığına dek geldik. Elbet aşağda sayacağım birçok konu, nekadar direk ilgilendirse de Kıbrısda tam aksi çorak baharın hala yaşantısı sürdürülmeye çalışılınıyor. Doğu komşumuz hem tırmanan vekalet savaşları, hem de daha da karmaşalaşan itifakalrla boğuşurken; içeleşip adeta bağları ile bizi cendreye koyan Türkiyede ise demokratik adına nevarsa yok edilen, etnik ve kültürel kırıntılar dahi baskıyla yutulmaya çalışılan günlerden geçilmektedir. Ama sanki bunlar yokmuşcasına da Kıbrısın özelikle kuzeyinde hala “Dünyanın birkaç ayında adaya çözüm getireceği sığlıkları dağ gibi gösterilmeye uğraş veriliyor. Hele de makamcıların hiçbir iyi uygulaması olmadığı için de; soyut Kıbrıs sorunlu çelişkili laflarla yandaş yalaka basınla gündemi tutma olayı da başka bir ironi olmaktadır. Fakat: gerçek; etrafımız sadece karada değil, havada ve denizde iyice yoğunlaşan bir sıcak basının altında bolcalıyor!

Gerçekten etrafımız oldukça ısınıyor. Öyle basit örgütlerle veya devletler arası sorunlarla da sınırlı değil! Dünya güçlerinin askeri yığınaklarını topladığı, genel stratejik hesapların yapıldığı, bölgesel ülkelerin krizden yararlanıp hegemonya alanalrını geliştirme, bazı yapıların fırsatdan faydalanıp kendi kartlarını oynama kısgacında, genelden yerel bir karmaşa yumağında savaşlar yaşanmaktadır. En moderin silahların getirildiği,herkesin herkes le uğraştığı, denizlerde gemilerin kol gezdiği bir ağır resim bölgemize kabus gibi çöktü. Bunun bilançoları adeta katledilen veya sürülen milyonlar insan ifadeler, Dokuz yaşında kızın dahi esir tutsaklıkla hamile brakıldığı, kriz yükselterek hamle yapılan siyasetler ve tüm bunların adeta kutsal din, etnik çıkarlar ve uluslar arası sermaye hegemonya ağlarında çırpınan balıklar gibi halkların bedel ödediği bir coğrafyada yaşamak zorunda kalıyoruz.

Ama bunlar Kıbrısda hala kendine has yaşam la duyulmamaya veya haber yapılmamaya önem veriliyor. Kimisi bilmeme ile olduğu yandaşlıkla sağladığı avantayla bilgiye yönelip alay ederken, başka birielri de siyasal gücü kulanıp, insanlara tartıştırmama ve bilgi edinmemesine uğraş veriyor. Onca ünüversite ile onbinlerin öğrenci sayısı veya onu çoktan aşam medya ile gazetlerin dünyada konuşulan bölgesel konuda haber yapmama direnci ile algılarla habercilik veya siyasetcilik oynama sirkinde yaşıyor gibiğiz! Hele de son suyla da bağlandığımız Türkiyedeki resmen faşisleşen otoriter durumları görmezden gelinip, bir uzak ülkeden daha az haber yapıp konuşan bir kitleseleşme de yaratılma başarısı da oluşturuldu. Çünkü: birilerine Türkiye olayını veya çevredeki tutumları anlatınca da “Sen kendine bak* Onlardan bana ne” diyecek pişkinlikleri sık sık duyma şansına da ulaştık.

