Yunanistan derslerinden Kıbrıs gerçeklerine – Özkan Yıkıcı

0
130

Son Yunanistan ekonomik krizini, eyer doğru öğrenip, gereken dersleri alsaydık; şimdi açıklanan son genel Kıbrıs borçları sorununa başka duyarlı gözle yaklaşacaktık! Halbuki Yunanistan krizi ve öne çıkarılan  borçlar durumu; genel kapitalist ekonomik yapı ile sistem içi siyasetlerle yeniden yüzleşecek; benzer konulardaki bilgilerle de konuyu doğru tartışacaktık. Oysa özelikle Kuzey Kıbrıs da Yunanistan ekonomik krizi ve siaysal tavırlar doğrudürüs bilinerek konuşulmadı. Kimisi kendine göre çizdiği Kıbrıs penceresinden olayı daraltıp yazıp çizdi; kimisi yunan düşmanlığı ve biranlamda “ah çekerek” durumu geçiştirdi. Bu tip yaklaşımlar sonrası; kimisi olayı nerede ise “Kıbrıs sorunun da çözüme yararlanacak koşul” olarak dahi yorumlayıp basit merkezci paranoyasına geldi! Kimisi de “bananeciliğin” kısgacında dövünüp ilgisizliğe sığındı. Ama gerçekten Yunanistan kirizi ne ekonomik, ne daha daraltılan borçlar konusu, ne genel AB eksenli sonuçları hiç göz önüne getiren olmadı. Yunanistan karşıt dı* Yunanistan düşman olup AB karşısında tavır aldığı için cezayı hak etti* Yunanistan tenbeliğin ve eğlenmenin bedelini ödüyor* Bunabenzer birçok baaneli manüpüle edilen algıalrla konu ele alınıp brakıldı. Ne genel kapitalist gerçeğe, ne AB içi kriterlerin eşitsiz kapitalist ilkesinin işleyiş şekli, ne de Yunanistanda ezerek karşıt sesin çıkmaması gereken siyasal tavrın kendisini pek tartışma olanağı oluşturulmadı. Böylesi önemli derslerin çıkarılacak olgular da yan yana getirilmeyince de; Kıbrıs adasında benzer koşulların yıkıcı sonuçlarını da görmek ile gereken dersin alınması da olmamaktadır. Hep AB merkezli Troyka ile bildik senelerin İMF dayatmasının doğru olup Yunanistanın bedel ödeme cenderesinde dolaşıp duruluyor.

Yunanistan ekonomik krizi yaşıyor. AB içi kapitalist krizde en zayıf halka durumuna geldi. Yunanistan hükümeti tüm eleştirili tutumlarına karşın da Ab adıyla başta İMF ve Troyka ile sistem içi bir hesaplaşma da yapıyor. Syriza karşıtı sermaye tavrı; Ayni zamanda da sistemin seçenekli politikaya nedenli sert davranma eylimini kanıtlamaktadır. Yunanistan krizi ile ilgili hem ulusal, hem de genel bakışımı sanırım ada içi en uzun değişik yöntemlerle yazan birisi olarak, yeniden yazmama gerek yoktur. Konum da o  değildir. Buradaki amacım; ben makale seçkisine girerken, Kıbrıs sorunu görüşmelerinde ve bazı panelerde gelecek kurgulanırken; özelikle Kıbrıs genelindeki borç stoğunun açıklanması bilgisi oldu. Burada özelikle Kuzey Kıbrısa soğuk duş getirecek bilgiler vardı. Tabi hala bizim için gerçeklerden kaçarak, istenenleri konuşmanın büyüsü hala bozulmadığı için; Yunanistan gibi örnekleme rağmen, bu bilgi pek konuşulmadı.

