Güneydoğu’da savaşı başlatarak katliamları da başlattılar – Ulus Irkad

0
167

ulusTürkiye’de 7 Hazirandaki seçimleri içine sindiremeyen Türkiye’nin gerici güçleri, Mecliste 80 milletvekili olan HDP’yi görmezlikten gelerek onların  temsiliyetini bir türlü o anti demokratik hoşgörüsüzlükleri ile tanımadılar ve daha ilk günden tekrar bir seçim yaparak çoğunluğu elde ederek, hem başkanlık sistemiyle hem de meclis çoğunluğuyla meclise gelme hayalleri yapmaya başladılar. Adamlar ideolojileri olan İslamcı-Faşist düşünceyle birlikte, aslında Pan-Türkist faşist düşüncenin de bu konuda aynı yolda olması nedeniyle, hiç utanmadan bu düşüncelerini uygulamaya soktular. Gerek MHP gerekse AKP , HDP’yi mecliste istemediklerini tüm hareket ve tavırlarıyla belli ettiler.Zaten  seçim öncesi, HDP mitinglerinde de bu saldırılarını yaptılar. Diyarbakır’daki HDP mitingini bombaladılar. Orada onlarca kişinin ölümüne sebep oldular. Bu arada HDP İlçe merkezleri de faşist düşüncelilerin saldırılarıyla zarar görmeye başladı. Birçok HDP’liyi dövdüler, işkenceden geçirdiler, aşağıladılar ve sonra da Güneydoğu’daki saldırılar başladı. İki aydan fazladır ki saldırılar devam ediyor , birçok şehir merkezinde ve köyde sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Geçen günkü  Ankara’daki katliamdan sonra timsah gözyaşları dökmeleri aslında bir mana ifade etmemektedir. Çünkü tüm acımasızlıklarını Güneydoğu’da gösterdiler. Bu arada İstanbul ve daha başka yerlerde HDP merkezlerine saldırıları, Kürt veya HDP’li vatandaşları linç etmeleri de pek onaylanacak durumlar değildi. Bu saldırılarda maalesef Pan- Türkist faşist gruplar ve de İslamcı faşist gruplar önemli rol oynamaktadırlar. Bu arada maalesef CHP de ikisi ortası bir rol biçerek hem nala hem de mıha dokunmayarak, güya trarafsız bir politika uygulamaktadır ama şunu da söylemek gerekir ki devlet  güçlüdür. Devletin polisi,orduları ve de tüm silahlı güçleri elindedir. Büyük bir ordusu ve sonsuz kaynakları bulunmaktadır. Bir PKK ile bir tutulamaz. Bu saldırılarda ve geçen günkü katliamda ve de aynı zamanda Suruç’taki onlarca gencin katledilmesinde, devletin gösterdiği naçarlık ve kayıtsızlık da gözler önündedir. Bu ulusal sorunu bitirmesi gereken devlet, maalesef olaya senaryolarla ve komplo teorileri ile yaklaşarak adeta 1 Kasım’daki seçimlerde HDP’yi ezerek bir sonuca gitmeye çalışmaktadır. Kürtler ve HDP hiç de layık olmadıkları bir devlet ve hükümet pervasızlığı ve saldırısıyla karşılaşmışlardır. Bu katliamlarda zayıflık gösterip önlem almayan devlet suçludur ve maalesef bunu da halkın yüzüne bakmaya devam ederek devam ettirmektedir.

Bilindiği gibi Kürtler ve Abdullah Öcalan, 1998 yılından beridir ayrılma değil ama “Demokratik bir Cumhuriyet” talep etmektedirler. Bu Demokratik Cumhuriyet’te herkesin eşit vatandaşlar olmasını savunmaktadırlar. Buna rağmen devlet ve hükümet ilgilileri ise bunu görmeyerek Kürtlerin ayrı bir devlet kurarak, Kürt Devleti’ni kuracaklarını ve Türkiye’yi böleceklerini savunmakta veya iddia etmektedirler. Halbuki olay bu değildir ama niye Kürtler ve tezleri anlaşılmamaktadır? Madalyonun başka bir yüzü daha vardır. Türkiye’yi yöneten gerici güçler veya gerici oligarşi maalesef aslında demokratikleşmekten korkmaktadırlar. Demokratikleşmek istememektedirler. Türkiye’nin gerici bir cumhuriyet olmasını ve halkının hemen hemen %90’nın  ezilmesini öngörmektedirler. Bu yüzden Kürt halkını anlayamıyorlar veya anlamak istememektedirler. Bugün Güneydoğu’da koskoca bir Kürt halkı sömürülmekte ve ezilmektedir. Egemen gerici güçler bu statünün devamından yanadırlar çünkü bugünkü karları ve kazançları bu düzenin devamından yanadır.

Kürtler özyönetim veya kendinden yönetim istiyorlar. Nedir bu özyönetim?

Katı merkezi yönetimler mali kaynaklar  üzerinde korkunç bir kontrole sahiptir. Ve bu durum, yoksulluğu, bölgeler arası eşitsizliği, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ya da o bölgenin yerelinin ekonomik kaynaklarının başka uluslararası teşebbüsler tarafından sömürülmesini , doğanın tahrip olmasını, ekolojik dengenin bozulmasını getiriyor. Bu sorunları katı merkezi bir yönetimde iktidarın, mali kaynaklar ve doğal kaynaklar üzerindeki yetkisini doğru, halkçı, halkın çıkarına uygun bir biçimde kullanılabileceğini varsaymak, bunun üzerinden bir ekonomik model arayışında bulunmak da çağımızda artık gerçekçi olmamaktadır.Avrupa ülkeleri bu özyönetim sistemiyle yönetiliyorlar. Türkiye’deki egemenler ise buna karşılar. Yani açıkça Türkiye’nin demokratikleşmesinin gerçekleşmesini istemiyorlar.

İşte HDP’nin ve Öcalan’ın yani Kürt halkının tezi bu. Bu Türkiye’yi böler mi? Aksine daha da sağlamlaştırır ve Türkiye’yi bütünleştirir. Asıl şu anda Güneydoğu’daki şiddet ve Ankara’daki katliam gibi cinayetler Türkiye’yi böler ve bölecektir. Cinayetler ve şiddet durursa Türkiye bölünmeyecektir. İç-sivil savaşın devamı ise kesinlikle Türkiye’yi bölmektedir.

Türkiye’de özyönetimi uygulayacak ve cumhuriyeti demokratikleştirecek rasyonel düşünen politikacılara ihtiyaç vardır.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.