Nitekim: Türkiyede Can Dündar ve Erdem Gül perşenbe günü tutuklanma yolunda Silivriye doğru giderken; Kuzey Kıbrısda bulunan Türkiye Dışişleri bakanına başta Dündarın meslektaşı gazetecilerden tutun sarayın yeni neferleri gayet güzel inciler saçıyorlardı! Birlikte nasıl güzel işler yapacaklarını anlatıyorlardı. Oysa Ayni Çaavuşoğlunun ülkesi Türkiyede Musaybin de katliyamlı sokağa çıkma koşulu yaşanıyor, Gazeteciler sırf bilgi yazdı diye de Silivri yolunda bulunuyorlardı! Dahası da var: Türkiye Rusya gerilimi büyürken, bunun krizli savaş stratejileri etrafımızı kuşatırken; Türkiyenin bölgesel katgılarından dem vuruyorlardı! Bir alahın yerel gazetecisi Mevlut Çavuşoğluna neden 2 Gazetecinin yargılanmaya doğru gitiğini sormadı! Sıkıysa sorsunlar! Kocaman mersedes arabalarından olma,ekrana çıkıp popilizim yapmama ve donayim ünvanları gidecektir! Böylesi bir Kıbrıs kamuoyu oluşturma günlerinden geçiyoruz. Hele artık kokusu iyice bozulan “son fırsat” kelimelerin de ırzına iyice geçtielr!

Sadece son haftalık bilanço dahi bize tehlike sinyali vermeye yeter ve artar. Türkiyenin vurduğu Rus uçağı ile Suriye politika krizi yeni bir sıçrama rotasına girdi. Hele de Türkiyenin belli ki krizi biraz tırmandırma konusunda özelikle ABD tarafından da enazından engelenmediği de anlaşıldı. Her bilgi kuşku çenberini genişletirken, nedense başta GTürkiye kamuoyunda tartıştırmamak için negerekiyorsa baskılarla yapılıyordu. Nitekim: tam da Rus uçağı vurulup yeniden IŞİD giden silahlar Rusya tarafından piyasaya yayılıp, buna petrol tankerlerini de ekleyince; eski buyruk hemen harekete geçirilip MİT tırlarını yazanlardan Dündar ve Gül hemen talimatlı yargı ile tutuklandılar. Hem gündem yaratma, hem tehditle nasıl tutuklanılacağı ve hem de tartıştırmama kuralını yeniden Türkiye yaşamaya devam eden örneklerle doluyordu.

Buarada Türkmen kartı da bir tuhaflar demetine dönüştü. Şam namazından Halep fetihine gerileyen Türkiyenin Suriye politikası, şimdi yandaş esruman arama adına etnik Türkmenlere sarılıp, ırkçılıkla Suriyede mütefik bulma hamleelrine girişti. Özelikle kendine göre ele geçirme ama adını Güvenli bölge koyduğu yerlerden biri olan Bayır alanını Türkmenlerle Bayır Türkmenler sorununu piyasaya sürdü. Özelikle güvendiği Türkiye tartıştırmama medya algılarına da epey sarılarak tek yanlı uçuşlarla konuyu ponpaladı. Rusya ile olan bölgesel hegemonyada da bu karta sarıldı. Oysa bölgeyi biraz bilenler hemen; “ilgili bölgede Elnusra hakimdir ve Kafkaslardan Fasa gelen cihatcılarla da doludur* ilgili coğrafyada sadece Türkmenler değil, Araplardan Kürtlere varan karşık nifus olup, Türkmenler azınlıkta olmaktadır* Türkmenler tek başına bir yapıda olmayıp, örneğin Bayır Türkmenlerin birkısmı Elnusrayla olurken, önemli kısmı Esat yanında savaşıyor” gibi birçok bilgi etrafa saçıldı. Ancak: Türkiye medya buyrukla çalıştığı için ısrarla orada tek tipli Türkmen gerçekleri sunup, haklı olup, kendi bölgesel alan olarak sunulmaya devam edilmektedir!

Hele de şu örnek çok çarpıcıdır: Ekrana Türkmen meclisinden birisi olarak çıkartılıp konuşturulan kişinin, Elazıdaki Alpaslan Çelik olduğu anlaşılmasına rağmen; yine de AKP yönetimi ayni türküyü politik bozuk akorla okumaya devam etti! Ama vurulan Rus uçağı ve ardından gelen tetbirler ise bir karışıklığa adaydır. Özelikle Rusların desteğinde Suriye yönetimi bazı yerleri alma hamleleri ve Türkiyenin ilgili yerleri kendi hegemonyasına alma isteği de politik tartışmalara başka bir ironik alan da açtı. Dünya ise her kesim özde Suriye genelde bölge için durmadan hamle ve itifaklarla adeta karanlığa soktukları bölgede kabuslarla belirsizlikler yartmaya devam ediyorlar.