Kıbrıs görüşmeleri devam ederken ve sızan bilgielrle de buranın mali taplosu çıkarılıp borçlar sıralanırken; Kuzey Kıbrısın Türkiyeye olan 11 Milyar dolarlık bölümü de duyuldu. Hani bizim ezberimiz var ya: Türkiye veriyor ve biz yiyip  bitiriyoruz ya; bu koro türküsü nedenli yalan olmanın ufak bir damlacığı oluyordu. Belli ki; Kıbrıs ayarlarında Türkiye burayı ilhak etmek için kulandığı kaynağı da borç olarak yazarak, bağımlı ağı kulanıp pay kapmaya kafasına çoktan taktı. Bedava veya karşılıksız değil; borç cenderesi oluşturup, kazara Kıbrıs Türkiye yeni dizayininde yeniden pay alma hesabı olarak borçları eklemektedir. Üstelik buradaki işbirlikcielr de buna imza atmaktadırlar. Boşuna değil; geçen yıl çoğunun beyenmediği maliyeden sorumlu Zeren Mungan verilecek asronomik kuraklık parasının dönüp bize borç yazılacağını hatırlatırken; yalan olsa da kapanların sarhoşluklarına bu uyarı sızıp ses getiremedi!

Şimdi anladınız mı: elit işbirlikciler kıyakları kaparken, yandaşa müdürlükler,müşavirlikler, destekleme veya teşviker yağdırılırken; her alandan komisyonculuklarla ekonomik güçlenmeler oluşurken; dünyada görülmeyen şekli ile kimi üst elitlere emeklilikte dahi senelik 40 trilyonluk tahsisat olarak verilirken; akraba getirse dahi turizm teşvikten kelle başına 145 URO kapılırken; Bunlar hep bize dönüp borç olarak yazılıyor. Bazı derebeyler iş yapacam deyip de sonra alınan parayı savurup işi yapmazken, bunun Elçilik tarafından borçlanma olarak yazıldığını da pek bilmek istemeğiz.

Hep şu esrumanı çalıp söyleriz: “Türkiyenin verdiği parayla yaşıyoruz* Madem parayı onlar veriyor; ozaman sesimizi çıkarmayalım” demenin kaçışını da gayet münasip  şeklinde uygularız. Ama Kıbrıs görüşmelerinde masaya konulan taploda Kuzey Kıbrısın 11 Milyarlık Dolar borcu artarak devam ediyor. Peki yeri geldiğinde borç nemi oluyor? İşte Yunanistan örneğine bakıp anlamak kolaydır. Ama geçenlerde şanlı CTP kişisinin ağzı dolu bana söylediği gibi: “Ben şimdi burada otururken, bana ek mesayi yazılmaktadır” sözleri çok anlamlı bir sonun habercisidir. Hele yeri geldiğinde “Kıbrıslılar tenbeldir* Eğlenceyi çok sever* Evlerinde bolca araba ve kiraladıkalrı evelr vardır” denilince de niye biz sızı duyalım.

Sistem böyle işliyor. Birileri ganimeti, ötekileri rantı, yandaşlıklarla borçlanan kaynağı ceplerine atanlar ayni zamanda bizi temsil ediyor ise; sonuçta hem alınan borçlar, hem kulanılıp yasadışı yol ile zenginleştirilip miktarı 48 milyar doları bulan maliyet çıkıyor ise; bunun faturası yine yolsuzluk ve yasadışıcılara değil; tıpkı Yunanistanda olduğu gibi gariban yurtaşa kesilecektir. Doğrusu; Yunanistan krizi yaşanır ve Troyka ile İMF inanılmaz baskıalrı günlerdir yaşanırken; Kıbrıs sorununda maliyet miktarı ve borçların duyulması belki birilerini tetikletirip, enazından gerçeklerle şimdiden konuşmaya başlamamız gerektiğine inanıyorum. Yok B.M. Kıbrıs temsilcisi gibi bazı önemli konular söylenince “bunarlı konuşmayında” hala duruyor isek; ilerde tıpkı Yunanistanda olduğu gibi; vurgunu vuranlar değil her zaman bedeli ödeyenler yine Türkiyeleşme siaysetinin borç kamçısının da sesini yoksular hisedecektir. Demesi benden.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.