Bunlar olup biterken, Türkiyeden yeni bir cinayetin de haberi uçuştu: Diyarbakır Baro başkanı Tahir Elçi de tipik kontur biçimli eylemle katledildi! Öyle bir vuruldu ki: Avukat savaşa karşı barolar adına açıklama yaparken, kurşunla vuruldu. Daha sonra; polis savcının dahi bölgeye girip inceleme yapmasına saatlerce engel oldu. Bunun da adı “delil kkaybetirmektir”! Biranda peşpeşe gelen haberlerle adeta Türkiye de girilen karanlıkta yasaklar ve baskıalrla olanların ötelenip, dilenen yapının oluşmasına ısrarla dayatılıyor. Gariptir böylesi olaylara da “mütefikelr” hep olmamış gibi durup adeta daha iyi ilişki ile çıkarlarını korumaya çalışıyor. Hani meşur ilkeli AB dahi olanları değil de “yeni fasıl açma” konusunu konuşuyor!

Daha önceki uyarımı burada yeniden yazacam: Türkiyenin özelikle doğu coğrafyasında uyguladığı baskıalr ile sokağa çıkma yasaklarından yapılan infazlar sonucu, giderek kopuşun da fitilini çekiyor. Hele de batı Türkiye olaya sesiz veya hat da yeri geldiğinde toplu linç sürecine katılır ise; ozaman işlerin ilerde giderilemeyecek sonuçları olacaktır. Ama bazı kesimler de şu haklı noktada: sokağa çıkan öğrenci okuldan atılıp tututuklanıyor ise; ayni şekilde sırf eyleme veya basın açıklamasına katıldı diye işten atılma ve örgüt temsilcisi olarak tutuklanıp, senelerce yargılanmadan hapiste kalınıyor ise; küçük kesimelrin tek başlarına direnç göstermeleri de mümkün neyazık ki olamıyor. Hele de yasaklarla adeta tartıştırmama eylimlerini de dayatan bir medya olayı da vardır.

Burada sorunun öteki yüzünü de Koyalım: Baskıalrı destekleyen, bunarlı devlet haline getiren idoloji, biranlamda ötekilerin de olmasını istemediğini de gösteriyor. Bu neyazık ki Türkçü ırkçı faşist veya Suni islamnın mezhepsel kitleseleşme gerçeğnin de öteki acı kanıtıdır. Sadece kendi olup Kürt, Alevi, Hristiyan veya öteki kimliklerin olmadan sadece kendi inançlı kültürü ile kalmalarını isteyen çok tehlikeli kültürleşme de oldu. Son Tahir Elçi katledilme olayında bunun artık sancıları duyulmaya başladı. Küfredilen ve katledilen bir toplu halk kesiminin birlikte yaşama damarı da galiba yok edilmeye başlanıyor. Neyazık ki acı olanı da şimdiden yazmak da gerekir.

Yazı uzasa da eklemeden edemiyecem: Türkiye resmi çevreleri Rojova veya öteki Kürtlerle anticilik üzerinde dururken, Birçok Türkmenin bizat IŞİD tarafından katledilip sürülürken gıkı çıkmazken; şimdi Bayındır Türkmen olayında iç politikadaki ırkçı eylimler le Suriyenin belirli bölgesinde hakim olmanın da mesajı vardır.

Tüm bu özetlediğim öyle birkaç günlük yığılan sorunalrın hala Kıbrısda neden anlamı olmadığını da sorsam! Bazı adı gazeteci olanlara dokunsam; onların lüks arabalarına toz mu kondurmuş oldum? Hele bunları dün birlikte söylediğim bazı şahsiyetler sırf makam alıp da milyarlarla güzel dünyaya ulaştılar diye, eskiden yerden yere vurduklarını savunur diye söyleyince kıyamet mi kopar! İşte böyle bir dünyada debelenip dururuz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.